|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Kemal Derviş'in Washington performansını izledikten sonra, Türkiye'nin yakın geleceği hesabına ferahladın mı" sorusuna muhatap olsam, cevap vermekte tereddüt ederdim. İtiraf etmem gerekirse, Washington'a gelmeden önce bu konuda daha iyimser bir bakış açısına sahiptim. Türkiye'yi yakın gelecekte neler beklediğini şimdi pek de net olarak göremez durumdayız. Derviş'in Washington temasları, bunu daha da netleştireceğine, daha da "flu" hale getirdi. Bu "flulaşma hali"nin unsurları, Washington'da da parlak bir profil çizen ekonominin "chef supremo'su"nun konuşması, açık sözlü basın toplantısı ve günlerdir üstüste vurguladığımız "Washington gerçekleri"nde farkediliyor. Kemal Derviş, 15 Nisan'a dek 15 kanunun acilen çıkarılması gerektiğini söyledi. Bunların başında, Merkez Bankası'nı özerkleştirecek kanun, THY'nın fiyatlandırma düzenine ilişkin kanun, Türk Telekom'un özelleştirilmesine ilişkin kanun, Botaş'ın parçalanmasına ve doğal gazın geçişi ve pazarlanmasına dair kanun ve kamu bankalarının reformu hakkındaki kanun ilk planda geliyor. Başta bunlar ve bunlara eklenecek 10 kanun daha, iki hafta içinde geçecek. Aklınız alabiliyor mu? Geçmezlerse ne olacak? Amerika'dan ve uluslararası finans kurumlarından gelmesi beklenen paranın gelecek olmasından kuşkulanabilirsiniz. Kemal Derviş, istenen ve gerekli miktarı 10-12 milyar dolar olarak telaffuz etti. Buna, IMF'nin 6 milyar dolarlık dilimini ekleyin; eder 18 milyar dolar. Gelgelelim, uluslararası fon yöneticileri, Türk ekonomisine, -o da "siyasi reform" yapılması şartıyla- 30-35 milyar dolar enjekte edilmedikçe, yabancı yatırımcıların Türkiye'ye gelmesi için "işaret" vermeyeceklerini söylüyorlar. Bunu hem "şifahen" bildiriyorlar, hem de raporlarında açık açık yazıyorlar. Hadi bunları "spekülatif" bulup, bir yana bırakalım; piyasaları çözücü nitelikte ve özellikle "psikolojik sebepler"den ötürü, "kriz"in atlatılmasını sağlayacak olan 10-12 milyar dolar, Türkiye'nin müthiş bir hızla radikal yasal değişiklikler yapmasına bağlı. Derviş, sürekli olarak, "bakan arkadaşlarının destek vereceğine inandığını" söylüyor. Aynı Derviş "Enis Öksüz'le anlaştığımızı söyleyemem" diyerek, bir başka "tiyö" veriyor. Görünen o ki, nisan boyunca Türkiye, iyiden iyiye ısınacak. Gereken radikal önlemler, her geçen gün daha fazla çatırdayan bu hükümet tarafından ve bir an önce alınmazsa -alınabileceği yapısal nedenlerden ötürü kuşkulu- hep beraber "hiperenflasyon"a hazırlanmalıyız. "Hiperenflasyon" da zaten önce hükümeti, daha sonra da rejimi göçertir. Türkiye, yok mu olur? Hayır, Türkiye yok olmaz. Ama "ara rejim" nitelemesini daha fazla duyar hale geliriz; beğenin beğenmeyin "reformcu teknokratlar hükümeti" gündeme gelebilir. Kemal Derviş, "felaket senaryoları"nın ipucunu, önceki sabah, merakla beklenen ATC konuşmasında verdi. Türkiye'ye Amerika'nın vereceği "mali destek"te "önemli olanın miktar değil 'zamanlama' olduğunu" belirtti ve daha sonra 10-12 milyar olarak telaffuz ettiği bir miktarın 15 Nisan'a kadar verilmeyip, "üç-dört aya yayılırsa, krizin derinleşeceğini" ilan etti. Bunu, "hiperenflasyon" ve Türkiye'de "ekonominin kontrolden çıkması" olarak da tercüme edebilirsiniz. Ama bir kenara not edin: Amerikan Hazine Bakanı Paul O'Neill ve diğer Amerikan yetkililerinin, Türkiye'de "siyasi reform"a doğru bir hareket olmadan, büyük miktarlarda "dolar enjeksiyonu" yapmaya hiç niyetleri yok. Bu "niyetsizliği", Kemal Derviş'in bana özel olarak naklettiklerinden de çıkarabiliyorum. "Yardım karşılığı şart koşmaları anlaşılabilir bir şey" dedi ve ekledi: "Ancak, kendilerine bu şartların ekonomik olması gerektiğini, siyasi şart kabul edemeyeceğimizi söyledim..." Aklınızdan, "siyasi şart koşmaları halinde, Türkiye'nin şu ekonomik krizde posta koyacak mecali ve kozları var mı" diye sormak, geçmez mi... Üstelik, ATC'nin ekonomi, bankacılık vs. konularındaki tüm "teknik içerikli" oturumlarda söz alan her Amerikalı, hiç "teknik" konulara değinmeden, "Türkiye'de siyasi reform gereğine, ekonomik krizi aşmanın ön şartı" olarak vurgu yapmışken... Benim en fazla dikkatimi çeken hususlardan biri, Kemal Derviş'in tümüyle stresten uzak, serinkanlı ve kendine güvenli haliydi. En önde gelen Amerikalı Türkiye uzmanları bile, "Kemal Derviş'in Türkiye'deki siyasi yapı nedeniyle altında kalması muhtemel bir işe, hangi akla hizmeten atladığını anlamadıklarını" söylüyorlar. Ben de kendilerine, bunun, Kemal Derviş için, bir "win-win" durumu; yani iki halde de "galip" çıkabileceği özellikler taşıdığını söylüyorum. Başardı diyelim; hükümeti ıskartaya çıkartmış, "siyasi reform"un önünü açmış olacak. Yok, olmadı. O takdirde, Kemal Derviş, Türk kamuoyu nezdinde "başarması engellenmiş" bir "değer" imajı ile kısa bir süre bir köşede bekler ve "başarısını engelleyenler"in "derinleşen kriz" sonucunda "ekarte edilmeleri"nin ardından olanca ışıltısı ile "siyaset sahnesi"ne geri döner. Olmaz demeyin; Türkiye'de "olmaz olmaz" diyeceğimiz bir eşiğe yaklaşıyoruz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |