T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
14 Mayıs düşünceleri

Şu anda ülkemizde olup bitenlerin insanı inciten, yaralayan bir yönü olduğu kuşkusuz... Bağımsız bir ülkede, halkın temsilcisi bir parlamentonun ve parlamento içinden çıkmış bir hükümetin razı olması asla düşünülemeyecek gelişmeler yaşanıyor: Doğru dürüst tartışılmadan milli değerlerin haraç mezat satılmasıyla sonuçlanacak yasalar baskılarla çıkartılıyor...

Ekonomik kriz, Türkiye'yi, dışarıya muhtaç hale getirdi; düşülen çukurdan çıkabilmek için ihtiyaç duyulan 'yardım', ancak yasa değişikliği yapılırsa gelecek... İstenen, sadece ekonomiyi yeniden düzenleyen, özelleştirmeyi kolay ve pürüzsüz hale getiren yasalar değil; 'yapısal değişim' ana başlığı altına girecek ne kadar 'değişiklik' varsa, bu vesileyle, gündeme getiriliyor. En ufak bir tereddüt veya yüksek sesli "Acaba?" sorusu, Washington'dan mektup veya Dünya Bankası ile İMF'den azar işitilmesine sebep oluyor...

Bu duruma tahammül çok güç. Bizim gibi, hantal devlet yapısından kurtulmanın gereğine inanmış, daha demokrat, hak ve özgürlüklerin genişçe uygulandığı, hukukun üstünlüğü ilkesinin yerleştiği bir ülke özlemi içinde olanlar bakımından da durum değişmiyor; sonuçta, 'yapısal değişim' o özleme uygun bir ülke ortaya çıkaracak olsa bile, bunun kol bükerek, iradeler ezilerek yerine getirilmesi hoşumuza gitmiyor.

Duyulan rahatsızlığın bir sebebi, Türkiye'de 28 Şubat'la daha yeni restore edilmiş 'Kemalist gelenek' elbette. Demokrasi vurgusu düşük olsa, temelde 'halk için olması' şartıyla 'halka rağmen' uygulamalara izin verse de, bağımsızlık ve dış etkilenmelere kapalılık bakımından olağanüstü duyarlı bir gelenek bu. Kemalist olmayan, hatta 'resmi ideoloji' ile başı dertte bulunan kişi ve kesimleri dahi derinden etkilemiş bu gelenek, şimdi, kendisine ait 'halka rağmen, halk için' yönteminin, kendi temel ilkelerini zedeleyecek biçimde kullanılması karşısında şaşkın...

Bugün olan-bitenlere, milli iradenin baskı ve korkutmalarla eğilip büküldüğü 28 Şubat'ın doğal bir devamı olarak bakmak mümkün. Tek değişiklik baskı ve korkutmanın niteliği ile onları uygulayanların kimliğinin değişmiş olması; yoksa olan hemen her şey, ufak farklarla, 28 Şubat'ta 'doğal' görülenlerle akraba uygulamalar... 'İrtica' ile 'ekonomik kriz' yer değiştirdi; baskının kaynağı 'yerli' değil... Yerine getirilmesi istenilenler 'tehdit' bahanesiyle dayatılıyor, itirazlar 'güç' duvarına çarpıyor; tıpkı 28 Şubat'ta olduğu gibi...

İçinden geçtiğimiz süreçte 28 Şubat'ın doğrudan etkileri kadar, belki onlardan fazla, yan etkilerinin de kalıcı rolü bulunuyor. 28 Şubat toplumu dayatmalara açık hale getirdiği gibi, direniş reflekslerini de köreltti. Bir yan etki de, "Bana her türlü baskıyı lâyık görenler şimdiki dayatmalara müstahaktır" kanaatinin halkta yaygınlaşmasıdır... İşin, tabii, ekonomik krizden çıkış için akla ilk gelen toplumsal dayanışmaya, yurtdışındaki yerli kaynakları devreye sokmaya dönük 'engelleyici' bir yönü de var; 28 Şubatçı kabuller, bu tür tedbir ve tekliflerin telâffuzuna bile engel... "Yurtdışı imkânları seferber edelim", ya da "Herkes kolundaki bileziği, parmağındaki yüzüğü versin de bu çukurdan beraberce çıkalım" dense, kendilerinden fedakârlık talep edilenlerden "Derhal" cevabı gelmeyeceği biliniyor... Oysa, 'yeşil sermaye' diye aşağılanarak dışlanmış halk oluşumlarının önü açılsa, ya da 'irtica' töhmetiyle sindirilmiş sivil toplum harekete geçirilse, ekonomik sorunlar büyük çapta çözülebilir...

Halkın "Yeter, söz milletindir" sloganıyla iktidara yükselişinin yıldönümünde iyice göze batan gerçek şu: Kendi dinamiklerini 'tehdit', kendi halkını 'düşman' gören bir anlayış, kriz durumunda, ister istemez gözünü dışarıya çevirecektir; tıpkı bugün olduğu gibi... Dışarısı da, halkıyla arası açık bir yönetime uygulanacak baskının istenen sonucu almaya yarayacağını çok iyi bilir; bu sebeple de, kapısına düştüğümüz devletler ve uluslararası kurumların krizden vazife çıkartmasını yadırgamamak gerekiyor...

28 Şubat'ın yanında yer alanların, bugün, "Bağımsızlık elden gidiyor" veya "Ülke değerleri haraç mezat satılıyor" diye yakınmaları tam bir samimiyetsizlik; zaten onların fazla bir şikâyetleri de duyulmuyor... Hassasiyet gösterenler, rahatsızlık duyanlar, homurdananlar, ne gariptir, 28 Şubat'ın sillesini yiyenler...

Böyle bir ülkeye, isteyen, istediğini kolayca yaptırır; yaptırıyor da.


14 Mayıs 2001
Pazartesi
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED