T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Hükümet: Alternatifsiz konu mankeni

Kemal Derviş Ekonomiden sorumlu bakanlık koltuğuna oturduğu bir haftadan bu yana tek bir hata yapmadı. En önemlisi, "pembe tablolar" çizmedi, Türkiye'yi "hayal aleminde gezinti yapmaya" davet etmedi.

Gelgelelim, hükümetinden muhalefetine, solcusu-sağcısından İslamcısına, Türkler, "hayal alemi"nde dolaşmaya pek arzulu. İnternet sitelerinden biri Kemal Derviş'in Amerika'dan "40 milyar dolar vaadi" aldığını manşetine taşıyor. Bu arada, aylardır attığı her manşet kocaman bir yalan olan ve yalan olduğu çok geçmeden ortaya çıkan Sabah gazetesi bu huyunu değiştirmeye hiç niyetli gözükmeden "Derviş'e büyük destek" diye büyük puntolarla manşetten "umut" dağıtıyor. Bu manşeti, bizzat Kemal Derviş'in kendisi yalanlıyor.

Aynı gazetede ekonomik konularda yazan Necati Doğru ise, yazısının başlığını "Derviş'e öğütler: Adamı göstere göstere yerler!" şeklinde atmış. Yazısında şu satırlara yer vermiş: "Burası Türkiye... Burada adamı yerler. Burada senin gibi dışarıdan gelmiş, kariyerini uluslar arası alanda yapmış bürokrata zincir takıp oynatmanın 1001 puştluğu vardır. Burası Türkiye... Önce çok yağlarlar, yıkarlar... Kurtarıcı derler. Omuzlara alırlar... Etrafını üretenlerle değil üleşenlerle doldururlar. Kafandaki ekonomi bilgisini de unutur; hatta kendi adını bile hatırlamaz olursun. Onlara açıkça, "Partinizden değilim... Sizin amaçlarınıza bağlı değilim..." diye ilan et ve bunu belli edecek bir yöntem bul."

Eski dostum Kemal Derviş, geçen hafta beni telefonla aradığında, kendisine tıpkı Necati Doğru'nun "öğütleri"ne benzer, naçizane bir uyarıda bulundum. "Etrafın puşt zulası dolu. Becerebilirsen, sanki hiç Türkiye'ye gelmemiş gibi, Amerika'da iken Türkiye için kafanda -doğru, yanlış- hangi şablon varsa onu uygulamaya bak. Burası öyle bizantin bir ülke ki, adamı suya götürür, susuz getirirler. Allah yardımcın olsun." dedim.

Daha şimdiden Kemal Derviş'in ismi üzerinde "ham hayaller" oluşturulmasına, kendisi bunu ısrarla reddetmesine rağmen, başlandı. Gerçekleşmezse, sorumlusu Kemal Derviş olacak. Hesap bu. Başbakan Bülent Ecevit bile, "aç tavuk kendini darı ambarında görür" misali, Kemal Derviş'in, kendi hükümetinin batırdığı onmilyarlarca doları çantasına koyup getirmesini bekliyor sanki. İki Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ile Mesut Yılmaz'ın manipüle ettiği sözde "büyük medya" da bu rakamlarla, kendi rezaletlerini unutturacak şekilde, Türkiye'yi "hayal alemi"nde "gezintiye" sokuyorlar.

Oysa, Kemal Derviş özellikle Washington'da yaptığı açıklamalarda gayet net bir dille, "ulusal program ortaya çıkmadan", ne Amerika'dan, ne de uluslararası finans kuruluşlarından "zırnık gelmeyeceğini" anlayabilen için ifade etti. "Ulusal program" için ise "şartı" var: "Çok kesin ve güçlü bir siyasi destek."

Bu "siyasi destek"in ise iki yönü söz konusu:

1. Hükümetin kayıtsız şartsız, yeni programın arkasında durması.

2. Yeni programın bir "toplumsal mutabakat"ı yansıtması.

"Ulusal program"ın belkemiğini ise bankacılık sektöründe "geri dönülmez adımlar"ın oluşturacağını belli etti. Derviş, Washington'da Türk basınına konuşur gibi yaparak, Ankara'ya ve özellikle ANAP ve MHP'ye "mesaj" gönderdi. Kamu bankaları, yani Türkiye'nin ekonomik bataklığa saplanmasının kaynağındaki Emlakbank, Vakıfbank ve Ziraat Bankası, bu iki partinin elinde. Özelleştirme keza öyle. Halkbank ise hala Hüsamettin Özkan'ın "nüfuzu" altında mı, belli değil.

Dolayısıyla, bankacılık sektörüne vakit geçirilmeden atılacak neşter, "devlet rantını paylaşan" ANAP'ı, MHP'yi ve DSP'li bazı ortaklarının canını acıtacak. Kemal Derviş, "var mısınız" demeye getiriyor. Yoksanız, Washington'dan para da beklemeyin. Bu kadar basit.

Ayrıca, "ulusal program" adını verdiği "yeni program"da "yolsuzlukların üzerine gitmeye devam edileceğini" ve "devletin kendi sorumluluğunu yüklenmek zorunda olduğunu" söyledi. Yani, günün Mesut Yılmaz'ın da Ecevit'in ardından katıldığı modası, "IMF'ye sövmek"le işin içinden sıyrılmak mümkün olmayacak. "Yolsuzlukların üzerine gitmek" demek, hükümette, Derviş'in sağında solunda oturanların başında kabağın patlaması demek.

Bunlar yapılmazsa? Dış kaynak yok. 25-40 milyar filan değil, tek bir cent yok.

Hükümet ortakları, bir bakıma "kendi intiharları" anlamına gelecek desteği ya verecekler ve Kemal Derviş'in (ve ardındaki uluslararası meşruiyetin) önünde hazırola geçecekler; veya çok yakında sokağa çıkamayacak şekilde yıkılıp gidecekler. Türkiye'nin sürüklendiği kertede bir üçüncü yol yok.

Gelinen noktada, hükümetin kayıtsız şartsız desteği de yeterli olmayacak. "Toplumsal mutabakat", yeni programa hükümet desteğinden bile daha önemli. Nitekim, TOBB Başkanı Fuat Miras, bunun işaretini, "Turkish News" gazetesiyle mülakatında verdi. Miras, "Bundan önceki programın hazırlanması sırasında hükümet bizi dinlememişti. Kendi yoluna gitmekte ısrar etti. Yeni programda da aynı şeyi yaparsa, desteğimizi kesinlikle esirgeriz" diyor. O da haklı.

Kemal Derviş'in, TOBB'la, diğer kuruluşlarla, bu arada mutlaka sendikalarla ve hatta muhalefet partileriyle görüşüp, desteklerini elde etmesi de şart.

Gördüğünüz gibi, Türkiye'de artık Bülent Ecevit hükümeti sadece "konu mankeni". "Alternatifsiz"!


10 Mart 2001
Cumartesi
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED