|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Mesut Yılmaz'ın açıklamaları, "söyleyen" ile "söylenen" arasında ciddi bir "fay kırığı" olduğunun belirlenmesiyle değerlendirildi genel olarak. Söylenenlerde doğruluk payının yüksek olduğu açık. Bunun yanısıra, söyleyenin siyasi kariyerinden gelen olumsuzluklar nedeniyle, siyasi doğruların belli bir siyasi çıkar elde etmek maksadıyla araçsallaştırılmasına müsade etmeme veya buna alet olmama kaygısı olayı izleyenlerde ve yorumlayanlarda hakim durumda. Daha önce belli siyasi manevralar yapmak için, "devletin mahrem alanında" gerçekleşen gelişmeler karşısında demokratik çıkışlar yapmıştı Mesut Yılmaz. Kendisine verilen desteğe anında sırtını dönmesi ve bambaşka bir siyasi pozisyon alması ise fazla uzun sürmedi. Çünkü devletin mahrem alanında elde edeceğini etti ve ardında "siyasetsiz siyaset"in öncülüğüne soyundu yeniden. Bu nedenle Yılmaz'ın söylediklerinin, bunlar özellikle demokrasi yanlısı sözlerse, hiçbir siyasi ağırlığı kalmamıştır. Bu olayın bir yönü. Olayın diğer yönünde ise Türkiye'nin içine düştüğü ve her geçen gün daha derinlerine sürüklendiği "siyasi modelsizliğin" bütün acı sonuçları görülüyor. Mesut Yılmaz'ın çıkışları ve buna karşılık Jandarma'dan gelen açıklama, görünürlüğü konusunda zaman zaman şüpheler belirse de hakimiyeti tartışılmaz olan bir siyasi krizin her an derinleştiğini gösteriyor. Jandarma'nın bağlı olduğu bakandan bağımsız açıklama yapması, krizin bir parçası olan kurumlar arası denge sarsılmasının bir örneği. Eğer bu açıklamadan bakanın haberi varsa ve bakan bu açıklamayı uygun buluyorsa, bu durumda kendine bağlı bir kurumu savunmak adına açıklamayı bizzat bakanlığı adına yapmalıydı. Oysa şimdi işin geri planında ne olursa olsun Jandarma'nın böyle bir açıklama yapması, "idare"nin "siyaset"e ait alanlara daha çok yerleşmesinin yeni bir uğrağı olarak konumlanmıştır. Yasal düzenlemelerle beraber, Emniyet Teşkilatı'nın görev alanlarına giren konulara kadar uzanan bir yetkilenmeye Jandarma'nın kavuşmasının nasıl sıkıntılar doğurabileceği çok yazıldı. Buna rağmen "siyasi irade" bu uyarıları görmezden geldi. Şimdi gelinen noktada ise, yarı-askeri nitelikte zabıta kuvveti kimliğiyle Jandarma'nın bir bakanlıkta soruşturma yürütmesi gibi bir durum orta yere gelmiştir. Bu durumun çok doğal olmadığı da açıktır. Jandarma'nın işin içinde olduğu olaylarda Adalet Bakanı'na bilirkişiler konusunda tavsiyelerde bulunma, savcıların siyasetçilerle polemiğe girişmesi ve iddianamelerde siyasi değerlendirmeler olması gibi hususlar fona yerleşti şimdiye kadar. Bunlarla ilgili ne kadar gerekçe üretilirse üretilsin, temelde kurumlar arası güven bunalımına gönderme yapıyor olan biten. Bunun gerisinde ise "siyasetsiz siyaset" ile "idare" arasındaki çekişme ve birbiri aleyhine güç elde mücadelesi yatıyor. Siyasetçiler, iktidar fırsatını siyasi alandaki daralmadan elde etmekteki siyasi etiğe sığmayan duruma sahiplendikçe ve bunu da "istikrar" olarak etiketledikçe, "idare" siyasetin alanını daraltma konusundaki çabalarını artırdı. Jandarma'nın görev alanı ve fonksiyonları bakımından adeta İçişleri Bakanlığı'nın yerine yerleşmesi gibi bir durumun belirmeye başlaması, bunun sadece bir parçasıdır. "Siyasi modelsizlik" yüzünden "yolsuzluklarla mücadele" ile "hukuk ve siyaset" arasında bir zıtlık varolduğu görüntüsü yaygınlaşıyor. Bu yazıyı yazdığım saatlerde, bir televizyon kanalı birkaç saat sonra, "halk yolsuzluklarla mücadele konusunda siyasetçilere mi daha çok güveniyor, Jandarma'ya mı?" sorusuna cevap arayan bir kamuoyu araştırması yayınlayacağını ilan ediyordu. İşte bu mantık, siyasi alanı daraltan, siyaset yerine "idare"yi ikame etmeye çalışan ve yolsuzluklarla mücadele etmek ile hukuk ve siyaset arasında fiili bir zıtlık olduğunu varsayan otoriter mantığın "gündelikleşmesidir." Bu mantık, anketlerden köşe yazılarına, kahve sohbetlerinden devlet yönetimine kadar her yere süratle nüfuz etmiştir. Mesut Yılmaz, siyasetin içini boşaltan "siyasetsiz siyaset"in en önemli temsilcisidir, bu nedenle söylediklerinin doğruluk içermesi ile kendi siyasi pozisyonu arasında bir bağlantı yoktur. İşin öbür ucunda duran Jandarma ise yaptığı açıklama ile beraber, siyasal irade karşısında "idare"yi güçlendiren, bunun içinde de askeri otoritenin işlevini merkezileştiren şemaya yeni bir parça eklemiştir. Bu tabloda Türkiye'yi etkili bir siyasi odak haline getirecek hiçbir içerik yoktur...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |