T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Ecevit, bankalar ve Özkan

Bayram sırasında Ecevit, bazı gazetelerin Ankara temsilcileriyle görüşmüş. Aralarında Yeni Şafak yok! Ecevit basınla sohbet toplantısına, hiç, Yeni Şafak'ın Ankara temsilcisini çağırır mı? Bir özeleştiri dahi yapmıyor.

Bayram sırasında Ecevit, bazı gazetelerin Ankara temsilcileriyle görüşmüş. Aralarında Yeni Şafak yok!

Acaba tercihi neye göre yapıyor? Öyle ya, banka batıran ve halkı bir güzel soyan gazetenin temsilcisini kabul ettiğine göre, ahlâkın bu tercihte bir rol oynadığı söylenemez.

Herhalde, halâ kafasında 28 Şubat şablonu ve "dinci - laik" ayırımı var.

Tevekkeli değil, kamuoyundaki desteği % 10'un altına düşmüş. (Ankara Ticaret Odası'nın ve Anar'ın araştırmaları) Cumhurbaşkanı Necdet Sezer ise, her araştırmada % 70'lik oranı koruyor.

Özeleştiri yok

Başbakanın, Temizel'in ayrılışını, Devlet Denetleme Kurulu'nun devreye sokulmasına bağlaması, Milli Güvenlik Kurulu'ndaki tavrını "Evet böyle yapmam gerekliydi" diye savunması, özeleştiri kabiliyetini de kaybettiğini gösteriyor.

Fikret Bilâ'nın "Keşke böyle yapmasaydım dediğiniz oluyor mu?" sorusuna, "Bunu dersem kendimi suçladığım anlamı çıkar. O tavrımın kaçınılmaz hale getirildiğini düşünüyorum" cevabını veriyor. (Milliyet - 8 Mart 2001)

Türkiye ekonomik krize teslim olmuş, yolsuzluk batağına düşmüş!

Aman Ecevit sakın kendisini suçlamasın! Aslında millet suçlu. 1978'deki tecrübesini unutup yeniden ona başbakanlık şansı verdiği için...

Gazete köşelerinde önde gelen ekonomistlerin yorumlarını okuyoruz. Hepsi de, acil durum halinde, IMF reçetesine uyulmayıp, piyasaya likidite verilmesi gerektiğini savunuyor. Dedikleri özetle şu: "Önce bankalar arası güven sarsıldı. Bu güven bunalımı, piyasaya para enjekte edilerek aşılabilirdi. IMF'nin dayattığı nakit sınıra uyuldu. Ve Türkiye'nin, 26 milyar dolar rezervi olmasına rağmen, dövize hücum başladı. Likidite krizi, döviz krizine dönüştü."

İşte bu ekonomik bunalımın kıvılcımını Ecevit tutuşturdu. Tam da, Hazine'nin bono satacağı günlerin öncesinde "Devlet krizi başlamıştır" demek suretiyle, piyasayı tedirgin etti. Hazine yeterince borçlanamayınca, Merkez Bankası açığı kapattı. Bu defa zaten iyi yönetilemeyen ve yükümlülüklerini Merkez Bankası desteği ile yerine getiren Halk Bankası ile Ziraat Bankası açıkta kaldı.

İşte mali kriz Şubat ayında bu yüzden çıktı. Para sıkışıklığını aşmak Merkez Bankası'nın elindeydi. Ama yetkililer IMF'nin talebi doğrultusunda devalüasyon yapmayı tercih etti.

Türkiye'deki iktisat profesörlerinin ve uygulayıcılarının müşterek yorumu bu.

Fakat bakıyoruz da, Ecevit, krizi tutuşturan tavrının kaçınılmaz olduğunu söyleyebiliyor.

Kurban meselesi

Ülkemiz bir büyük ekonomik şoku henüz atlatamamışken, Tekel basını (Dinç Bilgin de, Aydın Doğan'ın himayesine girdiğine göre, Kartel yerine Tekel demek daha doğru) kurban meselesini tartışıyor.

Öncülüğü, "Tavuk da kurban edilebilir" diye Zekeriya Beyaz yaptı. Aslında Beyaz'ın konuşması iyi de oldu.

Alın bakın, Marmara İlahiyat Fakültesi'nin başına nasıl biri getirilmiş! Beyaz her çevreden tepki gördü. Zekeriya Beyaz'ın başlattığı tartışma henüz küllenmeden, bu defa, gazeteler kurban sorununu manşetlerine taşıdılar.

"Acaba" dedim, "medyada köşe başlarını tutan "canlı hayvan kaçakçıları" hayali ihracat yapacak malzeme kalmıyor telâşını mı yaşıyorlar? Bu yüzden mi dillerine kurbanı doladılar?" (İstanbul 2. Ağır Ceza'da basındaki şöhretlerin davası sürüyor)

Eymür'ün sitesi

Pazartesi günü, bayram rehaveti dağılacak, kurban tartışması sona erecek. Ve Türkiye ekonomik gerçeklerle yüz yüze gelecek. Kemal Derviş'in en önem verdiği konulardan birinin, bankacılık reformu olduğu belirtiliyor. Fondakiler, bir şekilde elden çıkarılırken, herhalde bankacılık sisteminin bu hale gelmesine sebeb olanlar da himaye görmeyecek.

Kamu bankalarının defteri de açılacak.

Mehmet Eymür'ün sitesinde, Halk Bankası'ndan sorumlu Hüsamettin Özkan'ı hedef alan iddialar çıktı. Aslında Eymür, bu konuda yazılan ve söylenenleri bir araya getirmekten başka bir şey yapmamıştı.

Hüsamettin Özkan, Halk Bankası'nın kendi sorumluluğundan koparılıp, Kemal Derviş'e verilmesinden de istifade ederek bir açıklama yaptı.

Bence bu açıklama, Eymür'ün sitesinde çıkan iddiaları da, Hüsamettin Özkan'ı suçlayarak DSP'den istifa eden Mustafa Düz'ün savlarını da karşılamıyor.

Düz, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın hazırlamış olduğu 5 adet soruşturma dosyasının, izin alınmak üzere Halkbank'ın bağlı olduğu Hüsamettin Özkan'a sunulduğunu ve ilgili bakanın Aralık 2000 tarihine kadar bir işlem yapmadığını söylüyor. Mustafa Düz'e göre, ancak bu konudaki haberler basına yansıdıktan sonra Özkan harekete geçiyor.

Özkan'ın, Aralık 2000'e kadar beklettiği dosyaların numaraları da Atin.org sitesinde yer alıyor.

Hazır no: 1998/89503 - 1998/65477 - 1998/87242 - 1998/78507 ve 1998/75674.

Dosyalarda, Genel Müdür ve diğer yöneticiler, görevlerini kötüye kullandıkları için suçlanıyor.

Murakıp raporu

"Gizli" ibaresini taşıyan bir başka belge de yukarıdaki fotoğrafı tamamlıyor.

Başbakınlık Teftiş Kurulu Başkanı Osman Nuri Oduncu'nun, Hüsamettin Özkan'a gönderdiği 24.12.1998 tarihli yazıda aynen şu cümlelere rastlıyoruz:

"Hazine Müsteşarlığı Bankalar Yeminli Murakıpları Kurulu Başkanlığı'nca inceleme ve soruşturması tamamlanan beş dosya, Devlet Bakanı Hüsamettin Özkan'ın bilgisi dışında Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiş, Genel Müdür ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında takibat yapılabilmesi için 399 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname'nin 11/d maddesine istinaden ilgili bakanın izni gerektiğinden, Cumhuriyet Başsavcılığı bu iznin istishali için dosyaları Devlet Bakanlığı'na (Hüsamettin Özkan'a) intikal ettirmiştir. 8.12.1998 tarihinde, Hazine Müsteşarlığı, makamlarına bağlandığından ve Hüsamettin Özkan, Bankalar Yeminli Murakıpları Kurulu Başkanlığı'nca gerçekleştirilen Türk Halk Bankası ile ilgili değerlendirmeleri objektif ve tarafsız bulunmadığından, konunun Başbakanlık başmüfettişlerince incelenmesi istenmiştir..."

Kısacası, Özkan, Yeminli Murakıpların hazırladığı raporları beğenmiyor ve meseleyi Başbakanlık müfettişlerinin incelemesine sunuyor.

4 Mart 2001 tarihli açıklamasında neden Yeminli Murakıpların raporunu beğenmediğini izah etmiyor Özkan. Sadece "13 Kasım 2000 tarih ve 2039 sayılı yazı ile, Bankalar Yeminli Murakıpları'nın raporunu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na intikal ettirdiğini" söylüyor. Bir başka dosyanın da "24 Ekim 2000 tarihinde 1959 sayılı yazı ile Cumhuriyet Savcılığı'na gönderildiğini" belirtiyor. (Yeni Şafak - 4 Mart 2001)

Açıklama pek sarih değil. Ama anladığımız kadarıyla, sadece 5 dosyanın ikisi, iki yıl gecikmeyle yargı önüne gelebiliyor.

Mustafa Düz'ün de sorduğu tazen bu: "Neden dosyaları elde tuttunuz?"

Ve niçin Yeminli Murakıpların raporları acaba beğenilmedi? Bu raporlarda objektif olmayan unsurlar nelerdi? Ve beğenilmeyen söz konusu raporlar neden iki yıl sonra Savcılığa gönderildi? İzin verilen bu iki dosya, hazırlık soruşturması 1998'de tamamlanan dosyalardan ikisi miydi? Yoksa farklı dosyalar mıydı?

Egebank dosyaları

Elimizde "Gizli" kaydı taşıyan bir başka belge daha var.

Dönemin Hazine'den sorumlu Devlet Bakanı Hikmet Uluğbay, Bankalar Yeminli Başmurakıbı Sinan Çam ile yeminli murakıp Serdar Sümer ve yardımcısı Utku Tosun'un hazırladığı Egebank dosyalarını, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderiyor.

Peki sonra ne oluyor?

6 Temmuz 1999 gecesi Hikmet Uluğbay intihar ediyor. Onun yerine Hüsamettin Özkan vekalet ediyor. Sonra da, göreve, Özkan'a bağlı olarak Recep Önal geliyor. İntihar gecesi, Özkan, Hikmet Uluğbay'ın yanında...

İster istemez insanın aklına "Aralarında bir tartışma mı oldu?" sorusu takılıyor.

Yeni Bankalar Kanunu çıkınca (18 Haziran 1999), Savcılık, değişen mevzuata göre durum incelensin diye dosyaları geri gönderiyor. Ama iş savsaklanıyor ve Egebank'ın diğer 4 bankayla Fon'a devri için tam 5 ay bekleniyor. Bu arada Egebank, geniş reklam kampanyalarıyla para toplamağa devam ediyor.

Egebank Fon'a devrediliyor ama cezai işlemlerin başlaması için Zekeriya Temizel'in Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun başına gelmesini beklemek gerekiyor. (Egebank'ın Fon'a devir tarihi 22 Aralık 1999; Murat Demirel'in tutuklandığı tarih; Kasırga Operasyonu: 28 Eylül 2000 )

Bilgin ile kolkola

Biz, Yeni Şafak'ta hep bunları yazıyoruz. Ecevit basınla sohbet toplantısına, hiç, gazetemizin Ankara temsilcisini çağırır mı?

Bir özeleştiri dahi yapmıyor. Ekonomiyi batırmışlar; 28 Şubat perdesinin arkasında, soygunu vurgunu destekleyip, murakıp raporlarını hasır altı etmişler.

Etibank hakkındaki murakıp raporlarına göre göre, Özkan, 30 Mayıs 2000'de Print City'de Sabah tesislerinin açılışına gitmiş. (Oysa Etibank hakkında yazılan olumsuz raporun tarihi 31 Ocak 2000)

DSP'de veliahtlık kavgası başladı bile... Zekeriya Temizel'in beklenmedik istifası ve gazeteci Tuncay Özkan vasıtasıyla "Mücadeleye devam" sinyalini vermesini başka neye bağlayabiliriz? Böyle bir yarışta kanaatimizce Hüsamettin Özkan'ın hiç şansı kalmadı. Kartel medyasıyla kolkola kendisini tüketti.


10 Mart 2001
Cumartesi
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED