T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Memleketimizden manzaralar...

Radikal gazetesi bir zamandır hemen her gün birinci sayfasında hatırlatıyor: "Öksüz 27 milyarı hâlâ ödemedi." Çok da iyi yapıyor; sen kalk resmi hizmette kullanılması gereken bir uçakla seçim bölgene gidip temel at, sonra da bedelini ödeme... Olacak iş mi, 27 milyarı tabii ki ödeyecek. Sadece Öksüz'den değil, benzer seyahatlerde bulunan diğer devlet adamlarından da devletin sırtına yüklenmiş bu masraflar gecikmeden tahsil edilmelidir. "Benzer sehahatler" deyince benim aklıma hemen eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel gelir. Hatırlayın, Demirel, cumhurbaşkanlığına tahsis edilen uçakla her hafta kaç düğüne, nikaha, nişana, sünnet düğününe, irili ufaklı açılışa gidiyordu. Hem de beraberinde onlarca koruması, başdanışmanı, başdanışmanların da başdanışmanı, özel kalem müdür, sekreterleri ile... Öksüz'ün bir seçim bölgesi gezisi 27 milyara patladıysa, Demirel'in kaça patladığına varın siz karar verin... Şimdi diyorum ki, acaba bu mevzuu da 4422 sayılı yasa kapsamına alınarak gözden geçirilemez mi? Yanılıyor muyum; hem uçakta "çok kişi" var, hem de "devletin zarara uğratılması" söz konusu olduğuna göre yani...

Radikal'in Genelkurmay'ın Başbakanlığa yaptığı ziyaretle Telekom Yasası'nda devreye girmesinin acısını Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz'den çıkarmaya karar vermiş olduğu gözleniyor. Telekom'un özelleştirilmesinin önünde duran tek engel olarak takdim edilen Öksüz'ün tezlerine Genelkurmay'dan açık destek gelince işler epeyce karıştı. Bugüne kadar "özelleştirme"nin önemini kavrayamayan, siyasi çıkarları açısından Telekom'dan vazgeçmek istemeyen "globalleşme karşıtı" cephenin baş aktörü Öksüz değil miydi? Şimdi işler epeyce karıştı, çünkü Genelkurmay'ın Telekom'a bakışı da üç aşağı beş yukarı Öksüz'ün tezleriyle aynı. Peki şimdi ne olacak, "red cephesi"ni oluşturan unsurlar birbirinden nasıl uzak tutulacak? Radikal işin kolayını bulmuş. Dünkü manşeti yine Öksüz'e ilişkin ama bu kez Telekom Yasası'na muhalefetten değil de, "Telekom atamaları" dolayısıyla! Gazete Genelkurmay'ın devreye girmesi meselesini çok yumuşak bir başlıkla, şöyle geçiştiriyor: "Genelkurmay'a güvence verildi" (!) Şimdi Öksüz bir basın toplantısı yapıp "Gördüğünüz gibi Telekom Yasası hakkında Genelkurmay ve ben aynı şeyleri düşünüyoruz; bu durumda aylardır bana revâ görülen muamelenin adı "ayrımcılık" değil midir?" diye sorsa ne cevap vereceğiz? Doğrusunu isterseniz, Radikal'i bilmem ama ben (hayatımda ilk kez olsa da) Öksüz'e hak verirdim!

Kemal Derviş, Telekom Yasası'nda Genelkurmay'ın devreye girmesi sonrası yaptığı açıklamada şöyle diyor: "TSK, hem Türkiye'nin savunması açısından ama daha da ötesinde Türkiye'nin güçlü bir ekonomiye kavuşması için ülkenin en büyük destekçisidir. Programla TSK arasında herhangi bir görüş ayrılığı yok. Tam tersine her bakımdan programa ve Türkiye'nin geleceğine bütün desteklerini veriyorlar ve Türkiye'yi onlardan fazla seven kimse yok." (!)

Çok şaşırtıcı bir açıklama... Ülkemizde hâkim olan "anlamsız söylem" yoksa hemencecik Derviş'i de mi kuşattı? TSK, "ülkenin en büyük destekçisidir" demek de ne demek? TSK de "bu ülke"nin içinde değil mi? "Türkiye'yi onlardan fazla seven yok" tespiti de nereden çıktı? TSK, ülkeyi Derviş'ten ve ben-sen-o-biz-siz-onlar'dan fazla niçin seviyor olsun?

Birileri Derviş'i mutlaka uyarmalı ve şunu mutlaka hatırlatmalıdır: Türkiye'de bir kişi bu "anlamsız söylem"in içine bir kere düşmeye görsün; gör başına neler gelir!

Bir son söz de Hayyam Garipoğlu için: İnternetle ulaşan bir metinde aylardır tutuklu bulunan Garipoğlu'nun iş hayatına ilişkin geniş bilgi veriliyor ve özgürlüğünün haksız yere kısıtlandığı ısrarla belirtiliyor. Ben Garipoğlu-Sümerbank dosyasının ayrıntılarını bilmediğimden bu konuda bir değerlendirme yapamam. Ancak söz konusu metinde bir husus var ki, hakkında "fikir sahibi" olabilmek için "bilgi sahibi" olmaya hiç mi hiç gerek yok. Garipoğlu, aylardır tutukludur ve geçen ay ilk kez hâkim karşısına çıkacağı günü de, cezaevi aracının hazır olmamasından dolayı ıskalamıştır. Yine biliyoruz ki, söz konusu "araç" ertesi gün görülen "Metalika davası" için problem çıkarmamıştır! Söylediğim gibi Garipoğlu-Sümerbank dosyasını bilmem; ama bir tutuklunun (dört gözle beklediğini söylediği) hâkim karşısına çıkarılmasının "araç bulunamadı" türünden bahanelerle geciktirilmesini, hepiniz gibi ben de anlar ve kınarım.


5 Mayıs 2001
Cumartesi
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED