|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Çalıştığım yayınevinde tertip, tashih, matbaa işleri, telefona bakmak nevinden bazı işler için eleman arandığı olur. Bu "eleman" genellikle mektep harçlığını çıkarmak isteyen öğrencilerden seçilirdi. Son yıllarda iş için ne kadar çok genç geliyor; hepsi de üniversite bitirmiş ve uzun zaman iş bulamamış. Ne olacak bu gençler? Bu genç yaşta nedir bu umutsuzluk? Hani biz ülkenin geleceğini gençlere teslim ediyorduk. Siyasetin tepesinde oturanlar kırk yılı tamam etmeden koltuğu terketmiyor; meğer ki ecel-i kaza yetişmeye. Bunca yıl cehaletle savaşalım, çoluk-çocuğu okutalım, üniversite sayısını artıralım dedik; yemedik-içmedik bunun için uğraştık. Adam iki keçisinden birini satıp evladına yol parası, üniversiteye devam harcı yaptı. Sonuç: elde bir diploma, istikamet kaldırım mühendisliği. Vasıfsız nüfusun işsizlik oranı yüzde on-on beş ise; diplomalı işsizlerin oranı yüzde yirmiüç onda dokuz. Ülke meselelerinin bir bütün olduğu söylenir; her dert çözülmemiş bir başka derde bağlanır; doğru. Ama yıllar yılı sistemin yanlışlığından, sanayileşmenin ağırlığından, bürokrasinin hantallığından, kaynakları har vurup harman savurduğumuzdan, ve her dönem için hortumculardan şikâyet edip geldik. İşçi-işsiz-memur-çiftçi-esnaf-emekli; kim ki sokağa indi "bıçak kemiğe dayandı" diyor. Bunca yıldır metropollerle akan kalabalıklar, köylerinden kopan yığınlar artık bunda bile isteksizdir. Bir iş, bir geçim yolu bulup çoluk-çocuğunu okutmak, onlara bir istikbal temin etmekten umudu üzmüş gibidir. Okumuşların hali meydandadır. Emekli olanlardan pek çoğu artık birer hayat yorgunu olarak yıllar önce çıktığı köyüne dönüyor. Yıkılan baba ocağını onarıyor, tarlasını bahçesini ekmeye çalışıyor. Köyde kalan ise doğrusu artık eskiden olduğu gibi satıp-savıp şehre kapağı atmaya o kadar istekli değil. Köyde hiç olmazsa karnını doyuruyor, başkalarına el açmıyor; bir dam altında barınıyor. Tabii burada topraksız, varlıksız, ırgat, yarıcı olarak büsbütün imkansız nüfusu kastetmiyorum. Hatta şehre gelip de bir türlü dikiş tuturamayan, "Yahu ne ettik de buralara düştük" diye pişman olan çok. Çünkü artık şehrin istikbal vadeden, umut üreten kapıları kapalı. Şehre gelmiş, şehrin kıyısına tutunmaya çalışan geniş bir köylü nüfusunun geri dönüş için bayağı güçlü eğilimleri olduğunu biliyorum. İstikbal için bulundukları noktada hiçbir umut ışığı görünmüyor. Ancak dönüş yolu da bir o kadar kapalı. Adam baba ocağını terkederken elinde-avcunda olanı da harcamış. Köye dönecek belki ama, yol parası bulamıyor. Hadi buldu diyelim, gitti köye. Eh az da olsa bir sermaye lazım değil mi? Tohum için, inek için, gübre için, tarlayı sürmek için. Ve çaresizlik giderek büyüyor. İşsizlik, umutsuzluk büyüyor. Sokaklarda, kahvelerde gençler ellerinde bitirdikleri mekteplerden alınmış diplomalar ile başları önlerinde oturuyorlar. Bir çay parasını bile veremez duruma gelmiş, oturuyorlar.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |