T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

İnatta tatbikat faydasız

Önümde üç büyük Amerikan istihbarat ve araştırma şirketinin son iki ayda yayımladıkları beş rapor. Hepsinin ortak paydası, Türkiye için küçük kıyametin yaklaşmakta olduğu.

Büyük bir işadamına etkin yönetimin sırrını sorduğumda, "tatbikatta inat" cevabını almıştım. Türk hükümetleri bunun tersini yapıyor, inatta tatbikata devam ediyorlar. Ondört milyar dolarlık IMF-Dünya Bankası kredilerinin ilk dilimi geliyor diye neredeyse tef çalıp oynayacağız. Oysa Bakan Derviş'in açıkladığı programda ve IMF'ye verilen niyet mektubunda 'gerçekler' bütün çıplaklıları ile sırıtıyor. (Gerçek sırıtmaz aslında; sırıtan 'Allahtan korkmaz, kuldan utanmaz' bir takım insanlardır.)

Birkaç rakam verelim. Yıl sonuna kadar ödenmesi gereken iç borç ana para ve faizi yaklaşık 70 milyar dolar; dış borç ana para ve faiz ödemeleri ise 10 milyar doların üzerinde. Yani nereden bakarsanız bakın, 2001 yılı boyunca 80 milyar dolarlık ödeme yapılacak. Dolar kurunun yükselmesi sonucunda 140 milyar doların altına inen gayrı safi yurtiçi hasılanın yarıdan fazlası. Başka bir yaklaşımla, ülkenin her ferdi kazandığı paranın üçte ikisini hükümete verse, 2001 yılı borcu ancak kapanır.

Ekonomiyi kilitleme operasyonu

IMF-Dünya Bankası kredileri gerekli miktarın beşte birini bile bulmadığına göre, geriye kalan için nasıl bir finansman yolu düşünülüyor acaba? Gayet basit: Yüksek reel faiz. Ekonomiyi düzlüğe çıkaracağı ileri sürülen programın 2001 yılı için öngördüğü ortalama reel faiz oranı tam yüzde 36. Sayın Başbakan rant çemberini kırmalıyız diyor. Oysa Sayın Derviş'in programa koyduğu reel faiz oranı, son on yılın reel faiz ortalamasından daha yüksek.

Türkiye'nin iç borç stokunu kartopu gibi hızlandıran olgu yüksek reel faizlerdir ve denk bütçe arayışından başka hiçbir çözüm yolu yoktur. 1997 yılında iç borçlar 25 milyar dolar düzeyindeyken, Refahyol hükümetinin gündeme getirdiği denk bütçe uygulanabilseydi, stok dört yılda üçe katlanmazdı.

Eğer Sayın Derviş'in programı uygulanırsa, üç yıl sonra iç borçlar 200 milyar doları bulur. Bu bir çözüm arayışı değil, ekonomiyi mutlak anlamda kilitleme operasyonudur. (Yüzde 36 reel faiz, mesela 2002 yılı boyunca da devam ederse, en az 25 milyar dolar fazla ödeme ("rant") anlamına gelecektir.)

KÜÇÜK KIYAMET YAKLAŞIYOR

Önümde üç büyük Amerikan istihbarat ve araştırma şirketinin son iki ayda yayımladıkları beş rapor. Hepsinin ortak paydası, Türkiye için küçük kıyametin yaklaşmakta olduğu. Bu raporlar bizim için iki bakımdan önemli: 1. Çok iyi teknik analizler içeriyorlar. 2. Merkezi güçlerin Türkiye üzerindeki hesaplarını satır aralarından okuma imkanı veriyorlar. Goldman Sachs'ın 23 Mart 2001 tarihli raporundan başlayalım. Başlık: Türkiye Para Peşinde. Washington ve Berlin seferine çıkan Türk heyetinin "özel bir başarı sağlayacağını sanmıyoruz" diye başlıyor. Mayıs-Ağustos arasında tam 22 katrilyon liralık içborç ödemesinin yapılacağına dikkat çeken rapor, faiz hadlerinin önemli biçimde aşağı çekilememesi durumunda ya borç vadelerinin yeniden görüşülmesine veya (zaten şimdiden başlamış olan) para basılmasına zemin hazırlanacağını belirtiyor: IMF tam finanse edilmiş bir program için net reform kanıtı isteyecektir. Türkiye'nin finans ihtiyacı 40 milyar dolar dolayındadır. Önemli miktarda taze para bulunacağına inanmıyoruz, vs. Amerikan ekonomik istihbarat şirketinin Türk ekonomisinin finans ihtiyacı hakkındaki Mart sonu tahmini yine de iyimser; 40 milyar dolardan söz ediyor. Oysa ekonomiyi o çok sözü edilen "üretim ekonomisi" haline getirmek için ihtiyaç duyulan rakamın 100 milyar dolardan fazla olduğu biliniyor. Bu kaynağı dışarıda aramak, ülkeyi daha güçlü bir ipotek ağının içine sokmaktır. Acaba belirli parite, faiz ve borç bulma durumlarında Türkiye'nin borç yapısı nasıl seyredecektir?

İÇ BORÇTA ÜÇLÜ ÖDEME SENARYOSU

Goldman Sachs üçlü bir senaryo düzenliyor. Bulunabilecek para miktarı ve bunlara ödenecek faiz oranına göre bir dönem sonrasına devredilecek borç miktarı hesaplanıyor. Bulunacak para ne kadar az, faiz de ne kadar yüksek olursa, "rollover ratios" (devir oranları) o kadar yüksek olacaktır. Hazırlanan matrikse göre, dolar kurunun 1 milyon TL olması durumunda, şayet %30 faizle 10 milyar dolar bulunabilirse, Hazine iç borçlarının hemen hepsini (%94) gelecek döneme devredecek demektir. (Sözkonusu faiz TL üzerinden hesaplansa da sonuçta dolara çevrilmiş oranları göstermektedir.) Aynı miktar paranın faizi %50 olursa, o zaman devir oranı %123 olur.

Dolar kurunun 2 milyona çıkması, Hazine'nin hiç taze para bulamaması ve faizlerin de %50 olması durumunda, mevcut içborç stoku %76 fazlasıyla bir sonraki döneme devredilecek demektir. Negatif sayılar ise bütün borçların ödendiğini ve belirli bir fazlalığın sonraki döneme aktarıldığını göstermektedir. Paritenin 1 milyon TL olması halinde, %10 faizle 40 milyar dolar bulunabilirse, bütün borçlar ödeneceği gibi, toplam rakamın %46'sı kadar bir para elde kalacaktır.

Rapora göre taze para bulunacağına dair hiçbir işaret olmadığından, borç devir oranı reel faiz hadlerinin aşağı çekilmesine imkan vermeyecek kadar yükseklerde kalacaktır. Neticede, borç dinamiği sürdürülemez bir hal alacaktır. Hazine'nin bu durumda yegane çaresi para basma olacaktır. (Şirketin yabancı finans babalarına notu: Yatırımcılara tavsiyemiz TL riskine duyarlı olmaları ve ancak kısa vadeli borç vermeleridir!)

Sözün özü: Türkiye ekonomisinin kurtuluş reçetesi dışarıdan yazılamaz. Kısa vadeli sermaye girişi, ancak küresel korsan sermayeden sağlanabilir. Korsan sermaye ise her yerde "vurur, kaçar". Ekonomiyi "Türk" hekimlerine emanet etmedikçe küresel veya yerel korsan sermayenin kıskacından kurtaramayız.


20 Mayıs 2001
Pazar
 
MUSTAFA ÖZEL


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED