T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Divan, meydan okuyor

Türkiye'nin sömürgeleştirilmemesine rağmen, kendi kendini sömürgeleştirmek gibi traji-komik bir çaba içinde olması, Türkiye'yi hem içeriye, hem de dışarıya kapatıyor. Böylelikle toplum, bir yandan kendi dinamiklerine yabancılaşırken; diğer yandansa dünyada olup bitenleri nasıl anlayabileceğini ve anlamlandırabileceğini kavramakta zorlanıyor. Sonuçta Türkiye, hem içeri'yle, yani kendi'siyle, kendi tarihsel, kültürel, düşünsel ve toplumsal dinamikleriyle; hem de dışarı'yla, dış dünya'yla, başka kültürlerle irtibatını, temasını yitiriyor ve dolayısıyla kaçınılmaz olarak tarih ve zaman dışına itilmiş oluyor.

Uygarlıklar ve düşünce tarihi bize, toplumların sürgit canlı ve diri kalmalarını, varlıklarını ve yürüyüşlerini sürdürmelerini mümkün kılan temel dinamiğin temas olduğunu gösteriyor.

Oysa Türkiye gibi hem içeri, hem de dışarı'yla teması yitiren toplumlar, kendilerini, zamanla nefes almakta bile zorlanacakları daracık bir alana hapsetmekten başka bir şey yapamazlar; o daracık alanda birbirleriyle uğraşmaktan, birbirlerinin altını oymaktan başka bir şey bilemezler ve sonunda keçileri bile kaçırmak gibi iflah olmaz bir patolojik (hastalıklı) duruma düçar olmaktan kolay kolay kurtulamazlar.

Türkiye, son 200 yüzyıldan bu yana işte tam böylesi bir traji-komedi yaşıyor. Yaşadığı şey, sadece trajedi olmadığı, zamanla komediye dönüşen bir trajedi olduğu için, yaşadığı şeyin traji-komedi olduğunu bir türlü farkedemiyor. O yüzden ağlaması gereken yerde gülebiliyor, gülmesi gereken yerde ağlayabiliyor; yürümesi gereken yerde duruyor, durması gereken yeri ise terkediyor. Tam bir fasit daire yani.

Artık dünyanın hızla küçüldüğü, küreselleştiği bir zaman diliminde Türkiye'nin bu fasit daireden nasıl çıkabileceği sorunu üzerinde kafa yorması gerekiyor. Bunun için yapacağı tek şey var: Temasa geçmek: Duyargalarını hem içeriye, hem de dışarıya açmak. Yani, hem kendisiyle, hem de öteki ile yüzleşmek ve hesaplaşmak.

Tüm bunlar, her şeyden önce bir zihinsel yenilenme, silkinme çabasının ortaya konulmasına bağlı. Çift taraflı temassızlık, her şeyin kısa devre yapmasına yol açtığı için, ne yapıp edip çift taraflı temasa geçmenin yollarını araştırmak gerekiyor.

Çift taraflı temassızlık olarak adlandırdığım yakıcı ve de yıkıcı fenomen, bu ülkenin elitlerinin ve okumuş-yazmışlarının ülkenin sorunlarına bile sürekli olarak başkalarının gözlükleriyle bakmalarına, dolayısıyla her şeyi yanlış görmelerine ve tanımlamalarına; bu ülkenin sorunlarını bile anlayamamalarına yol açıyor. Bakışımızı körelten, ukfumuzu daraltan, zihinsel melekelerimizi felç eden Oryantalizm denen bu hastalık, bizi Özne değil Nesne, Aktif değil Pasif, Üreten değil Tüketen konumuna itiyor. İşte bu durum, bizim elimizdeki imkanları bile su gibi harcamamıza, tüm yaratıcı yetilerimizi yıkıcı dinamitlere dönüştürmemize yol açmaktan başka bir işe yaramıyor.

Artık bu durumun değişmesi gerekiyor.

Divan dergisi, bu durumun değiştirilmesi için dört yıldan bu yana bir grup genç düşünür, teorisyen ve araştırmacı arkadaşla uzun bir yolculuğa çıkmış durumda. Benim "yeni düşünür tipi" olarak adlandırdığım "figür"ün genç, kompleksiz ve dinamik temsilcilerinden oluşan Divan dergisi etrafında halkalanan arkadaşlar, yeni bir medeniyet sıçramasının muhtemel yol haritasını çıkarmak için mütevazi ama sonuçları önümüzdeki on yıllarda Türkiye'nin entelektüel haritasını derinden etkileyecek alkışlanası bir heyecanı büyütmeye, bu heyecanı esaslı bir birikime dönüştürmeye çalışıyorlar.

Divan dergisi, son sayısında hem kendimizle, hem de diğer kültürlerle yaratıcı, imaginatif şekillerde yüzleşme ve hesaplaşmanın nasıl gerçekleştirilebileceğinin; bu yüzleşme ve hesaplaşmanın nasıl bir meydan okumaya dönüştürülebileceğinin ipuçlarını ve işaretlerini veriyor. Yeni düşünür tipi'nin en yetkin temsilcilerinden Ahmet Davudoğlu'nun kaleme aldığı her halinden belli olan Divan'ın "sunuş" yazısında, Davudoğlu çift yönlü temas olarak ifade ettiğim yüzleşme ve hesaplaşma süreçlerini beş aşamalı olarak çarpıcı bir şekilde şöyle özetlemiş: Tasvir, açıklama, anlama, sorgulama ve nihayet anlamlandırma.

Dergide batı düşüncesinin hem temel dinamikleri anlamlandırılmaya, hem de batıda akademyada diğer kültürlere son derece yanlış ve yanılsatıcı şekillerde yaklaşılmasına yol açan oryantalist ve Avrupa / Batı merkezli yaklaşım biçimleri sorgulanmaya çalışılmış.

Dergide yer alan ve burada yer darlığı dolayısıyla ayrıntılı olarak tartışamayacağım makalelerin başlıkları, Divan'ın ne denli esaslı bir meydan okuma çabasına soyunduğunu gözler önüne sermeye yetiyor.

Mustafa Özel, "İktisadi Oryantalizmin Sonu: Çin, Hind ve Osmanlı Ekonomilerine Yeni Bakış" başlıklı, bugüne kadar yazdığı en yetkin makalesinde oryantalist yaklaşımı, ba(kı)şı üstüne oturtuyor. Şakir Kocabaş, bilim tarihi ve bilim felsefesi konusunda yaptığı öncü çalışmaları "Batı Bilim Anlayışında Gerçeklik Meselesi" başlıklı makalesiyle taçlandırıyor.

Dergide yer alan diğer makalelerin hepsi de gerçekten birinci sınıf bir özen, dikkat ve birikimin ürünü makaleler: Walid Atari'nin "Gadamer'in Yorumlama ve Hakikat Teorisi", M. Fevzi Bilgin'in "E. Voeglin ve Yeni Siyaset Bilimi", Ahmet Okumuş'un "Modern Siyaset Düşüncesi'nde Meşruiyet Fikrinin Serencamı", Fahrettin Altun'un "Modernleşme Kuramı ve Gelişme Sorunu" ve Hatice Palaz Erdemir'in "İmparatorluk Kavramının Evrenselleştirilmesi" başlıklı makalaleleri, Divan'ın ne denli esaslı bir meydan okuma çabasına soyunduğunu kendiliğinden ele vermeye yetiyor.

Divan'ın meydan okuyucularını kutluyorum. Divan'a ulaşmak için tel: 0212-589 14 76.


28 Mart 2001
Çarşamba
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED