T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

Neden Doğu'dan uzağız?

Bu topraklardaki değerleri iyi algılamamız gerektiğini ve mutluluğa giden yolun Doğu'dan geçtiğini belirten Cengiz Erengil, "Doğulular sahip oldukları zenginliğin farkında değil" diyor.

Cengiz Erengil , 17 yıldır felsefeyle ve edebiyatla uğraşan, bu uğraşları sonucunda ilginç çıkarımlara ulaşan bir felsefeci. Metin Bobaroğlu'un felsefe grubunun bir üyesi olan Erengil, 'Neden yüzleri Batıya dönük, Doğuya giden ince bir yolda yürüyen mutsuz bilinçlere dönüştük?' sorusuna felsefi platformda cevap arıyor. Hegel'i bedeni Batıda olan ve ruhu Doğu'ya dönük bir filozof olarak tanımlayan Erengil, Batı'nın Hegel'i tam olarak algılayamadığını söylüyor. Ülkemizde çok az bilinen dünyaca ünlü Hindistanlı düşünür Jiddu Krisnamurti'den bir çevirisi (Zihin ve Düşünce Üzerine) ve Krishnamurti'nin çeşitli metinlerini doğulu ve batılı yazarların metinleriyle karşılaştırdığı 'Krisnamurti ve Philosophia' isimli bir eseri bulunan yazar, bugün altın çağını yaşayan Batı 'nın, kültürel ve felsefi alanda bir çıkmazda olduğunu ve Batı insanının kendisine yabancılaştığını söylüyor. Erengil'le Batı felsefesinin içinde bulunduğu kriz, Hegel'in neden Doğu bilgeliğine yakın olduğu ve yirminci yüzyılın en büyük Doğu'lu düşünürlerdinden Khrisnamurti üzerine konuştuk.

Batı neden çıkmazda?

Cengiz Erengil, Batı insanın ve Doğu'da yaşadığı halde kurtuluşu Batı'da gören Doğu insanın içinde bulunduğu krizi, Doğu-Batı ekseninde şöyle değerlendiriyor: "Batı uzun zamandır philos'unu (tümel sevgi) ve sophia'sını (hikmet, bilgelik, arı farkındalık) kaybetti ve Heidegger'in de vurguladığı gibi varlık deneyimini unuttu. Bütünsel bakış parçalara bölünmüştür. Şizofren olma, cinsel kimliğini değiştirme, sürekli korku ve kaygı yaşama, avcı olma ve öldürme tutkusunu tatmin etme günlük yaşamın sıradan yanları olmuştur. Bu yabancılaşma süreci içinde felsefe de artık bir gösterge olmaktan çıkmış, anlamsız bir gösterenler dizisi; postmodern edebiyat metni olmuştur. Dizisel olarak yan yana getirilmiş sözcüklerin, cümlelerin, paragrafların, bölümlerin ve yazıların artık kendilerinden başka, kendilerinin ötesinde ya da üzerinde temsil etikleri herhangi bir anlam yoktur. İrfaniyet (gnostosizm) hangi nedenlerle olursa olsun (nazizm, faşizm, stanilizm-engizisyon) yerini irfaniyet düşmanlığına bırakmıştır. Batı kültürünün tarihi, insanlık tarihinin bir parçasıdır. Kültür yaşanan değerlerden oluşur, kitapta yazılan satırlardan değil." Erengil, Batı'nın içine düştüğü düşünsel kaosun Batılı felsefecilerin felsefelerine de yansıdığını kaydediyor:

"Soyut mantık, diyalektik mantık, spekülatif mantık, mantıksal-olan gibi arı kavramlar yerine Kierkegaard'daki korku, kaygı, kuşku, somut düşünme, nefret, tutku, iç daralması; Kafka'daki güvensizlik, terör, dehşet, suç, umutsuzluk, yargı, anlamsızlık, çaresizlik gibi terimler; varoluşçuluktaki olumsallık, olgusallık, boğulma duygusu, boşluk, saçma, hiçlik, yitiklik sıkıntı, incinirlik..vs gibi terimler Hegel sonrası Batı felsefesinde hakim kavram ve tanımlar haline getirilmiştir."

Yirminci yüzyılda Batı'yı şaşırtan bilge

Cengiz Erengil'in bir başka ilgi alanı ise dünyaca ünlü Hint düşünür Krishnamurti. 1895 yılında Hindistan'da dünyaya gelen Jiddu Krishnamurti, on üç yaşındayken Theosophical Society tarafından dünya öğretmeni olarak seçildi ve yaşamı boyunca evrensel düzlemde insanlara seslenmeye çalıştı. 1929 yılında, kendisine verilen mesihlik ünvanını reddeden Krishnamurti, kendisine bağlı olan geniş ve zengin bir kitleyi çevresinden dağıttı. 1986 yılında doksan yaşında ölene kadar dünyanın birçok yerinde konferanslar verdi . Bugün Krishnamurti 'nin konuşmaları altmışın üzerinde kitaba toplatıldı. Cengiz Erengil'e göre onun öğretisinin kilit noktası, toplumda gerçekleşecek köklü bir değişimin ancak bireysel bilinç çapında bir dönüşüm ile olabileceği. Erengil, Khrisnamurti öğretisinin temel özelliklerini şöyle özetliyor: "Ona göre biz fıtrat zekamızı kaybettik, doğaya karşı yanlış davrandık. Düşüncelerimiz ve imgelerimizle doğal zekamızı kaybettik. Krishnamurti ise içimizde körelmiş de olsa var olan doğal zekamızı tekrar devreye sokmamızı istiyor. Bilinçlerimizin 'benim bilincim' olmadığını, bilincin bir ve tek olduğunu, bütünden kopmamız gerektiğini belirtiyor. Ezbercilikle ve belleğe doldurulan algısal kayıtlarla kendimizi geçmişe hapsettiğimizi, asıl öğrenmenin ise an'ı yaşayarak, arı bir farkındalık ve arı bir gözlemle gerçekleşebileceğini, sorunlarımızı da ancak böyle an'ı yaşayan ve özgür bilinçlerin çözebileceğini açıklıyor. Bu ise bize Anadolu'daki irfan kavramını anımsatıyor...Krishnamurti bir 'tenzihci'dir ve 'teşbih'çi olduğu söylenebilecek Batı'ya bunu öğretebilmek için yıllarını vermiştir. Hegel dışında Batı felsefesi hiçbir zaman soyutlamayı, tam olarak anlayamamıştır. Erengil, Krishnamurti'de psişik birikimlerden, düşüncelerden, ön yargılardan arınmış bir saf bakış ve saf dikkatle merhamet dolu sevginin bütünselliğinin yaşanmasında olduğunu açıklıyor. Krishnamurti'ye göre öğrenme sanatı aynı zamanda yaşama sanatı anlamına geliyor...

Batı Hegel'i anlayamadı

Erengil, Hegel'in bedeni Batı'da olan ve ruhu Doğu'ya dönük bir filozof olduğunu söylüyor. "Hegel'e göre felsefe, ancak tözsel birlik ilkesiyle birbirine bağlanmış öğelerden oluşan bir dizgeyse felsefe olabilir, aksi takdirde edebiyat ya da başka bir yazı türüne dönüşür. Batı, sanki Hegel öznel tin ile ilgili hiçbir şey yazmamış gibi davranmaktadır... Doğuda felsefe olmadığını söyleyen Batı felsefesi, aradan yüz elli yıl geçmesine rağmen daha Hegel metinlerini doğru okumayı bile başaramamıştır. Hegel'i bir Doğulu filozofla karşılaştırmak gerekirse buna en uygunu Muhyiddin Arabi'dir. Hegel'in mantıksal olan dediği üç yanlı dizgesi soyut mantık, diyalektik mantık ve spekülatif mantıktan oluşur. Muhyiddin Arabi'nin mantıksal sistemi ise 'tenzih', 'teşbih' ve 'tevhid'den oluşur. Tenzih 'olumsuzlama', teşbih 'olumlama-belirleme', tevhid ise ikisinin ayrımcı birliğidir; Bir de çokluğun, çoklukta Bir'in görülmesi gibi... Bu terimler vahdet-i vücud bilincini temellendirir. "

 
Türkistan Geceleri
Kayahan,Türk müziğinde farklı bir yere sahip. 80'lerde yaptığı şarkılarla "ölümsüzlüğü sırtladı'. Modern, batılı bir müzikal zekası var. Şarkılarında 'kriz' ve 'bunalım' yok. Daha doğrusu yoktu. Bu, O'nu farklı kılan özelliklerin basında geliyordu. Hüzün ve 'acı'nın tiraj sağladığı bir ülkede heyecan, neşe, umut saçan şarkılar yapmak müziğe ticari yaklaşmadığını gösterir. Tabii bu yargı 80'ler için geçerli. Rakibi ve çağdaşı Sezen'le 'kalite'de birleşiyor ama 'içerik'te ayrılıyorlardı. Türkiye'de müzikseverler, özellikle "kahırdan kahırlara düşüp, ağıt yakıp ağlamaktan kör olmanın zevkini geberisiye tatmak" istemeyen müzikseverler ve yine özellikle bunalımlarla bunala bunala, mide bulantılarına duçar olmak istemeyen müzik tutkunları için Kayahan çok özel bir yere sahipti. Kayahan, bu bağlam da 90'ların ortalarına kadar müzikal iffetini korudu diyebiliriz.
Osmanlı Türkçesi Kılavuzu
Bir toplumun bugününün bilinmesi ve anlaşılması dün'ünün bilinip anlaşılmasıyla mümkündür. Hele o toplum mensuplarının dün'lerini bilmemesi demek, bir insanın hafızasını kaybetmiş olmasıyla benzer bir durumdur ki, toplumsal kimliğin sağlıksız olmasının en önemli sebebidir. Bugün Türkiye'de ve genel anlamda Ortadoğuda, Balkanlarda yaşayanların geçmişlerini Osmanlıyı bilmeden öğrenip anlamaları mümkün olamaz. Doç. Dr. Hayati DEVELİ'nin hazırlamış olduğu kitap, bu muazzam hazineye açılan kapının anahtarlarını sunuyor. Kitap sadece üniversite öğrencileri için ders kitabı olarak hazırlanmamış. Kendisini entelektüel olarak hisseden, en azından ülkenin kültürel ve fikrî platformunda söz sahibi olmak isteyen, bunun yolunun da geçmişi iyi bilmekten geçtiğini idrak eden her Türk aydını bu kitap vasıtasıyla Osmanlıcayı daha kolay bir metotla, sağlam temellere dayanarak öğrenebilecek. Günümüz yazarlarından Yunus Emre'ye uzanan geniş bir yelpazeden seçilmiş metinlerle Osmanlı kültürünün temel kavramlarını öğrenebilecek; böylece daha yetmiş yıl önce basılmış gazeteler, dergiler; kütüphaneler dolusu yazmalar, hergün gelip geçtiği yolun üzerindeki çeşme, mezartaşı kitabeleri; dededen kalma mektuplar yabancı, anlaşılmaz, ulaşılmaz olmaktan çıkacak. (Osmanlı Türkçesi Kılavuzu I, Doç Dr. Hayati Develi, Bilimevi Yay. Tlf. 0212 531 56 29)
10 Mart 2001
Cumartesi
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED