T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Toplumsal kimliğin yeniden inşası

İnsanın kendi yeteneklerinin farkına varması ve kişilik sahibi olması, çok önemli bir gelişmedir. Çünkü, kendini idrak; bütün ilerlemelerin başlangıcıdır. Kendine ait yeterli bilgiye sahibi olmayan kişiler; çevrelerini de gereği gibi değerlendiremezler. Bu yüzden, eskiler "kendini bilmek gibi bir irfan yoktur" demişlerdir.

Bu bilgi, bize insanın başıboş ve duyarsız yaşıyamıyacağını; çevresi ve kendisi arasında sürekli bir değerlendirme yapması gerektiğini anlatmaktadır. Elbette, kişinin kendini bilmesi, kendinde mevcut yetenek ve özellikleri en iyi şekilde kullanmasıyla belli olur. Bugün toplumsal yapıda meydana gelen birçok problemin temelinde, kişilerin kendi gerçeklerini bilememesi, kendilerinde mevcut potansiyelleri harekete geçirememesinden kaynaklanmaktadır.

Mesela; sosyal ve ekonomik düzensizlikler, bir toplumun "yaşaması gereken kaderleri" değildir. Toplumda ortaya çıkan maddi veya manevi değerler, eğer o topluma geri dönmüyorsa; birileri bu değerleri kendilerine aktarıyor demektir. İşte böyle bir durumda, toplumun sefalete ve yoksulluğa düşüşünün sebeplerini araştırması ve kendini yönetenlerden açıklayıcı ve mantıkı cevaplar alması gerekir. Bütün sıkıntı ve çöküşe rağmen, yönetimlerin duyarsız ve hatta gayrı ciddi davranması, artık o toplumdaki yönetim organının toplumun faydasına çalışmadığını gösterir ve böyle bir yönetimin görevde kalmaması gerekir. Ama, Türkiye; öyle bir garip ülkedir ki, hiçbir yönetici hata etmez, başarısız olmaz ve işlerin kötü gitmesinden dolayı rahatsızlık duymaz!..

İşte bu durum, toplumun kendi haklarını ve rolünü bilememesinden kaynaklanmaktadır. Toplumun bu derece kendi haklarına sahip çıkmadığını bilen bazı uyanık ve parazitler de, böyle bir "ahmak cenneti"nde her türlü suistimali ve haksızlığı çekinmeden yapmaktadırlar.

Çoğu zaman düşünmüşümdür. Neden bu toplum aydınlatılmaz ve bilgilendirilmez? Bir süreden beri bunun cevabını bulmuş durumdayım: Aldatmanın ve sömürünün hakim olduğu bir düzende, halkın aydınlatılması, bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi; soyguncuların ve istismarcıların işini zorlaştırır!. Bu yüzden, toplumsal dinamizmi harekete geçirecek şuurlanma, "sisli ve puslu havaları seven kurtlar" için iyi değildir. Onlar; cahil, bilgisiz ve kendilerine güven duyguları gelişmemiş toplumların, kendileri için daha iyi bir pazar (!) olduklarını bilirler.

İnsanımızın ve toplumumuzun bilgilendirilmesi noktasında, bazı iyiniyetli ve samimi grupların da ciddi bir çalışma yapmadıklarını üzülerek belirtmek isterim. İnsanı kullanma, yönlendirme, tâbi kılma, kendi ayakları üzerinde yürümesine imkan vermeme, beynini çalıştırmama gibi bazı tutum ve politikaların, maalesef iyi niyetli diye gördüğümüz kesimlerde hakim olduğunu görüyoruz. Bu durumda, sömürücü ve talancıların halka karşı tutumuyla; iyi niyetli gördüğümüz bazı grupların tutumu arasında fazlaca bir fark görülmüyor. Aradaki fark; sadece öne sürülen misyonların farklılığıdır. Bir taraf hürriyet, demokrasi, laiklik ve çağdaşlık adına böyle bir uyutma kampanyasını sürdürürken; diğeri ise; kardeşlik, dava, idealizm, saygı ve itaat adına insmanların bağımlılığını sağlamaktadır. Her iki çalışmanın sonucunda da; tepkisiz, cesaretsiz, bilgisiz, tâbi ve cahil kitleler ortaya çıkmaktadır. Bu tür bir kitle ile de, bir toplumun, çevresinde oluşan bozunk ve haksız gelişmeleri engelleyebilmesi mümkün olmamaktadır.

Artık insanımıza yatırım yapmanın, onu uyandırmanın ve kendine güven duymasını sağlamanın zamanı gelmiştir. Herşeyden önce, insanımıza bazı ölçüleri vermenin gerekliliğini bilmeliyiz. Sürekli siyasilerin, grup önderlerinin ve sanatçıların seyirciliğini ve dinleyiciliğini yapan insanımız; "değerlere sahip olması gerektiği"nin ve kendine ait sözü olduğunu ve bunu ifade etmenin zamanı geldiğini bilmek durumundadır. Aynı zamanda, hangi toplumsal proje olursa olsun; bunun kendisine anlatılması ve benimsetilmesi karşılığında, sosyo-ekonomik yüklerin altına girmesi gerektiğini artık anlaması gerekiyor. Çünkü yıllardan beri, ülkenin tüm ekonomik, sosyal ve ahlaki alandaki faturalarını ödeyen bu halk; hangi reçetelerin hazırlandığını bilmek ve ona göre sorumluluk altına girmek durumundadır. Bunun modern sistemlerdeki adı, "referandum"dur.

Artık gözü kapalı sistemler devrinin bitmiş olduğunu herkesin anlaması gerekiyor. Türk halkı da, birtakım vaatler ve sözler ile, yönetimlere güvenmediğini bir süredir ortaya koymaktadır. Fakat burada karşılaşılan en önemli problem; toplumsal reçeteleri hazırlayan siyasi ve siyaset dışı grupların, bir türlü kalıcı, toplumla özdeşleşen sosyal ve ekonomik programları, halka sunamamış olmalarıdır. Veya, bazı programlar sunulmuş ise de, toplumun bunları değerlendirecek bilgi ve şuur seviyesine ulaşamamış olması sebebiyle, bunların değerlendirememesidir.

Ülkenin bunalımdan çıkışı, halkın kendini değerli kabul etmesi, bilgi ve şuur seviyesini yükselterek ülke meselelerine ortak olması ile mümkündür. Şimdiye kadar çeşitli güçler, halkı bir seyirci yerine koymuş; ve ona, bundan fazla bir rol vermemiştir. Artık rollerin değişmesi zamanı gelmiştir. Halkımız, böyle bir şuur ve kararlılık içine girerse, kendi geleceğini kurtarmış olacaktır.


25 Mart 2001
Pazar
 
SAMİ ŞENER


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED