T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Özel finans kurumlarının kriz ile imtihanı

Hükümet'in, "istikrarsızlığı istikrar" haline getirmesinin sonucu, bütün kurum ve kuruluşlar büyük bir likidite sıkıntısına düştüler. Yakıtı biten araba gibi, başta finans kesimi olmak üzere, değişik sektörlerde faaliyet gösteren işletmeler durma noktasına geldiler.

Finans sektöründeki dalgalanmalar, bankalarla birlikte ÖFK'larını da büyük bir sıkıntıya soktu. Fon toplama izni kaldırılan İhlas Finans'ın sektörden çekilmesi, diğer beş finans kurumunu etkiledi. Tasarruf sahipleri büyük bir paniğe kapıldı. Oysa korkuya kapılmaya gerek yok. Kurumların aktif yapısı sağlam. Ellerinde bir takvim içinde bütün katılma hesaplarını karşılayabilecek kaynak var. Ancak acele edilmemeli. Acele edilmesi kurumların sonu olur.

ÖFK'ları yanlış politikaların sonucu ortaya çıkan güven bunalımını aşmak için, kendi aralarında bir sigorta fonu oluşturma çalışmalarına hız kazandırmalılar. Bankalarda 1994 yılında yaşanan krizde olduğu gibi, geçici bir süre için, katılma hesaplarına "yüzde yüz" garanti verilmesi, ÖFK'lardaki erimeyi hemen durdurur. Aslında ÖFK'larda "katılma hesaplarına" garanti verilmesi, hem "pazar ekonomisi"nin, hem de sistemin özüyle uyuşmaz.

Burada söz konusu olan garanti, kâr ya da zarara değil, güvensizliğe karşı alınmış bir tedbirdir. Sigorta bağlamında bir risk yoktur. Amaç ve hedef geçici güven bunalımına karşı, hesap sahiplerinin paniğe kapılmalarını önlemektir. Çünkü bunalım döneminde doğru karar almak zorlaşır. Yanlış bir karar her iki tarafa da büyük zarar verir.

Daha önce banka tasarruf hesaplarına sınırsız garanti, geçici bir dönem için verilmişti. Kriz geçtikten sonra, sınırsız garantinin azalan bir biçimde kaldırılmaması, bugünkü kriz hazırlayıcısı oldu. Sınırsız garanti olmasaydı, hiç kimse daha yüksek faiz veriyor diye, tasarruflarını riskli bankalara götürmezdi.

ÖFK'ları 1984 yılından bu yana Türkiye'de ekonomiye kaynak sağlıyorlar. Bu kurumlar, ülkenin yetmiş sente muhtaç olduğu bir dönemde, banka sistemine gitmeyen tasarrufları ekonomiye kazandırdılar. Ayrıca, petrol zengini Orta Doğu ülkelerinin fonlarını ülkeye çekmede aracı oldular. Faisal Finans, Al Baraka ve Kuveyt Türk'ün büyük ortakları Orta Doğu kökenlidir.

Daha sonra kuruluş izni alan Anadolu, Asya ve İhlas Finans'ın ilk ikisinin sermayesinin tamamı, sonuncusunun da yüzde doksanı Türk ortaklar tarafından karşılanmıştır. İhlas Finans'ın yönetim hataları yüzünden tasfiye edilme kararı, ÖFK'larında fon çıkışlarını hızlandırdı.

ÖFK'larının finans kesimindeki payları yüzde üçleri aşmıştı. Ancak İhlas'taki üzüntü verici gelişme ve katılma hesaplarının erimesi, bu kurumların geleceğini tehdit ediyor. Bu kurumların mutlaka yaşaması gerekir. Çünkü yeniden bir daha kurulmaları mümkün değildir.

Kurumların kuruluşunda olduğu gibi, Türkiye yeniden yetmiş sente muhtaç bir ülke haline geldi. Başlangıçta Orta Doğu sermayesini Türkiye'ye çeken kurumlar, şimdi de Anadolu insanının Türkiye dışında kazandığı kaynakları ülkeye çekebilirler. Bunun için, ÖFK'ların hem "devlet" hem de "tasarruf" sahipleri tarafından desteklenmeleri gerekiyor.

ÖFK'larının bankalara göre daha sağlam bir aktif ve pasif yapısı vardır. Bunun için daha önceki krizlerden büyük ölçüde etkilenmediler. Ancak kriz bir güven bunalımı olunca, ekonomik sorun olmaktan çıktı.

Kurumlar ve tasarruf sahipleri el ele vererek, güven bunalımını aşabilirlerse, kriz, her iki tarafın kazançlı çıkacağı bir fırsata dönüşebilir.


28 Mart 2001
Çarşamba
 
NAZİF GÜRDOĞAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED