|
|
|
|
Kültürü, genelde, hayatla pek doğrudan ilgisi olmayan ölü, kuru ve soyut bir kavram olarak düşünürüz. Oysa bu son derece yanlıştır. Çünkü kültür, bir inançlar, değerler ve pratikler bütünüdür. Her kültür, kendine özgü bir anlam haritası, anlamlandırma dizgeleri ve pratikleri üretir. Kültüre hayatiyet kazandırmak...
Bir kültürün varlığını sürdürebilmesi, hayatın / gerçekliğin görünür ve görünmez alanlarını aynı anda meczeden, harmanlayan anlam haritalarını ve anlamlandırma pratiklerini değişen koşullarda sürgit yeniden icat ve inşa edebilmesine, yeni şekillerde yeniden üretebilmesine bağlıdır. Müslümanlar'ın, İslam kültürünü yeniden icat ve inşa edebilecek başarılı bir performans gösteremedikleri doğrudur. Zaten Müslümanlar'ın bugün hem Müslümanlık'la, hem de "bu dünya" ile ilişkilerinin sorunlu olmasının nedenleri burada gizlidir. Ancak her şeye rağmen, bakışları sakatlanmış, bilinçleri yaralanmış ve kişilikleri parçalanmış bugünkü Müslüman toplumlarda bile Müslümanlığın hâlâ başlıca kimlik pekiştiricisi rolü oynamasının nedenlerinin neler olduğu sorusu, üzerinde kafa yorulması gereken esaslı bir soru/ndur. Ne ki, (başta Müslüman aydınlar olmak üzere) bu tür soru/nlar üzerinde kafa yorulmaması dikkat çekicidir. Bugün hayatımızda Müslümanlığın başlıca kimlik pekiştiricisi rolü oynamasını mümkün kılan "dinamik"lerden biri, Kurban-ve-Bayram örneğinde gözlenen, köklü, z/engin anlam ve sembol haritalarının ve anlamlandırma pratiklerinin hala hayatımızda, hayatımızın sürüyor olmasında merkezi bir role sahip olmasıdır. Kurban kök-paradigma'sı
Ernst Cassirer, The Philosophy of Symbolic Forms (Sembolik Biçimlerin Felsefesi) başlıklı başyapıtında, insanların kendilerini ve dünyalarını dil, mit ve bilgi'nin oluşturduğu "mekanizma"lar yoluyla tanıdıklarını ve temsil ettiklerini söyler. Ve ekler: Dil'imizin, mitlerimizin ve bilgilerimizin işlevsel olarak varlığını sürdürmesini mümkün kılan mekanizmalar, geliştirdiğimiz sembol (ve anlam) haritaları yoluyla hayat ve hayatiyet kazanır. Benzer gözlemleri Victor Turner, Clifford Geertz ve Levi-Strauss gibi antropologların ve Roland Barthes ve Peter Berger gibi teorisyenlerin de yaptıklarını anımsatmak isterim. Dinamik bir iletişim sistemi olarak Kurban-ve-Bayram, İslam'ın sunduğu insan, dünya/eşya ve Tanrı tasavvurunu, tek başına özetleyen zengin bir anlam ve sembol haritası sunuyor. Dinamik bir İletişim Sistemi
Bu gerçeği daha iyi görebilmek için Kurban-ve-Bayram'ın en temel kök-paradigması olan "kurban" kavramını açımlamamız gerekiyor: Kurban sözcüğü, kurbiyyet, yani yakınlık veya yakınlaşma sözcüğüyle aynı anlam kümesine ait. Kurban'ın terminolojik anlamı, Yaratıcı ile yakınlık kurmak, Yaratıcı'ya yak/ın/laşmak demek. Böylelikle "kurban kavramı ve eylemi, insanın Yaratıcı'sı ile iletişim kurduğu bir "araç"a veya "aracı"ya dönüşüyor. Canlı/fiziksel bir "varlık", sembolik olarak fizikötesi bir eyleme (ibadete) aracılık ediyor. Kurban'ın sunduğu ulvi iletişim sistemiyle müslümanlar, hem Yaratıcı'ya olan ibadetlerini yerine getirmiş oluyorlar; Yaratıcı'yla ilişkiye geçiyorlar; hem de kendi aralarında fizik'le fizikötesi gerçekliği aynı anda meczeden, bütünleştiren, buluşturan bir ilişki ve iletişim biçimi geliştiriyorlar. İşte Bayram, farklı bir zaman anlayışının, yani Müslümanlar'ın, mevcut toplumsal ve kamusal zaman anlayışını delip geçen ve zamanı bütünüyle farklı bir şekilde idrak etmelerini ve "yaşamalarını" mümkün kılan bir kültürel, toplumsal iletişim sisteminin vücut bulmasına imkan tanıyor: Bayram'dan önceki iş'le ev arasındaki koşuşturmacanın rutinine ve mekanikliğine indirgenen zaman anlayışından; zaman'ın daha özgürce ve ulvi bir şekilde kullanılmasını mümkün kılan ulvi, dinamik bir toplumsal / kültürel iletişim sistemine geçiş sözkonusu oluyor. Böylelikle bir yandan Bayram'ın manevi havası ve atmosferi, müslümanlar arasında barış, esenlik, sevgi, kardeşliğin esmesini sağlıyor; öte yandansa Bayram'da kesilen kurban'ın bir anda şekillendirdiği ekonomik ve toplumsal ilişki ve iletişim sistemi aracılığıyla Müslümanlar arasında dayanışmanın, yardımlaşmanın, istikrarın, bütünleşmenin ve yekvücut olmanın imkan dahiline girdiği bir mahall'in (bir "alan"ın veya Bourdieu'nün deyişiyle habitus'un) hayatiyet kazanması, hayat bulması, hayat haline gelmesi sözkonusu oluyor. Özetle, Kurban-ve-Bayram, "kurban" / "yakınlaşmak" kök-paradigması ekseninde şekillenen yepyeni, ulvi bir iletişim sistemi kuruyor ve Müslümanlığın sunduğu sembol ve anlam haritalarının, anlamlandırma pratiklerinin toplumsal, kültürel ve ekonomik hayatta hem dünyevi (fiziksel), hem de uhrevi (fizikötesi) düzlemlerde tüm zenginliğiyle tezahür ettiği, kendine özgü bir zaman ve mekan idraki yeşerten bir dünya tasavvuru ve hayat tarzı üretiyor. Böylelikle tüm müdahalelere, engellemelere ve çabalamalara rağmen, Kurban-ve-Bayram, Müslüman toplumların, İslam'ın sunduğu sembol ve anlam haritalarına yeniden hayatiyet kazandırma ve her şeye rağmen varolma dinamizmlerini koruduklarını bir kez daha gözler önüne sermiş oluyor. Bu dinamizmi, en iyi, Türkiye dışında uzun süre yaşamış olanlar görebiliyor. Bir "mehdi gibi" takdim edilerek ülkeyi (başta ekonomik çöküntüden) kurtarmak üzere "gönderilen" Kemal Derviş'in, 30 küsur yıl Amerika'da yaşamış biri olarak yaptığı ve gözlerden kaçan gözlemlerden biri şuydu: "Bu toplumun yapısı sağlam. O yüzden bu ülke bu tür krizleri atlatabilecek bir potansiyele sahiptir."
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |