T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bankalara ve paramıza dair

Bir büyük banka genel müdürünün, "Ekonomide olumsuzluklar yaşanıyor, ama bizim bankamızın bünyesi sağlam, bütün değerlerimiz bir yıl içerisinde olumlu arttı" dediğini duyunca güldüm. Nasıl gülmem; yaşanan kriz, bu sözleri sarfeden genel müdürünki de dahil, bütün finans sektörünü sarstı. Sarsılmayan banka veya finans kuruluşu yok, sadece sarsıntıdan etkilendiğini saklayabilen banka var...

Bundan kısa bir süre önce, şimdi uluslararası memur olan bir diplomat dostumdan dehşetengiz bir mesaj almıştım. Türkiye'deki borçları için kullanılmak üzere bir aracı banka ile gönderdiği sekizbin dolar bir türlü muhatabına ulaşmamış. Dostum, "Acaba, aracı banka mı bir numara çekiyor?" diye araştırmış, hayır, Türkiye'de havalenin gönderildiği banka 1,5 ay sekizbin doların üzerine yatmış... "Bu durumu lütfen yazın, böyle rezalet olmaz, alacaklılarıma karşı mahçup oldum" diyordu mesajı gönderen diplomat dost...

Herhalde tahmin ettiniz: Paranın üzerine yatan, uyarılara rağmen zorluk çıkartmayı sürdüren banka, genel müdürünün "Bizim bünyemiz sağlam olduğu için vartayı sıyrıksız atlattık" diye övdüğü kurum... Böyle varta atlatmaya can kurban...

Yanlış anlamanızı istemem; bugün Türkiye'nin içinden geçtiği türden krizlerde bayrağı dik tutabilmek o kadar kolay değildir. Bazı bankalar ve finans kurumlarının başına geldiği türden 'panik' destekli bir "Paramı geri istiyorum" hücumu, dünyanın en güçlü bankaları tarafından yaşansa, onlar da müthiş sarsılırlardı. Bir bankacı, "Deutche Bank mı en güçlü, bizde olanı o yaşasın, esâmisi kalmazdı" diye özetledi durumu...

Bu yazıyı yazmayı, "Acaba ben de yangının üzerine körükle mi giderim?" diye epeydir erteliyorum. Ancak, bu konu açıkça ele alınmayınca, bu defa yanlışlar katmerleniyor. Ülkemizdeki en son modayı herhalde siz de duydunuz: Pek çok insan, parasını, "Daha güvenilir" düşüncesiyle Türkiye'de şubesi bulunan Amerikan bankalarına yatırıyor. Yalnızca bir kaç şubeli bu bankalar, yılların köklü finans kuruluşlarından daha fazla mevduat çekmeye başladı. Bakan düzeyinde bir yetkili, önceki gün, "Ülkemizdeki Amerikan bankalarının mevduatlarını yurtdışına transfer etmemeleri için gerekli güvenlik ortamını oluşturmalıyız" diyordu, kendi kulaklarımla duydum...

Yurtdışından gelecek üç kuruş için on takla atmaya hazırlandığımız bir ortamda, bizim paralarımız yabancı bankalara yatıyor ve oradan da "Türkiye'ye kredi açayım mı, açmayayım mı?" diye düşünen ve borç vermek için olmadık şartlar ileri süren ülkelere uçuyor... Herhalde, dünyada, bizim kadar kendine zarar verebilen insanlardan oluşan bir ülke az bulunur...

Türkiye'de faaliyet gösteren bütün bankalardaki mevduat devlet güvencesi altında. Bence bu yanlış. Faizsiz sistemle çalışan finans kurumlarında yatan kâr-zarar hesapları ise devlet güvencesine sahip değil. Bence bu da yanlış. Bankada yatan mevduat da, finans kurumlarındaki hesaplar da -teorik olarak- hep aynı amaçla kullanılıyor: Sanayi ve ticaretin desteklenmesi... Böyle bir durumda, bankaları güvence altında tutuyorsanız finans kurumlarını da aynı veya benzer bir güvenlik şemsiyesi altına almak zorundasınız; sistemin mantığı 'güvence' istemiyorsa herkes şemsiyesiz bırakılmalı... Aynı amaca hizmet eden iki kuruma farklı muamele geniş mağdur yığınların huzursuzluğuna yol açıyor... İhlas Finans'ta batan paralar bir çok aileyi çatlama noktasına getirdi...

Türkiye'de faaliyet gösteren Amerikan bankalarında 'devlet güvencesi' var mı acaba? Tamamen farazi bir diğer sorum da şu: Öyle bir banka ABD'de kapılarını kapatsa Türkiye'deki mudilerinin durumu ne olur? ABD'de finans sektörü üzerinde 'devlet güvencesi' yok, o görevi sigorta şirketleri üstlenmiş bulunuyor; acaba Türkiye'de faaliyet gösteren ABD bankalarının sigorta kapsamına Türkiye'de topladığı mevduatlar da giriyor mu? Küreselleşme karşımıza ne tür ciddi sorular çıkartıyor, görüyorsunuz...

Doktor olduğunu bildiren bir okur, kendisinin kazancıyla Amerika'daki meslektaşının geliri arasında -elbette kendisi aleyhine- paralellikler kurduktan sonra, "Devleti ABD'nin kuyruğuna takanlar, Türk lirasının değerini yerlerde süründürmeyi başardıklarına göre, doları para birimimiz haline getirmeyi de düşünmeliler" diye yazmış... Bu teklifi, Türkiye'deki çalışanları rahatlatmaya mı yönelik, yoksa başımıza gelenlerden ABD'yi sorumlu tuttuğu için mi, "Para birimi yapalım da, bizim ekonomi dâhileri sizin dolarınızı da pul haline getirsin" kızgınlığıyla mı formüle etti bilmiyorum... Ancak, vatandaş artık böyle konuları da düşünmeye başladı...

Nasıl başlamasın ki? Bir Amerikan gazetesi, hafta sonu 'finans eki'nde 25 kadar dünya parasını mukayese eden bir tablo yayımladı. Bir haftadan diğerine değişiklikler bakımından da, bir yıl öncesiyle karşılaştırmada da en sonda geliyor lira... Meksika pezosu da bir yılda değer kaybetmiş, 9200 pezo 1 dolar ederken 9575 pezo etmeye başlamış... 1 Brezilya reali bir yıl önce 1.6510 dolar ediyormuş, bugün 2.1615 ediyor... Japon yeni de dolar karşısında erozyona uğramış, 107.32 iken 122.60 olmuş... Ama, bir yıl önce 584.035 liranın 1 dolar ettiği Türkiye'nin bugün 1 milyon lira sınırını yakalaması tam bir rekor...

Gerçekten günah... Bunun acısını hepimiz çekiyoruz, çekmeyenimiz de çekecek...


28 Mart 2001
Çarşamba
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED