T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Oxford'da "Türkiye Sorunu"

Türkiye, tarihinin en zorlu dönemeçlerinden birinden geçiyor: Her şeyin SOS verdiği bir ortamda, araya bir de Kemal Derviş'in girdirilmesi işin cabası tabii ki. Kemal Derviş'in ABD'den "paraşütle getiriliş", hükümete girdiriliş ve kamuoyunda hâlâ Türkiye'yi kurtaracak adam olarak "pompalanış" ve "pazarlanış" biçimi tam bir skandal ve de onur kırıcı.

Derviş'in "pompalanış" ve "pazarlanış" biçimi, Türkiye'nin neden köklü bunalımlarla boğuştuğunu ve dolayısıyla neden sahipsiz bir ülke olduğunu akıl ve idrak sahipleri için çok iyi kanıtlamaya yetiyor olsa gerek.

Toplumu, toplumun sesi olması gereken parlamentoyu ıskalayanlar, hadım edenler, "Derviş skandalı" türü "paraşüt operasyonları"na hazır olmalı ve boş yere homurdanmamalılar! Bush'a muşa öfkelenmenin âlemi yok! Siz nasıl tuşa getirildiğinize bakın!

Düşünsenize... Bu ülkede topluma, toplumsal dinamiklere, bu dinamiklere dayanan esaslı bir "kurucu irade"ye en fazla ihtiyaç hissedildiği bir zaman diliminde, toplum, toplumun iradesi, dinamikleri budanıyor, katlediliyor! Gelin de çıkın işin içinden! Elbette ki çıkamazsınız!

Artık bu toplumun "özgür" olmadığı, vesayet altında yaşamaya mahkum edildiği, bu toplumu yönetenlerin toplumun gerçek temsilcileri değil, belli güç ve çıkar odaklarının "sözcü"leri, "kapıkulları" olduğu görülmeli. Bu gerçeklerden yola çıkarak, Oxford Üniversitesi'nde, geçtiğimiz Perşembe günü düzenlenen bir konferansta AB'ye giriş sürecinde Türkiye'nin insan hakları, demokrasi, devlet-toplum ve din-devlet ilişkileri gibi temel sorunları ile AB'nin bu sorunlara bakışı masaya yatırıldı.

Londra'da London School of Economics'te doktora öğrenimi gören ve kabına sığmaz bıçkın bir delikanlı olan Hüseyin Aslan'la birlikte organize ettiğimiz konferansa Amerika'dan, İngiltere'den ve Türkiye'den Türkiye'nin sorunları ile yakından ilgilenen bilim ve devlet adamlarını davet ettik.

Benim, konferansa sunduğum 40 küsur sayfalık metinden burada sözetmeyi gereksiz görüyorum. Ama diğer metinlerden kısaca sözedeyim.

Konferansa London School of Economics'ten katılan doktor Katherina Dalacoura, "Türkiye'de yaşanan sorunların, belli bir Kemalizm yorumundan kaynaklandığını" söyledi ve Türkiye'nin en temel sorunlarının "en doğal insan haklarının ihlali; düşünce, ifade, din, eğitim ve vicdan özgürlüğünün alabildiğine kısıtlanması; ordunun siyasete türlü şekillerde müdahale etmesi; siyaset sınıfının dağınıklığı ve yozlaşması" gibi temel sorunlar çevresinde odaklandığını vurguladı.

Avrupa Parlemontosu üyesi James Moorhouse'un, konferansta, "Türkiye'nin yıllardır aynı konularla uğraştığını" belirtmesi ve "mevcut hali ile Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin 10-15 sene içinde mümkün olamayacağını" söylemesi dikkat çekiciydi.

Konferansa Boston Üniversitesi'nden katılan Türkiye uzmanı profesör Jenny White, şu önemli saptamaları yaptı: "Türk Anayasası, felsefi bir temelden yoksun; üzerinde uzlaşılmış bir toplumsal sözleşme değil. Ayrıca Anayasa, siyasal ve sosyal haklar üzerinde kısıtlayıcı hükümler içeriyor; öngörülen haklar bile korunamıyor. Türkiye'de devletin temel endişesi böyle bir anayasayı korumaktan ibaret... İslamcı bir parti, AB tarafından kabul edilir mi? İslamcı partinin alternatifinin, aşırı milliyetçiler veya liberal olmayan Kemalist çizgi olduğu düşünülürse, bu sorunun cevabının olumlu olma ihtimalinin yüksek olduğu söylenebilir."

Georgetown Üniversitesi'nden profesör John Esposito ise konuşmasında "dünyada otoriter rejimler, artık tabandan gelen bir baskıyla karşı karşıyalar. Türkiye`de de benzer bir süreç yaşanıyor" dedi. Konuşmasında "Türk toplumda yaşanan tehlikeli kutuplaşma"ya dikkat çeken Esposito'nun şu gözlemleri ilginçti: "Hükümetler, insan hakları konusunda gerektiği şekilde hassas olmadıkları takdirde, toplum, kutuplaşma tehlikesinin eşiğine sürükler; bu da, radikalizmi körükler... FP-Refah çizgisi, İslam dünyasında yeniliğe ve dünyaya en açık İslami çizgi. FP'nin kapatılması, Türkiye'nin AB ile ilişkilerini zora sokacaktır. Ayrıca bu durum, toplumda ilave sosyal problemlere yol açacaktır... Laikliğin amacı, esas itibariyle din veya inanç temeline dayanmayan anlayışlar için bir alan yaratmaktır. Ancak Türkiye ve Fransa örneğinde laiklik, dini siyasi ve zihinsel bir tehlike olarak görmekte ve ona karşı bir tepki olarak varlığını sürdürmeye çalışmaktadır...Türban yasağı, bu otoriter laiklik anlayışının bir sonucudur."

Ankara milletvekili doçent Oya Akgönenç, yaptığı konuşmada, "Türkiye'nin ağır sorunlarla boğuşmasının temel nedenlerinin, yukarıdan aşağıya doğru empoze edilen jakoben modernleşme projesinde gizli olduğunu" vurguladı. Akgönenç konuşmasında şu görüşlere yer verdi: "Bu proje içerisinde devlet, neredeyse bir bürokratik cumhuriyete dönüşmüş durumdadır. Meclis'e karar verme yetkisinden çok onaylama rolü biçilerek, siyasetin ve siyasetçinin alanı daraltılmıştır. Siyasetçilerin kolayca ve basit gerekçelerle siyasetten men edilebilmeleri, başbakanlık yapmış bir şahsın çok tartışılan bir gerekçeyle mahkum edilmiş olması, dünya komuoyunda Türkiye'yi zor durumda bırakmaktadır."


14 Mayıs 2001
Pazartesi
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED