T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Casus belli" enflasyonu

Hürriyet, önceki gün, sürmanşette, "Kuzey Irak'-ta bir Kürt devleti kurulmasının savaş nedeni" sayıldığını, Başbakan Bülent Ecevit'in imzasını taşıyan "gizli" ve "acil" bir yazının fotokopisiyle yayınladı.

Tıpkı Yunanistan'ın Ege'de karasularını 12 mile çıkarmasının Latince deyimle "casus belli" yani "savaş nedeni" sayılması gibi, Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulmasının da, Türkiye tarafından bir "casus belli" addedilmesi bir "sürpriz unsuru" taşımıyor. Bu, bilinen bir şey. Koca bir coğrafyada bir yığın "savaş nedeni". Bu da bir "enflasyon". Yine de Bülent Ecevit imzalı, 26 Mart tarihli "gizli belge"nin zihinlerde birtakım düşünceler uyandırmaması mümkün değil.

Ecevit imzalı yazı, 26 Şubat tarihli bir Dışişleri Bakanlığı yazısına dayandırılmış ve başta Genelkurmay Başkanlığı, MİT ve MGK Genel Sekreterliği olmak üzere "stratejik konumdaki" 8 ayrı kamu kuruluşuna gönderilmiş. Türkiye'nin "güvenlik" alanındaki ve özellikle Kuzey Irak ve "Kürt devleti" konulu politikalarını ne zamandan beri Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık belirliyor ki? Biz yine de bu sanki böyleymiş kabul edelim ve yazıya bakalım. Yazıda, "Irak'a Yönelik Politikamızın Genel Esasları" başlığı altında şu maddeler sıralanıyor:

Temel esas, BM ve komşuları ile sorunu olmayan, komşularına tehdit oluşturmayan demokratik bir Irak'ın özendirilmesidir.

Irak'ın toprak bütünlüğü korunmalıdır.

Merkezi yönetimin otoritesi nihai olarak ülkenin tamamında tesis edilmelidir.

Irak'taki Türkmenler'in hakları, Irak'ın eşit vatandaşları olarak korunmalıdır.

Irak'taki etnik azınlıkların ayrı bir yönetime sahip olmamaları gözetilmelidir.

Irak Türkiye'ye askeri açıdan bir tehdit teşkil etmemelidir.

Bölge dışı güçlerin Irak'a müdahalelerini azaltacak gelişme ve önlemler desteklenmeli, bu tür müdahalelere neden olabilecek gerginlik ve gelişmelerin önlenmesine gayret sarfedilmelidir.

Irak Türkiye'ye ekonomik bakımdan mümkün olduğu kadar bağlanmalıdır.

Bu maddelerin ardından gelen arabaşlıkta "Irak'a Yönelik Politikamızın Hedefleri" yazıyor ve A) maddesi şöyle ifade ediliyor: "Irak'ın gelecekteki (Saddam Hüseyin sonrası) yapısında da üniter özelliğini muhafaza edebilmesi yönündeki gayretlerimiz sürdürülmelidir. Ancak Kuzey Irak'ın 1992 öncesi duruma dönmesinin mümkün olmadığını da dikkate almak durumundayız. Kuzey Irak'ta bizim için hiçbir şekilde kabulü mümkün olmayan senaryo, bağımsız bir Kürt devletinin ilanıdır. Bu doğrultudaki bir deklarasyon tarafımızdan "müdahale nedeni" sayılmıştır."

Peki, bir "bağımsız Kürt devleti" ilan edilmeden, "de facto" olarak bir Kürt yönetimi varolursa, ne olacak? Irak Kürtleri, "bağımsız devlet ilanı"nın sadece Türkiye değil, İran ve Suriye tarafından da kabul edilmeyeceğini ve derhal müdahaleye maruz kalacaklarını biliyorlar. Bunu yapmıyorlar. Ama orada bir "de facto" ve birden fazla (Barzani ve Talabani) Kürt yönetimi mevcut. Bunu, "de facto tek yönetim" yapmak için girişimler var. Bir "de facto Kürt yönetimi"ni tanıyacak mı?

Tanınıyor zaten. Her iki grubun Türkiye'de temsilcilikleri bulunuyor. Ayrıca Türk devletinin çeşitli kurumları, Kuzey Irak'ın her iki bölümünde, Erbil'de ve Süleymaniye'de, Türkiye'nin herhangi bir bölgesinde ne kadar hareket etme serbestliğindeyseler o kadar serbest ve faal durumdalar.

Yani Kuzey Irak, "Irak Türkiye'ye ekonomik bakımdan mümkün olduğunca bağlanmalıdır" hükmünün çok ötesinde bağımlı durumda. "Hedef"e büyük ölçüde varılmış sayılır.

Bu noktadan sonra, dış politikanın "ikizleri" yani "paranoya" ve "tutarsızlıklar" izleri, "Dışişleri ve Başbakanlık kağıdı"nın üzerinde "mürekkep lekeleri" gibi. "Demokratik Irak'ın özendirilmesi" ve "Irak'ın gelecekteki (Saddam Hüseyin sonrası) yapısı" sözcüklerini aynı yazıda birarada kullanıyorsanız, mevcut rejimin "yıkılması"na yatırım yapıyorsunuz demektir.

Hem bunu yapıyorsunuz ve hem de korkuyorsunuz; o yüzden sürekli "Irak'ın toprak bütünlüğü korunmalıdır" ve "(Saddam Hüseyin sonrası) üniter özelliğini muhafaza edebilmesi yönündeki gayretlerimiz sürdürülmelidir", "Merkezi yönetimin otoritesi nihai olarak ülkenin tamamında tesis edilmelidir" gibi dilekleri vurguluyorsunuz.

Irak'ı meydana getiren "değişik kimlikler"in istekleri ve çıkarları dikkate alınmadan, nasıl bir "demokratik Irak özendirilecek"? Irak'ın çeşitli kimlikleri, ya "federal ve demokratik Irak" üzerinde anlaşırlarsa, ne yapacaksiniz? Yani "bağımsız devlet" söz konusu olmayacak, "toprak bütünlüğü" tamam ve Türkiye'ye dost; yani "askeri tehdit" oluşturmayacak. Ama bir "federal Irak". Bu durumda yine "casus belli" geçerli mi?

"Bölge dışı güçler"in başında Amerika geliyor ve yeni Amerikan yönetimi içinde Saddam'ı devirerek "demokratik Irak"ı kurmak isteyen güçlü bir kanat mevcut. Amerika ile işbirliği yapmadan, nasıl "demokratik Irak"ı özendireceksiniz? İşbirliği yaptığınız takdirde, "bölge dışı güçler"i işin içine sokmuş olmayacak mısınız?

İsrail'i "bölge dışı güç" mü sayıyorsunuz, yoksa Türkiye gibi, "bölgeden" mi? Zira, Türkiye'nin yakın işbirliği bulunan İsrail, Saddam'ın devrilmesinden yana; üstelik Irak'ın toprak bütünlüğü umurunda değil. Hatta, bir "parçalı Irak", İsrail'in "stratejik çıkarları"na daha çok uyar.

Türkiye'nin "Irak politikası" ciddi "boşluklar" ve "gedikler" taşıyor. Sebeplerini yarın tartışalım…


18 Mayıs 2001
Cuma
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED