|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İstanbul'u bir Pazar mahmurluğunda bırakarak, demirden bir "kuş"un kollarında uçuyoruz Eflak Boğdan'ın (Romanya) tarihsel rüyamızdaki sonsuz yeşiline. Ulaşmanın kolay, kavuşmanınsa git gide zorlaştığı bir dünyada, hiçbir zaman ne beni yoldan çıkaracak şehirler, ne de içimde beni alıp götürecek "gezgin" rüyalarım oldu. İstanbul'dan her ayrılışımda, hep küçük bir not düştüm kalbimin kenarına: "Kollarını bana aşkla aralamayı unutma İstanbul." Çünkü, senden ayrı geçen bütün günlerde en güzel yol arkadaşım oldu gurbet... Belki de, ayrılıkları ince bir kederle kucaklayan yolculukların ardında hep başkalarının ülkesinde "kendi gurbeti"nde yaşamak vardır. Sanırsınız ki, otel odalarının içinizi bir sis gibi kaplayan yalnızlığı telefonların öbür ucunda ağlayan bir sesle bölünecek. Biliyorum, hiçbir zaman gelmeyi düşünmediğim bu şehirden bir kuş gibi hızla geçip gideceğim. Öyle şehirler vardır ki, sizi usulca çağırır, kimi de sizi kendisine âşık eder. Bükreş, benim şehirlerimden biri olmadı hiçbir zaman. Geceyarısı otel lobilerinde boşluğa atılan cümlelerin uğultusu arasında ruhumun ağrıdığını hissediyorum. Biliyorum ki, Türkiye daha uzun süre, kendi insanını kendi toprağında gurbete mahkum eden, ayrılınca yürekleri hasretle yananların ülkesi olmaya devam edecek. Ruhumuzda, gönlümüzde yıllarca Çavuşesku'nun "kasvet başkenti" olarak yer eden Bükreş'teyiz. Kendi ülkesinde, "sessiz ölüme mahkum edilen" Kombassan'ın "gurbette" çiçeklenen umutlarını görmek için buralardayız. "Türkiye sevdası"yla yanan kendi çocuklarını bile derin acılara ve yalnızlıklara terkeden bir ülkenin sisler içindeki silüetini arkamızda bırakarak düştük yollara... Sahte korkular adına önü kesilen, umutları kuşatılan Haşim Bayram, Romanya'da özelleştirme çerçevesinde aldığı dev rulman fabrikasıyla Barlad şehrine hayat veriyor. Cemal Süreya'nın, "Gurbet yavrum, garba düşmektir gurbet" dizelerindeki gibi derin bir gurbeti yaşıyor Haşim Bayram... Ondaki ıssızlığın, kendi ülkesinde vurgun yemişliğin dilini çözemedimse de, Türkiye hasretine dair şeyler mırıldandığını işittim. Haşim Bayram, 1 milyon 300 bin metrekare açık, 420 bin metrekare kapalı alanı olan, 4500 işçinin istihdam edildiği, 6 bin çeşit rulman üreten dev tesisi gezdirirken hasretle ve acıyla feryat ediyordu: "Ben aynı işi, benzerlerini Türkiye'de de yapabilirdim, yapabilirim, kendi ülkemin insanlarına iş imkânı sağlayabilirim, ülkeme döviz kazandırabilirim, ama ellerim ayaklarım bağlı." Rulman fabrikasının dev tesislerinde 1100 santigrad dereceye kadar ısıtılıp akkor haline getirilen haddeler gibi, Haşim Hoca'nın umutları da kızgın tünellerden geçerek Türkiye sevdasına dönüşüyor. Şimdi onun tek umudu, burada hayallerini süsleyen böylesine dev bir kuruluşun, bir gün Türkiye topraklarında da çiçeklenip yeni hayallerle buluşması... Gurbette büyük fabrikalar, büyük umutlar ne işe yarar ki, Türkiye sevdasıyla buluşmadıktan sonra... Mevlana'nın dizeleriyle;
"Altın ne oluyor, inci mercan ne oluyor...
Şimdi, sesleri, kokuları ve dokunuşlarıyla sessizce yaşayıp hissettiğim bu şehirle sızlayan bir ruhla vedalaşmam gerekiyor. Sanki yolda rastlaşmış iki uzak arkadaş gibi... Ne ben onu gördüm, ne de o beni hissetti. Günleri, geceleri, cümleleri toparlayıp Türkiye'ye dönme zamanı. Vuslata giden yolda, yine en büyük yeri hüzne ayırmalıyım...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |