T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Siyasi yenilenme için "kopya"

Uluslararası siyasi ve mali merkezlerin eğilimlerini etkileyecek önemdeki The Economist'in son sayısında Türkiye ile ilgili yazıda yer alan tahminler, önümüzdeki dönemin "siyasi ve toplumsal riskleri"ne işaret ediyor ve bu nedenle Türkiye'de de yankılandı.

IMF'nin 8 milyar dolarlık ve bugüne dek hiçbir ülkeye pek nasip olmayan türden yeni "kurtarma paketi"nin sonuçlarını analiz eden yazı "Acı İlaç" başlığını taşıyor ve bunun "son şans" olarak nitelendiğini vurguluyor.

Gerçekten "hiçbir ülkeye pek nasip olmayan" bir IMF "borcu" söz konusu. Türkiye, Arjantin ve Brezilya'nın, IMF'deki hisselerine karşılık elde ettikleri borç, IMF'nin kullanılabilir kaynaklarının toplamının yüzde 94'ü. Türkiye, bu oranda bile Arjantin ve Brezilya'yı katlamış durumda. Türkiye IMF'deki hissesinin yüzde 1505'i (yanlış okumadınız) kadar borç elde ederken; Arjantin için bu oran yüzde 283; Brezilya için 45.

The Economist, bu rakamları belirtmiyor ama IMF'nin bu "cömertliği"nin sebeplerine şu satırlarla yer veriyor:

"(Bu durum) ne tümüyle ekonomik gerekçelerden ne de çıkarsız bir iyi niyetten kaynaklanıyor. Gerçi Türkiye Soğuk Savaş'ta olduğu gibi hayati bir Batı müttefiki değil ama yine de NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip. Kuzey Irak üzerinde sürekli devriye uçuşu yapan Amerikan uçaklarına ev sahipliği ediyor. Aynı zamanda İsrail'in iyi dostu; her iki ülkenin silahlı kuvvetleri işbirliği yapıyorlar. Hernekadar gerçekleşmesi hayli uzakta ise de, bir gün Avrupa Birliği'ne katılmayı umut ediyor. Ve Batı bankalarının Türkiye'deki varlıkları 40 milyar doları buluyor. Bunların hükümetleri ellerini kavuşturup Türkiye'nin batmasına göz yumamazlar."

"IMF cömertliği"ne ilişkin bir başka "stratejik değerlendirme", etkili yatırım bankacılığı kurumu Lehman Brothers'in son Türkiye raporunda, "Stratejik Faktörlere Dikkat" arabaşlığı altında şöyle yapılıyor:

"Piyasada Türkiye'nin 17 ay içinde üçüncü kez bir IMF kurtarma paketine muhatap olmasının gerekçesi, IMF'nin bazı en büyük hissedarları için bir "stratejik değer" olmasıyla izah ediliyor. Buna göre, Türkiye, NATO'nun uzun süreden beri üyesi, Ortadoğu petrol yataklarının sınırında, eski Sovyet Orta Asya cumhuriyetlerinin (ki, birçoğu petrol kaynakları açısından efsanevi zenginliğe sahipler) yakınında ve bu yüzden bölgede potansiyel olarak istikrar sağlayıcı bir rol oynayacak bir ülke olarak görülüyor. Bu argümana göre, Amerikan hükümetinin ülkenin ekonomik ve siyasi istikrarına verdiği büyük değer, IMF'nin kaynak sağlamaktaki kısıtlamalarının gevşetilmesinde belirleyici rol oynadı."

Türkiye, anlaşılan her vakit olduğu gibi, yeryüzünün "en kıymetli gayrımenkullerinden biri" sayılan coğrafi konumunun, "jeopolitik değeri"nin rantını kullanıyor. Ülkeyi kaldırıp başka bir yere taşımak söz konusu olamayacağına ve "uluslararası sistem"in mevcut ve görünebilir vadedeki verilerine göre bu "jeopolitik değer" kalıcı bulunduğu için; sırtı hiç yere gelmez sonucuna varılabilir mi?

Bu noktada başlıca "iki tehdit" var. Her ikisi de "içerden":

Kemal Derviş'in IMF destekli ve "son şans" diye nitelenen programı, "siyaset alanı ile ekonomi alanı arasındaki irtibatı kesmeye" dayanıyor. Bu, The Economist'in terimleriyle Türkiye'nin madrabaz ve yeteneksiz politikacılarının seçmen satın almak ve nüfuz sağlamak için kamu bankaları ve kurumlarını kullanmalarını durdurmayı ifade ediyor. Yine, The Economist'e göre, Türkiye'nin mali hastalıklarının kökünde "bu patronaj ve yolsuzluk kısır döngüsü" yatıyor. İşte bunlar, yani "siyaset sınıfı" programın uygulanmasını yoldan çıkarabilir. Çünkü, bu program, program hedeflerine sımsıkı bağlı ve içinden çatlak ses çıkartmayan bir yönetimle uygulanabilir.

The Economist'in ifadesine göre, "gerçek risk" Derviş ve reformlarına düşmanca tutum takınan "yerleşik çıkarlar"dan ziyade -ki, fazlasıyla mevcut- program uygulandıkça ortaya çıkacak olan kitlesel tepkilerde. Şubat'tan bu yana işsiz kalanların sayısı 500,000'e ulaştı ve bu sayı kesinlikle daha da artacak. Yılın üçüncü çeyreğinde gayrısafi milli hasılanın, geçen yıla oranla yüzde 3 daha azalacağı tahmin ediliyor. Bu ve bunun yanısıra inanılmaz boyutlara ulaşmış olan iç borç yükü hesaplandığında, sonbaharda, hele böylesine gözden düşmüş ve güvenilmez bir yönetim altında bir "yeni kriz" ihtimali küçümsenmeyecek bir oranda.

Lehman Brothers raporu, "Hükümetin, ortaya çıkan krizlerle -1999 depreminden önceki IMF programlarının uygulamasına kadar- başedebilmekte gösterdiği yeteneksizlik ve hele açığa çıkan yolsuzlar, halkın devlet kurumlarına inancını sarstı. Bu program, kaybolan inancı tamir edebilmek için, belki son bir gayrettir. Hükümet, son altı ayda görüldüğü gibi kendisini yaralayacak hataları yaparsa, tecrit olacak ve ondan sonra pek az bir uluslararası destek bulabilecek; halk desteği ise tümüyle yok olacak. Derviş'in önündeki en büyük zorluk, ekonomiyi modernleştirecek politikalara taban desteği elde etmek olacaktır" diye bitiyor.

Bunun "tercümesi", hükümetin, muhtemelen, 2001 sonları ya da 2002 başlarında çökeceği ve dağılacağıdır. Bir yıl içinde, şimdiki afra tafralı siyasetçilerin çoğunu artık göremeyebiliriz.Yeni "siyasi oluşumlar" için meraklılarının bir an önce hazırlanmalarında yarar var…


20 Mayıs 2001
Pazar
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED