T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Mudiler 3 ay sabretsin

Bir yandan İhlas Finans'ın işlem yapmasına yetkililer tarafından son verilmesi, diğer yandan Kasım ve Şubat ekonomik krizleri diğer beş finans kurumunu da ciddi bir varolma mücadelesiyle karşı karşıya bıraktı. Bugün her türlü duygusallıktan uzak, soğukkanlı değerlendirmeler yapma ve uygulanabilir bir varoluş stratejisi geliştirme zamanıdır. Bana göre, mümkün bir stratejinin dört temel aktörü vardır ve bunlar arasındaki dürüst işbirliği problemi temelden çözmeye yeterlidir. Bu aktörler finans kurumları, devlet, yatırımcılar (fon sahipleri) ve müşteri şirketler (fon kullanıcılar)dır. Bunların her biri kendi sorumluluğunun bilincinde hareket ederse ortaya hiçbir pürüz çıkmadan işler normale döner. Aksi halde, tarafların hepsi kaybeder.

Dört temel aktör

Birinci aktörümüz devlettir. Devlet bu kurumların tesisine niçin izin vermiştir? İki temel saikten söz edilebilir:

1. Faize duyarlı insanların "kâr payı"na göre birikimlerini değerlendirmelerine imkan tanımak.

2. Bu suretle, yastık altında duran, sermaye kaynaklarını ekonomiye kazandırmak.

Sorumlu devlet, bu kurumlardaki fonlara nihai güvence vermemiş olsa bile (ki bankalara verdiği güvence de esasen yanlıştır!), olan bitene seyirci kalamaz ve bu kurumlara uygun maddi/manevi destekleri sağlayıp işlerin normalleşmesine katkıda bulunmak zorundadır.

Mesela, bu kurumların kendi aralarında oluşturdukları sigorta fonuna hükümet sadece sözle destek vermekle kalmamalı, bunu arzu ettiğini hissettiren sembolik katkılarda da bulunmalıdır.

İkinci aktör finans kurumlarıdır.

Bunlar 16 yıldır halktan topladıkları paraları şirketlere fon olarak kullandırmakta ve havuzlarda oluşan kar paylarını fon sahiplerine (%80 nispetinde) dağıtmaktadırlar. Bugüne kadar İhlas Finans dışında hiçbirinin önemli bir açığı, müdahale gerektirecek özel bir durumu olmadı.

İhlas Finans, medyadaki haberler doğruysa, 1 milyar dolara yakın bir açık verdiği, avami bankacılık deyimiyle batağa yol açtığı için yetkililerce işlemlerine el konuldu. Bu açığın iki temel kaynağı olabilir: Grup şirketlerine sorumsuzca kredi açmak ve arkasını takip etmemek. Daha önemlisi, kuruma fon çekebilmek için, fiktif karlar dağıtmak. Yani her yıl, gerçekte o kadar kâr söz konusu olmadığı halde, yüksek kâr gerçekleşmiş gibi, fon sahiplerine yüksek kâr dağıtıp para çekmek. Buna 80'li yıllarda Kastelli modeli deniyordu.

Diğer beş finans kurumunda benzer bir durum söz konusu olsaydı, Kasım ve Şubat krizleri olmasa bile ayakta duramazlardı. İhlas Finans'ın işlemlerine el konulmasının doğurduğu psikolojik etkiye ve peşpeşe iki büyük krize rağmen bu kurumlar dört aydır müşterilerine her gün para ödüyorlar! Sadece Al Baraka'nın müşterilerine yaptığı ödemeler 200 milyon doları geçti. (Topladığı bütün fonların üçte biri!) Şayet İhlas Finans benzeri bir batak içinde olsalardı, para çekilişine değil dört ay, dört gün bile dayanamazlardı. Ticari bankalar bile, mevduata hücum başladığı zaman bir haftadan fazla ayakta kalamıyorlar!

Ben şahsen bu kurumlardan fon sahiplerine bugün daha açık bir bilgi akışını şart görüyorum. Her bir kurum, "Şu anda kaç müşterisi var, bunların toplam olarak kurumda ne kadar paraları bulunuyor, bu fonlar kaç şirkete kullandırılmış, kullandırılan ve henüz geri dönmeyen fon miktarı ne kadardır, bu paralar ne zaman geri dönecektir" tarzındaki soruların cevaplarını açık seçik kamuoyuna duyurmalıdır.

Kurumlarda şeffaflık şart

(Al Baraka'dan edindiğim bilgilere göre, Şubat sonu itibariyle 170.010 hesap sahibinden toplanan Katılım Hesapları ve Cari Hesapların toplamı 404 Trilyon TL'dir. Bu tasarrufları kullanan yaklaşık 17 bin müşteri şirketten alacaklar ile nakit mevcutlarının toplamı ise 422 Trilyon TL'dir.) Bu hesapları açık ve anlaşılır bir üslupla her hafta fon sahiplerine duyurmalı, onları kesinlikle yanıltmamalıdırlar.

Stratejimizde üçüncü temel oyuncu fon kullanan şirketlerdir. Bunların özellikle şu kriz ortamında çok büyük güçlüklerle karşı karşıya olduklarını hepimiz biliyoruz. Özellikle ithalatçı olanları, döviz fiyatlarının artmasından dolayı büyük zararlara uğradılar. Ancak, finans kurumlarının normalleşmesi hepsinin uzun vadeli çıkarına olacağına göre, bugün ne yapıp edip, kullandıkları fonları vadesinden önce bile geri ödemeye gayret etmelidirler. Hele vadesi gelmiş ödemeleri geciktirmeyi akıllarından bile geçirmemelidirler.

Unutmayalım, zor zamanda atacağımız dürüst ve fedakar adımlar, gelecekte daha büyük bir ad ve kazanç olarak bize geri döner. 1994 krizinde özel finans kurumları birçok müşterilerinin kur zararına ortak olmuş, onları o zor geçitte yalnız bırakmamışlardı. Şimdi şirketlerin finans kurumlarına sahip çıkma, onları yaşatma zamanıdır. Bu sürece katkıda bulunmakla, kendi geleceklerine katkıda bulunmuş olacaklardır.

Bankalar daha riskli

Bir bankanın esas olarak üç türlü riski vardır: Faiz riski, döviz kuru riski ve tahsilat riski.

Bu bağlamda ticari bankalarla özel finans kurumları arasında bir risk karşılaştırması yapmak yararlı olabilir. Bir bankanın esas olarak üç türlü riski vardır: Faiz riski, döviz kuru riski ve tahsilat riski. Banka sabit faizle mevduat topladığı için, her zaman daha fazla kazanmak zorundadır. Ya kazanamazsa? Daha da önemlisi, ya vaktinde kazanamazsa? Demirbank örneğini hatırlayalım. Sektörün altıncı büyük bankasıydı ve 2000 yılının en çok kâr eden bankalarının başında geliyordu. Fakat eldeki mevduatın büyük bölümünü sabit faizli Hazine bonolarına yatırdığı için, gün geldi 300 milyon dolarlık bir borcu ödemede zorlandı (daha doğrusu, siperde bekleyen rakiplerinin tuzağına düştü; onlar faizleri tırmandırdıkça, Demirbank uçurumun kenarına geldi). Özel finans kurumlarının sabit faiz taahhüdü olmadığı için, sistem içinde yapay baskıdan en uzak kurumlardır. Keza, ticari bankaların çoğunda ciddi bir kur riski sözkonusudur.

Bunlar topladıkları mevduatın yanısıra yabancı bankalara döviz borçlanarak, bu paraları Türk Lirası'na çevirip kredi vermektedirler. Devalüasyon olduğu zaman da piyasa tabiriyle "açık pozisyon"dan büyük zarara uğramaktadırlar. Özel finans kurumları topladıkları liraları lira olarak, dövizi de döviz olarak şirketlere kullandırdıkları için, herhangi bir açık pozisyon söz konusu olmamakta, böylece kur zararı oluşmamaktadır. Tahsilat riski bütün kurumlarda esas olarak benzerdir. Fakat bu hususta da özel finans kurumlarının bence bir üstünlüğü vardır. Bunlar parayı para olarak değil, mal olarak kullandırmakta, dolayısıyla girişimci şirketin gerçekte ne yaptığını görmekte, gereğinde denetleyebilmektedirler. Ve vadeli satış tarzındaki bu plasmanlar karşılığında, enaz birbuçuk misli teminat almaktadırlar (ipotek, çek, vb.) Dolayısıyla, tahsilat riski bakımından en güvenceli kurumlar gene özel finans kurumlarıdır.

Basiretli tasarrufçu ne yapmalı?

Gelelim stratejinin anahtar oyuncusu olan fon sahiplerine, yani halka. Onların duygularına seslenmeyi asla düşünmüyorum. Tamamen aklıselimlerine, düşünen ve hesap yapan melekelerine seslenmek istiyorum. Eğer aceleyle kurumlara üşüşür ve paralarını hemen çekmek isterlerse bütün kurumlar batar. Bu, iki kere ikinin dört etmesinden daha kesindir. Çünkü bu paralar şu anda kurumun kasasında değil, işletmelerde bulunuyor. Onlar da paraları işlerine yatırmışlar, vadesi gelince ödeyecekler. Kurum fonları tahsil edebilmeli ki dağıtabilsin. Bu bakımdan acele gitmek, ecele gitmektir. Tekrar ediyorum, eğer bu kurumların İhlas Finans benzeri açıkları olsaydı, kesinlikle üç krize (İhlas + Kasım + Şubat) dayanamaz, kepenkleri kapatırlardı. Hâlâ ayakta olmaları ve her gün bu kurumlara 10 milyon doların üzerinde bir fon giriyor/çıkıyor olması, temelden ne kadar güçlü olduklarını gösteriyor. Ne var ki, telaşlı para talebine hiçbir güç dayanamaz.

3 ayda normale dönülür

Özetle, bugün ortak akıl bize basireti ve sabrı öğütlüyor. Bazılarımız haklı olarak şunu sorabilir: Ben sabredeyim, ama herkes sabretmiyor ki! Erken davranan parasını alacak olursa, sona kalan dona kalmaz mı? Bunun içindir ki, ben finans kurumlarının çok istisnai ve çok küçük rakamlar dışında en az üç ay ödeme yapmamaları gerektiğini düşünüyorum. Ve bu kurumların, para çekilişi olmazsa, üç ay geçmeden normal hayata dönebileceklerini tahmin ediyorum. Evet, normale dönüş üç ay alabilir, ama öldürmek ve gerçek sahibi olduğunuz fonların yüzde 99'unu havaya uçurmak istiyorsanız, bunun için üç gün yeter! Tercih sizin.


25 Mart 2001
Pazar
 
MUSTAFA ÖZEL


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED