T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Aşk ve yitirme korkusu

"Aşkın bir boyutu da sevgiliyi kaybetme korkusudur" diyen Puşkin'le* aynı fikirdeyim. Ancak bu önermeden onun çıkardığı sonucu ben çıkartamıyorum. Ona göre yitirme korkusu insanı (onun ele aldığı bağlamda erkeği) körleştirir. Erkek, sevgilisine, onu yitirme korkusu taşıdığını hissettirmemelidir. Çünkü bir kadına karşı kayıtsızlık bize huzur ve özgürlük verir; bu fikrin mefhumu muhalifi ise şudur: bir kadına kayıtsız olmadığını ihsas eden biri huzurunu ve özgürlüğünü yitirir. Bu durum, aynı zamanda, sevgiliyi (ve onun sevgisini) yitirme olgusuyla örtüşür. Çünkü sevgili, bizim (burada erkeğin) huzuruna ve özgürlüğüne saygı duyar; güç karşısında olduğu gibi bu özgürlüğe de boyun eğer. Oysa erkek, yitirme korkusu olmadan, yitirmeye her an hazır olarak ilişkisini sürdürmelidir. Böylece erkeğin ayrılığa hazırlıklı olduğunu gören kadın güçten düşer; erkekse kadının bu güçsüzlüğünü sever. Bu mülahazalardan sonra Puşkin şu sonuca ulaşıyor: kayıtsız kalmanın yolu, her zaman birkaç sevgiliye sahip olmaktan geçer; çünkü yitirildiği anda onlardan yalnızca biri yitirilmiş olur!

Bu mülahazalar, Puşkin'in başa aldığı "aşkın bir boyutunun da sevgiliyi yitirme korkusu" olduğuna ilişkin önermesinin sonuçları olmaktan çok, basit bir kadın avcısının genç zenperestlere çektiği nasihat görüntüsünü taşıyor. Âşığın ontik yapısından neşet eden sevgisini birden çok nesneye (ya da özneye) yöneltme eğilimi ile, el altında her an birkaç sevgili bulundurma durumu birbirinden farklı niteliktedir. Biri, insanın beşerî tavrının doğal sonucu iken, öteki pratik, pragmatik, (daha açıkçası) ahlâk dışı bir mülahazanın sonucu olarak dışlaşıyor.

Bu bakımdan "aşkın bir boyutunun da sevgiliyi yitirme korkusu" olduğu cümlesinin hakkının verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Âşığın sevgilisine ulaşması (yani o şeyin, o kişinin sevgilisi olduğuna dair bir yargıya varması) belli bir sürecin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Masallardaki motifleri kullanarak düşünürsek, sevgili belki rüyada görülmüştür, rüyadan sonra elde demir asa, ayakta demir çarık altı ay bir güz yürünmüştür ve nihayet onunla karşılaşıldığı andan sonra vuslat için katlanılması gereken yeni meşakkatlerin yolu açılmıştır. Bunca zahmetlerden sonra ulaşılan sevgili, seven indinde, elbette yitirilmesinden korku duyulan bir değer haline gelmiştir. Kaldı ki, sevgili, seven indinde baştan beri aynı değeri taşıyordu. Sevgili böyle bir değeri taşımış olmasaydı onun aranıp bulunması için bunca zahmete ve meşakkate katlanmaya ne gerek vardı ki!

Sevgilinin yitirilmesi demek, seven için, ona sevme yetisini bahşeden merciin ortadan kalkmasını tazammun ediyor. Onun yönelme eğilimi budanmış, kopartılmış oluyor. Böylece onun hayatta kalmasını sağlayan bir anlam dizgesi çökertilmiş oluyor. Sevenin hayatta kalması güçleşiyor, hayatta kalsa bile ona anlam izafe etmenin temeli boşlukta kalıyor. Puşkin'in yer aldığı düzlemde sevgili, Amasya'nın elması mesabesinde düşünülüyor: biri olmazsa, biri.. oysa hakikat düzleminde durum farklıdır: her bir elma gayrı kabili ikame bir durumdadır, her biri kendi biricikliğinin korunağı içinde durur.

(*) Burada bahsi geçen Puşkin gerçek Puşkin midir, yoksa onun adını kullanan bir sahtekâr mıdır, konumuz bakımından önem taşımıyor.


25 Mart 2001
Pazar
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED