|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Medyada "havanın döndüğünü" mutlaka siz de farkediyorsunuzdur. "Anti-Derviş" cephesi giderek genişliyor; medyanın "düşman kardeşler"i neredeyse tıpa tıp yazılar kaleme alıyor. ("Öyle mi?" diyorsanız, Emin Çölaşan'ın önceki günkü Hürriyet'te yayımlanan yazısını diğerleriyle karşılaştırınız!) "Anti-emperyalist" cephenin hızla genişlediğine şahit oluyoruz. MHP Genel Başkanı'ndan sonra şimdi de Enis Öksüz: "Sen buraya ABD'nin menfaatini savunmak için mi geldin? Telekom'u peşkeş mi çekeceksin?" FP cenahında da bulutlar dağılmış; artık onlar da kararlı. FP'li Avni Doğan: "Öksüz'ün bu ülkeyi, Amerika'dan gelen adamdan daha fazla sevdiğini biliyoruz." Bu "cephe" doğrusu iyi cephe; hem de tam 1580 kişiyle görüşülerek yapılan bir kamuoyu araştırması sonucunda Kemal Derviş ve Recep Tayyip Erdoğan'ın birlikte yüzde 50'nin üzerinde güven tazelediği günlerde... Hesaplar yine tutmuyor; siyasi partiler ve medyanın büyük bölümü sapına kadar "anti-emperyalist"ken, halkın çoğunluğu çoktan "mandacı" olmuş bile! Dünkü Milliyet'de Güngör Uras da dalgasını geçiyor. Derviş'i "hoş tutmamız" gerekiyormuş; Clinton'ı Derviş'e yardımcı olarak "kiralamak" yerinde olurmuş; Ebru Şallı'yı Clinton'a müşavir atayıp, Derviş'e de "Kanun Hükmünde Kararname" çıkarma yetkisi verirsek mesele kalmazmış... Bu dünya böyle işte! Bankalar Yasası tasarısının tartışıldığı iki hafta boyunca diğer ekonomi yazarlarıyla sözbirliği etmişcesine bu konuda iki satır yazı yazma, sonra da Derviş'le dalganı geç! Yok yok doğru değil; o "iki satır"ı Bankalar Yasası'nın çıkacağı anlaşıldığı gün yasanın "Fon"a devredilen bankaların sahiplerinin (ailecek) mal varlıklarına el konulmasını öngören hükmünü eleştirmek için yaz! Aynen Hürriyet'den Ercan Kumcu'nun yaptığı gibi... Sanırsınız ki ülkeyi bu hale Derviş getirdi; "Mavi Akım" da Derviş'in gayretiyle karar kılındı; bankaların eş-dost çevresince hortumlanmasının mimarı da Derviş; ülkedeki siyaseti akçeli bir "ortaoyunu"na o dönüştürdü; yolsuzluk dosyalarını o kapattı; "Susurluk" ve benzeri hukuk tanımaz ihlalleri o tezgâhladı; uzman doktoru ayda 350 milyona, çırak çocukları ayda 50 milyona çalıştıran da o; "Özelleştirme-kamulaştırma" saadet zinciri de onun eseri; üniversitelerde "cadı avı"nı başlatan, Murat Bektaş'ı öldüren polisleri "6 ay-tecilli" cezaya çarptıran da o; 28 Şubat, Refah'ın kapatılması, "Jandarma"nın aklına estiğinde siyasilere haddini bildirmesi, "Bufalo", "Paraşüt", "Matador", "Kasırga", "Balina", "Umut" gibi her biri her açıdan bir roman olan "operasyonlar" da onun marifeti... Olsun ne farkeder ki... Sen bir kere şu soruya cevap ver: "Sen buraya ABD'nin menfaatlerini korumak için mi geldin? Telekom'u peşkeş mi çekeceksin?" Cevap ver, durma cevap ver! Sana bu memleketin "derin sağ"ının ne olduğunu öğretmemişler herhalde... Sen "Bankacılık Yasası" filanla bizim canımızdan çok sevdiğimiz "milli duygular"la başedebileceğini mi sanıyorsun? O kadar kolay değil... Biz ölmedik daha... Bu memleketin "derin sağ"ı dimdik ayakta hâlâ... İlgisiz bir soru ama sormadan edemeyeceğim: Yeni Şafak okurları söylendiği gibi sahiden de "sağcı" mı? Ben hiç öyle görmüyorum da...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |