T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Yılmaz, Jandarma ve Mavi Akım

Bir hükûmet ve başı hakkında fıkralar anlatılmaya başlanıldı mı, biliniz ki sona yaklaşıldı.

...Ecevit, İngiltere kraliçesiyle konuşuyormuş. Kraliçe, Ecevit'e, başbakanı seçerken çok ince eleyip sık dokuduğunu, onu, önce bir teste tâbi tuttuğunu söylemiş. Ecevit, "Ben de bakanlarıma uygularım" diye testin mahiyetini öğrenmek istemiş.

Kraliçe anlatmış: "Meselâ Tony Blair'e sordum: 'Annenle babanın bir çocuğu var. Ama bu çocuk senin kız kardeşin veyahut erkek kardeşin değil. Bu çocuk kim?' Tony Blair hiç düşünmeden cevap verdi: 'O çocuk benim.'"

Ecevit Türkiye'ye dönünce Hüsamettin Özkan ve Mesut Yılmaz'ı çağırarak aynı soruyu sormuş; her ikisi de cevabı bilemeyince, koşup Derviş'ten öğrenmek istemişler.

Derviş, "Bunu bilmeyecek ne var!" demiş. "Madem anne ve babamın çocuğu, ne kız ne de erkek kardeşim, o zaman o çocuk benim."

Yılmaz ve Özkan gene Ecevit'in yanına dönmüşler ve bilmecenin cevabını açıklamışlar: "O çocuk Kemal Derviş."

Ecevit kızmış onlara ve "Bilemediniz" demiş, "O çocuk Tony Blair."

Soruşturma önergesi

İşte böyle kafası karışık bir hükûmet. Üstelik paçalardan yolsuzluk akıyor. Zaaf içindeki bu iktidarın Parlamento'yu onay makinesi gibi kullanması, milletvekillerinin de halkın gözündeki itibarını giderek sıfırlıyor. Büyük ihtimalle salı günü görüşülecek olan Cumhur Ersümer'e ilişkin soruşturma önergesi red'edilirse, Türkiye Büyük Millet Meclis'i bir darbe daha yiyecek.

Soruşturma taleplerinin, geçtiğimiz yasama dönemlerinde istismar edildiği bir gerçek. Anayol iktidarı zamanında, Refah Partisi'nin verdiği soruşturma önergeleri, "Bataklığın üzerinde oturmam" diyen Mesut Yılmaz tarafından da, DYP ile ortak olmasına rağmen desteklenmiş, bu yüzden hükûmet bozulmuştu. Tansu Çiller, Refahyol bünyesinde, daha önce aleyhinde soruşturma önergesi veren Refah Partisi'nin oylarıyla "aklandı."

Bu gelişme, siyasi partilerin, liderlerinin ve genelde Parlamento'nun inandırıcılığına büyük darbe vurdu. Ama iş o noktada bitmedi. Son yasama döneminde de, pazarlık kokan aklamalar sürdü. Yılmaz ve Çiller'e ait "Mal varlığı dosyaları" soruşturma komisyonlarından, aynı dakikalarda, Anap ve DYP'nin karşılıklı oylarıyla "aklanarak" geçti. Mesut Yılmaz, Türkbank da dahil, hakkındaki bütün iddialardan, özellikle Ecevit'in desteği ve DYP'nin oylamaya katılmaması sayesinde kurtuldu.

Siyaseten suçlanma olabildiği gibi, siyaseten aklanma da olabiliyor; bundan en büyük yarayı Parlamento alıyor.

100'üncü madde

İşe, soruşturmayı düzenleyen Anayasa'nın 100'üncü maddesini tadil ederek başlamalı. Bu konuda, Anayasa Uyum Komisyonu, çalışmalarını sürdürüyor.

Halen, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, en az onda birinin vereceği önerge ile (55 milletvekilinin imzası ile) soruşturma istenebiliyor. Meclis, bu istemi, en geç bir ay içinde görüşüp karara bağlıyor. Önergenin Parlamento'da hangi gün görüşüleceği, her partinin grup başkanvekilinden oluşan Danışma Kurulu'nun teklifi üzerine, Genel Kurul'ca tesbit ediliyor. Tesbit edilen gün, görüşmeler başlıyor. Önergedeki ilk imza sahibi milletvekili veya onun göstereceği, gene önergede imzası olan bir milletvekiliyle, şahısları adına üç milletvekili 10'ar dakika konuşabiliyorlar. Sonra soruşturma komisyonunun kurulup kurulmaması için oylama yapılıyor. Komisyonun kurulması için üye tam sayısının salt çoğunluğu -276 oy- gerekli değil. Oylamaya katılanların çoğunluğu ile, bakan veya başbakan hakkında soruşturma açılabiliyor. Soruşturma komisyonu en fazla 4 ay içinde raporunu hazırlıyor. Rapor, Meclis Başkanlığınca bastırılarak TBMM üyeleri ile, hakkında soruşturma açılması istenen bakana veriliyor. Rapor, dağıtıldıktan yedi gün sonraki birleşimin gündemine alınıp, öncelikli görüşülüyor. Yüce Divan'a sevk için üye tam sayısının salt çoğunluğu (276 oy) icab ediyor.

Tıkanıklık nasıl aşılır?

İşte yukarıda kısaca anlatmağa çalıştığımız sistem, önce rapor safhasında tıkanıyor; sonra da parmak hesabıyla iyice siyasete teslim oluyor.

Soruşturma komisyonu, raporu yazdıktan sonra, Meclis Başkanlığı'na göndermeyip, işi sürüncemede bırakabiliyor. Nitekim geçtiğimiz yasama döneminde, Kurtköy Soruşturma Komisyonu raporu, Mesut Yılmaz'ın aleyhine neticelenmiş olmasına rağmen, bir türlü Meclis Başkanlığı'na ulaşmamıştı. Zaten Meclis Başkanı da, raporun üyelere dağıtımını, bir süre savsaklayabiliyor.

İşte bu yüzden, "Rapor, Soruşturma Komisyonu'nda kabul edildikten sonra, 7 gün içinde Meclis Başkanlığı'na sunulur; Başkan, 7 gün içinde raporu üyelere ve ilgili bakan veya başbakana dağıtır" şeklinde bir düzenleme ile, süreleri iyice belirginleştirmek, işleyişteki tıkanmayı bir ölçüde giderecektir.

Bunun yanı sıra, Meclis çoğunluğunun kararı, siyasi dengelerden etkilendiği için, belirli miktarda milletvekiline (Meselâ 100 milletvekiline) Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu'na müracaat ederek bu kararı temyiz etmeleri imkânı tanınabilir. Böylece, hem Meclis devreden çıkmayacak, hem de, adalet, kısmen siyasî mülâhazaların etkisinden kurtarılabilecetir.

Başbakan ve bakanların yargılanmasının önü açılırsa, Parlamento kolayca yıpratılır düşüncesi doğru değil. Aksine, yargının önü kesildikçe Parlamento yıpranıyor. Üstelik, kurunun yanında yaş da yanıyor; her milletvekili topyekûn karalama kampanyasından payını alıyor.

Cumhur Ersümer, siyasi himaye görürse, sadece Yılmaz ve partisi değil, başta koalisyon ortakları olmak üzere, bütün parlamenterler kamuoyundan olumsuz puan toplayacaktır.

Yılmaz, demokrasi kahramanı

Mesut Yılmaz, ilk günden beri Cumhur Ersümer'e sahip çıkıyor. Belli ki, iddiaların, kendisine bulaşmasından endişe ediyor.

Mavi Akım'ın, siyasi baskı olmadan Nuh Mete Yüksel'den alındığına inanmak mümkün mü? Başsavcı Cevdet Volkan önce Talat Şalk ile çatıştı; sonra Nuh Mete Yüksel ile. Atin.org, Cevdet Volkan'ın Mesut Yılmaz'ın hemşehrisi olduğunu ileri sürüyor. Acaba doğru mu?

Şalk'ın iddianamesi açıklanmadan fevkalâde rahat bir görünüm sergileyen, kendisinden emin olan Cumhur Ersümer, iddianamede ismi geçmeyeceği teminatını mı almıştı? Hürriyet gazetesi, "bakan doğrudan suçlanmayacak" haberini hangi kaynağa dayandırıyordu?

Başsavcı, savcılarıyla uzlaşamıyor. Bu görüntü Nuh Mete Yüksel veya Talat Şalk değil, Cevdet Volkan aleyhine işliyor. Çünkü vatandaş, siyasetçilerden hesap sorulsun istiyor.

Mesut Yılmaz ilk günden beri, konuyu adli zeminden siyasi zemine kaydırma çabasında. Avrupa Birliği'ne öncülük ettiği için, Anavatan'ı yıpratmaya çalışan statükoculara verip veriştiriyor: "Polis devletinden", "Gestapo"dan söz ediyor.

Kâh DGM savcısı Talat Şalk'ı, kâh Jandarma'yı muhatap alarak işi iyice siyasallaştırıyor, kendisini demokrasi kahramanı gibi takdim ederken, askeri de tartışma zeminine bilerek çekiyor. Böylece "demokrasi kahramanı" sıfatını pekiştiriyor!!!

Jandarma'nın cevabı

Bence Jandarma da, Yılmaz'ın kazdığı tuzağa düştü. Askerin doğrudan siyasi güçle bir tartışmaya girmesi yanlış. İçişleri Bakanı onları savunmasa bile yanlış.

Adalet Bakanı da Savcı Talat Şalk'ı veya Nuh Mete Yüksel'i savunmadı. Şimdi bu savcıların yazılı bir açıklama yaparak Mesut Yılmaz karşısında haklarını korumaları düşünülebilir mi?

Ama diyeceksiniz, rüzgâr eken fırtına biçer. Yılmaz, 28 Şubat taşeronu bir hükûmet kurmayı kabul etti. O zaman, bütün bunlara müstehak!

O müstahak olsa bile, Türkiye Müstehak değil.


5 Mayıs 2001
Cumartesi
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED