T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

G Ü N D E M

Kadının tüketim kimliği ön planda

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, medyanın hakim dilinin üst gelir düzeyine mensup şehirli kadınların dışında hayat sunmadığını belirterek, kadının tüketen kimliği ile ön planda olduğunu söyledi. Barbarosoğlu, "Son yirmi yıldır ne genç kızlara ne de kırsal kesim kadınlarına, alt gelir gruplarına olumlu bir model sunulmadı" şeklinde konuştu.

Globalleşen dünyanın giyim tarzını moda, hayat tarzını fast-food belirliyor. Bütün dünyanın resmi dili İngilizce. Bunun sonu nereye varacak?

Global dünya bir taraftan insanların yerel ve fizyolojik farklılıklarını öldürürken diğer taraftan çoğulculuğa vurgu yapan bir yol izliyor. Çoğulculuk vurgusu modernitenin baskılarından bunalmış İslami kesimde can simidi olarak görüldü. Bunun ilerde ruhi planda çatışmaya sebep olacağını düşünüyorum. Şimdi insanlar kendince bir din anlayışı ortaya koyarak "en doğru" benimkisi demenin telaşını yaşıyor. Yani görünüşte insanlar giyim kuşamlarıyla birbirine yaklaşırken, aynileşirken iyilik, doğruluk anlayışı gibi temel ahlaki konularda birbirine uzak düşüyor. Bu durum, insanın yeryüzündeki konumunu yanlış bir düzleme çekerken bir taraftan da yalnızlaştırıyor.

Şimdiye kadar estetik terör kadınları daha fazla hedef almış gibi gözükürken, erkekler de artık estetik terörden nasibini alıyor.

Evet, insanlar büyük öykünün ana yolu üzerinde birbirinin aynısı yürümeye devam ederken, bir örnekliğin verdiği sıkıntı isyan noktasına getirmesin diye yerel vurgular yoğunlaştırılacak. Çoğulculuk anlayışı demokrasinin eskiyen yerlerinde yama vazifesi görecek. Fakat yerellik globalleşmeye engel değil, bir havalandırma boşluğu olarak fonksiyon üstlenecek gibi görünüyor. Çoğulculuk ise felsefi planda isminin çağrıştırdığı olumlu manaya sahip değil.

Modernleşmeye ayak uyduramayan veya modernitenin yaşam tarzına bir yama gibi girdiği kadınlar bu azbuçuk modernliğin bilinç yarılmasından nasıl kurtulacak?

Kurtulmak kelimesini rahatlıkla kullanamayacağımızı düşünüyorum. Fakat kırsal kesim kadınlarını ya da alt gelir grubuna mensup kadınları düşünerek geleneksel değerlerle, medyadan empoze edilen "modern değerler" arasındaki çatışmadan nasıl en az yara ile kurtulabileceklerini problematik yapabiliriz. Kişisel direnç noktaları farklı olmakla birlikte özellikle Batman intiharlarını aklımızda tutarak, kadınların çevreleriyle uyumlu, kendileriyle barışık yaşamalarını sağlayacak projeler geliştirmeliyiz. Medyanın hakim dili üst gelir düzeyine mensup şehirli kadınların dışında hayat sunmuyor. Kadın tüketen kimliği ile ön planda. Son yirmi yıldır ne genç kızlara ne de kırsal kesim kadınlarına, alt gelir gruplarına olumlu bir model sunulmadı.

Türkçe'de olumlu manada "bu eve kadın eli değmiş" şeklinde bir deyim vardır. Bugünkü koşullar içinde "kadın eli" her alana yeteri kadar değiyor mu?

Ortada bir realite var. Enflasyonist baskılar, aile sorumluluğu duymayan erkekler ve kadın emeğinin ucuza mal edilmesinden dolayı her geçen gün daha fazla kadın ekmek parası kazanmanın derdine düşüyor. Sosyal hayatın düzensizliğinden dolayı kadının eli makineleşiyor. Yani kadının kendi iki eli bile birbirine değemez hale geliyor.

Önemli olan insanın mizacına, meşrebine uygun hem kendisi için hem de başkaları için faydalı olabileceği bir işi yapıyor olmasıdır. Erkeklerin yaptığı her işi ille de kadınların da yapması gerektiği düşüncesi bir saplantıdan kaynaklanıyor. Bu saplantının temelinde erkeğin yaptığı her işin "yüce görülmesi" gibi bir anlayış var. Kadınlar erkek işi de yapmaya kalkınca erkekler bütün mesuliyetlerinden kurtuluyor ama, kadın yeni mesuliyetler yüklenmiş oluyor.

Feminist ideolojinin en az yüz yıllık geçmişine rağmen, kadın hakları, kadın sömürüsü gibi argümanların kabul görmesine rağmen neden hala sömürü, şiddet devam ediyor?

Bu bir ahlak sorunu. Feminist ideoloji; dünyayı erkekler yönettiği için kötü yönettiğini, halbuki kadınların yöneteceği dünyanın daha erdemli, daha merhametli olacağını savunuyor. Modern kültür içinde ne erkekler şövalye ruhuna sahip ne de kadınlar merhametli. Bir taraf en kötü yanlarıyla kadınsılaşırken, öbür taraf erkeksileşiyor. Feragat ve hizmet ahlakı olmadıkça sömürü ve şiddet artacak. Güçlülerin, güçsüzleri ezmeyerek, kendini yeryüzünde Allah'ın halifesi olarak görecek bir anlayışın yerleşmesi tek kurtuluş. Herkes ve herşey bize emanet. Bu bilinçte olan fertler ne kendilerine, ne başka insanlara, ne de çevrelerine zarar verir.



10 Mart 2001
Cumartesi
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED