T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Sansürcü kafanın şaşkınlığı

DGM savcısı Cengiz Köksal Botaş'ı basıp yedi kamyonet dolusu belgeyi derdest etti ya; en büyük şaşkınlık Hürriyet yazı işlerinde yaşanmış olmalı. Hürriyet, haftalardır, "Mavi akım ile ilgili iddialar doğru değil" anlamına gelen açıklamalara yer veriyordu çünkü. Hürriyet okuru, gazetesinden, Mesut Yılmaz ve arkadaşlarının, Moskova'ya, sanat tarihi bilgilerini artırmak üzere gittiklerini öğrendi önce; tam bir sayfalık bir haberle de, "Novo Kuznetskaya St. No: 24" adresindeki binanın şimdilerde Gazprom şirketi tarafından kullanılmadığını... Hürriyet yazı işleri Botaş'la ilgili yeni gelişmeyi okurlarına nasıl anlatacağı konusunda zorlanıyorsa, bunu anlayışla karşılamak gerek...

Hürriyet, Mesut Yılmaz adının geçtiği konularda epey titiz. "Yazılarıma sansür uygulanırsa istifa ederim; sansürü kabul etmek haysiyetsizliktir" sözüyle ünlü yazarı Emin Çölaşan, Mesut Yılmaz'ın enerji alanına duyduğu özel ilgiyi sütununa taşımak istediğinde hayatının şokunu yaşamıştı. Hatırlamışsınızdır herhalde; ama "Çölaşan'a sansüre suçüstü" olayını bir kez daha hatırlatmakta yarar var.

1 Aralık 1999 tarihli Hürriyet'in bâyilerde satılan nüshasında, Çölaşan'ın 'Enerji' başlığını taşıyan ve internette bütününe hâlâ ulaşılabilen (www.hurriyet.com.tr/hur/turk/99/12 /01/yazarlar/04yaz.htm) yazısı sansüre uğratılarak yayımlandı. İnternette, "Hemen fırtınalar kopuyor. Samsun'dan Ankara'ya gelecek boru hattı için belli firmalarla anlaşma yapıldığı iddia ediliyor" cümleleriyle birlikte gazeteyi bâyiden alanların okuyamadığı bir iddiaya da yer veriliyordu: "Hemen fırtınalar kopuyor. Samsun'dan Ankara'ya gelecek boru hattı için belli firmalarla anlaşma yapıldığı, ancak bu anlaşmada ANAP takımının rüşvet yediği, hatta bu işin içinde Mesut Yılmaz'ın da bulunduğu iddia ediliyor."

Yazının bir sonraki paragrafı da sansürlenmişti gazete yönetimi tarafından. Gazetede "Eğer böylesine bir projede bir partinin adamları yakınlarına avanta sağlamışsa korkunç bir hadisedir" biçimine sokulan cümlenin aslı şuydu: "Eğer böylesine bir projede, bir partinin adamları, hele hele genel başkanı rüşvet almışsa, ya da projeyi kendi yakınlarına verip birilerinin bu işten avanta almasına neden olmuşsa, korkunç bir hadisedir."

Hürriyet'i bâyiden alarak okuyanlar, benim internet sayfasından bulup burada yayımladığım yazının ("Bir hâdise var", 3 Aralık 1999) aslına ulaşamadıkları için, 'mavi akım' konusuyla ilgili, savcıların bugün cevabını aradıkları iddialardan haberdar olamadılar. Yazı sansürlenmeseydi, Hürriyet, 'mavi akım' konulu iddialara ilk yer veren gazete olacaktı. Çölaşan'ın yazısı tırpan yedi; 'mavi akım' Hürriyet gündeminde sadece bizlere cevap yetiştirmek üzere yer aldı.

Ertuğrul Özkök, şimdi bize dönmüş, "Siz de Tâliban'ın Buda heykelleri konusundaki tutumunu kınayan, dinî duygular üzerine ticaret yaparak halkı kandıran şirketlerle ilgili yazılar yazmadınız" diyor... İyi tanıdığı sansürcü kafayı bizim gövdemiz üzere monte ederek yüreğini ferahlatma umudunda...

İslâmî terminolojide 'tevafuk' deniyor; onun bu iddiasını kayıtlara geçirdiği dün, Yeni Şafak'ta, İhlas Finans Kurumu'nun gönderdiği bir açıklama ile açıklamaya sebep olan yazarın kuruma çok sert cevabı yer alıyordu. Bizim de 'kutsal ineklerimiz' olduğunu sanan Özkök'e 'ânında yalanlama' Yeni Şafak yazarı Nurettin Canikli'nin dünkü sütununda var.

Afganistan'da Tâliban yönetiminin Buda heykellerini tahrip etmesi, belki de Hürriyet'ten daha fazla sayıda yazıya Yeni Şafak'ta konu oldu. Kendi hesabıma, ben, üç gün arayla iki yazı yazdım ("Tâliban ve İslâm'ın aydınlık yüzü", 12 Mart 2001 ve "İçte zayıf, dışta daha da zayıf", 15 Mart 2001).

Bakın ne yazmışım: "(Tâliban'ın) bunu sağlamak için kullandığı dinî argümanlar, İslâm'ın gerçek yüzünü gölgeliyor, uğursuz çevrelerin bir süreden beri zihinlere yerleştirmeye çalıştığı "İslâm=terör" veya "İslâm=hoşgörüsüzlük" denklemine güç kazandırıyor. (..) İslâm'ın Tâlibân'ın kullandığı türden yöntemlere karşı olumsuz tavrında hiçbir tartışma yok. Kur'an'ın Allah'a 'şirk' koşmanın her türlüsünü tek tek ele alıp çürüten, Hz. Peygamber'in konumunu da billûrlaştıran En'am Suresi'ndeki şu âyetler, Tâlibân'ın yapacağını ilân ettiği eylemin 'gayr-ı İslâmî' olduğunun kanıtı. (..) İlâhî mesajın evrenselliği, güya ona sığınarak gerçekleştirilmek işlenen yanlışın başa açtığı gâileyle bir kez daha doğrulanmış oldu. (..) Hangi akla hizmet için başlatmış olursa olsun, Tâlibân, heykel tahribatı tehdidiyle, İslâm'a en büyük darbelerden birini indirmiş oldu. İslâm'ın aydınlık yüzünü karartmaya kimsenin hakkı yok."

Ertuğrul Özkök tırpan sallamaktan okumaya fırsat bulamıyor galiba.


26 Mayıs 2001
Cumartesi
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED