T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
6 milyon dolar değerinde bir yazı

New York Times (NYT) patronunun "Gereksin, enformasyonu okurların kafasına ışınlarım" dediği söyleniyor. Arthur Sulzberger bunu diyebilecek biri; NYT da, yarının okurunun tercihlerini bugünden düşünüp değişim planlayan bir gazete... Körün bellediği değnek gibi hergün ninesinin gazetesiyle okur karşısına çıkan ve kaliteyi biraz daha aşağıya çeken ise bizleriz...

Bu karamsarlığa düşmem için yerimden kımıldamam gerekmezdi, ama ben zahmete katlanarak Antalya/Göynük'e kadar gidip, elin turistleri denize girerek serinlerken, bir avuç meslektaşla salonda ter attım; beni bu karamsarlığa sevk edecek fikir fırtınası ortasında... Alman gazetecilerle birlikte 'geleceğin gazeteciliğini', elektronik medya ekseninde tartıştık...

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Alman Konrad Adenauer Vakfı ile birlikte her yıl bir büyük 'gazetecilik semineri' düzenliyor; Alman-Türk Vakfı da bu çalışmaya lojistik destek sağlıyor. Bu yılın konusu "İnternet çağında gazetelerin geleceği" idi. Gelenekselden ayrılmamaya yeminli gazeteciler ile her türlü yeniliğe açık, hatta geleceği gözleyenler biraraya gelip ufuktaki değişiklikleri konuştuk. Sadece internette yayımlanan gazeteler var bugün, hemen bütün yazılı basın internette de sunuyor hizmetini, ancak teknolojik atılımlar farklı bir tip gazeteciliği zorlarken, meslek ilkelerini de yeniden gözden geçirmeyi gerektiriyor...

Microsoft'un patronu Bill Gates, 'Windows' programının 'devrim' diye nitelediği yeni versiyonunun dünyaya tanıtım kampanyası içerisinde beni de dâvet etmişti; Seattle'da en fazla 'Microsoft evi' önünde çarpılmıştım. Bütün hizmetleri bilgisayar tarafından yönlendirilen bir ev bu; o öğün canınızın ne isteyeceğine bile sizin yemek eğilimlerinizin programlandığı bilgisayar karar veriyor ve köşedeki pizzacıya siparişte bulunuyor... Ürkmüştüm.

Katja Riefler, 'geleceğin medya evi' başlıklı tebliğinde, benim gibi bazı dinleyenleri de ürküten bir perspektif çizdi. Teknoloji, medya organlarını 'entegre tesis' haline gelmeye zorluyor Riefler'e göre; gazeteleri, dergileri, radyoları, televizyonları ve internet siteleri olan bu komple 'medya evi', sürekli haber akan bir havuz gibi; habere giden muhabirin kameraya kaydettiği görüntüler montaj aşamasına kadar sesli olarak radyoda, metin halinde internette yer alıyor, o akşamki televizyon haberlerine ve ertesi günkü gazeteye de giriyor. Az sayıda elemanla yürütülen çok çeşitli kanalları kullanan bir meslek haline dönüşüyor gazetecilik... "Medya markalardan oluşacak", "Güvenilir olmak herşeyin başı" gibi tespitleri de olmasa, kendimi 'üretici', okuru da 'tüketici' olarak gören, hissin ortadan kalktığı 'bir garip dünya'da işim olmadığını düşünecektim...

Oysa, teknolojinin ilerlemesinden korkmamam gerektiğini biliyorum. Kanalların çeşitliliği geleneksel alanları tıkamayı düşünenlerin ellerini kollarını bağlıyor. Gerçeklerin yazılıp konuşulmasını engellemek için yasa çıkartıldığını düşünün bir an, hatta yüksek cezalarla Türkiye'deki internet siteleri de ehlileştirilsin; uydular üzerinden yayacağım dalgalarla televizyonlardan evlere ulaşmamın, hangi ülkeden olduğu asla öğrenilmeyecek biçimde her bilgisayara girmemin önüne geçmek o kadar zor ki...

Yüksek tempolu seminerde dile getiremedim, ama sizinle paylaşmak istediğim bir 'yarının medyası' rüyam var benim... Daha şimdiden keyfe göre hazırlanmış gazeteler yapılabiliyor internette... Bizim gazeteden sevdiğiniz yazarlara, başka gazetelerden tercihlerinizi de ekleyebiliyor, ne tür haberleri hangi muhabirlerin kaleminden okumak istiyorsanız bunu bildiriyorsunuz. Tercihlerinize göre oluşmuş bir gazete, hergün, elektronik ortamda hazırlanıp size gönderiliyor... Bugün bu mümkün...

Ancak, internet, bir kaç istisnâî alan ve çok az sayıda gazete-dergi dışında bedava olduğu için 'size özgü gazete' tek taraflı işe yarıyor. İnternet ile gazete arasında parasal bir ilişki kurmanın yolu bulunduğunda, yani, internetteki malzeme için bir bedel ödemek gerektiğinde, gazetecilik kavramını neredeyse bütünüyle değiştirecek bir 'devrim' yaşanacak... Gazeteciler, yazarlar, gelirlerini kendilerini tercih eden okurların ödediği meblâğdan elde edecekler... İşte o zaman, bizde de 'gerçek anlamda gazetecilik' devrinin açılmasını bekleyebiliriz...

Alman Frankfurter Algemeine Zeitung (FAZ) üç ayrı site sunuyor okurların emrine. İlk sitede gazetede yer alan haberler ve yorumlardan bir seçki buluyorsunuz; bu bölüme giriş için herhangi bir işlem ve abonelik gerekmiyor; gazetedeki yazılarla yorumlara ek olarak sırf site için yazılmış değerlendirmeler ve sesli açıklamaların bulunduğu ikinci site sadece aboneye açık... Henüz, yazara 'okunma sayısına göre ücret' uygulamasına başlamamışlar...

Arthur Sulzberger'in NYT'ı için abone olmanız gerekmiyor; yalnız arşivine girip eski bir yazıya ulaşmak istediğinizde makale başı 2,5 dolar ödüyorsunuz... Almanya'da da öyle siteler varmış, hatta yazara göre değişen tarifeler de uygulanıyormuş... "Aynı yazarın bir yazısı 8, bir başka yazısı 5 mark olabiliyor" dedi Öger-Tur'dan Hüseyin Baraner...

Okuduğunuz yazı, teknolojiseverler için, bence '6 milyon dolar' değerinde...


20 Mayıs 2001
Pazar
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED