|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bunca pisliğe, yolsuzluğa, siyasi kayırmacılığa şahit olduğumuz için, talihsiz bir nesil miyiz? Yoksa, safraların atıldığı, şiddetli direnmeye rağmen temizliğin yapıldığı, şeffaflığa doğru yol alındığı bir dönemde yaşadığımızdan dolayı, şanslı mıyız? Bence şanslıyız. Çünkü, böylece, işin ucundan tutma, pisliğin temizlenmesine hizmet etme imkânına da sahip olabiliyoruz. Evvelki gün TBMM'de, milletvekilleri RTÜK yasasını bir kere daha püskürtme başarısını gösterdi. Toplantı yeter sayısı
Muhalefet konuştu; iktidar sustu. Ama, iktidarı temsil eden milletvekilleri de, özellikle bir medya patronunun dayatması ile alelacele gündeme gelen bu kanun tasarısı yüzünden çok büyük rahatsızlık duyuyorlardı. Nitekim, Genel Kurul'a katılmayarak toplantı yeter sayısı olan 184 (üye tam sayısının üçte biri) rakamına ulaşılmasını engellediler. İkinci yoklamada başkan oturumu kapattı. Salı günü olaylar nasıl gelişir, bilinmez. Ama şunu söyleyebiliriz: Muhalefetin sözcülerini dinleye dinleye, DSP'li, MHP'li ve Anap'lı milletvekilleri de, işin vahametini daha iyi kavradılar. Üstelik, başka ülkelerde de, medyanın tekelleşmesini önleyecek düzenlemeler olduğunu öğrendiler. Yerel medya feryat ediyor. Çünkü Radyo Televizyon Kanun tasarısı yasalaşırsa, onların artık yaşamasına imkân yok. Çok ağır para cezaları geliyor. Bunun yanı sıra, 4'üncü maddenin a, b ve c bentlerinde yer alan yayın ilkelerinin ihlâli halinde, önce 1 ay uyarısız kapatma cezası, ardından süresiz kapatma, nihayet lisans iptâline kadar gidebilecek ağır müeyyideler öngörülüyor. Bir yandan büyük medya patronlarını memnun edecek şekilde, hisse sınırlaması ortadan kalkıyor; bu kişiler % 25 izlenme payına kadar her türlü ulusal ve yerel televizyon kanalını satın alabilecekler. Bir yandan da ekonomik müeyyideler ve ekran karartmalarıyla, Anadolu'daki güçsüz televizyonların ümüğü sıkılacak. İstanbul Dükalığı'nın Anadolu'yu teslim alması kolaylaşacak. Bu tuzağın farkına varan yerel basın ve televizyonlar, kendi yörelerinin milletvekillerini arayarak tehlikeyi haber verdiler. Adetâ feryat ettiler. Onların bu feryatları faydalı oldu. Çabalarını salı gününe kadar aralıksız sürdüreceklerine inanıyorum. İşi, olup bittiye getirmek istemişlerdi. Kimsenin gözü açılmadan, ne olduğu anlaşılmadan, noter mertebesine indirgedikleri Parlamento, cam kulelerde pişirilen pazarlıklara onay verecekti. Ama beklenilen gerçekleşmedi. MHP'li düşündü: "Beni bu koltuğa medya değil, millet oturttu. Benim, enerji yolsuzluğu ile de hiçbir ilgim yok. Öyleyse neden Mesut Yılmaz'ın yürüttüğü bir pazarlığın içinde yer alayım?" DSP'li düşündü: "Ben Demokratik Sol dedim. Halkçı Ecevit'in peşinden gittim. Zaten Cumhur Ersümer'e, koalisyon adabı yüzünden sahip çıktım. Şimdi, bir de, yerel basını ezip, büyük sermayenin ekmeğine yağ sürecek bir düzenlemeyi niçin benimseyeyim?" Haklarını yemeyelim, bir çok Anap'lı milletvekili de aynı şekilde düşündü. Ve neticede, bir medya patronunun teker teker kendisine yakın milletvekillerini telefonla aramasına rağmen, Radyo Televizyon Kanunu Meclis'e takıldı. RTÜK tasarısı geri püskürtülürse, bugüne kadar çok yara alan Meclis, hiç değilse bir nebze itibar kazanacaktır. İddialar ve gerçekler
İktidar sözcülerinin, tasarıyı savunmak için ortaya attığı gerekçeler tek tek çöktü. Meselâ Anaplı Işın Çelebi, dünyadan bazı örnekler verirken, Fransa'da sahipliğin % 35 izlenme payı ile sınırlı olduğunu, Türkiye'deki televizyonlara 400 milyon dolar gelir girmesine rağmen 800 milyon dolar masraf yapıldığını, şeffaflık sağlanırsa, kara para trafiğinin oluşturduğu bu 400 milyon dolarlık açığın meydana çıkabileceğini belirtti. DSP'li Erol Al, medya patronları kamu ihalesine katılmazlarsa, ihaleye girecek firma sayısının çok azalacağını, devletin malının ucuza gideceğini kaydetti. Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen, ABD'den örnek verdi ve bu ülkede % 35'lik nüfusa ulaşana kadar, bir kişinin istediği kadar kanalın sahibi olabileceğini anlattı. Herhalde, kamu ihale yasağının kaldırılmasını meşrulaştırmak için de, "Japonya'da televizyon sahibinin başka işlere girmesi mümkündür" dedi. Işın Çelebi, verilerini Milliyet gazetesinden ve Ertuğrul Özkök'ün (22 Mayıs 2001 - Hürriyet) sütunundan almıştı. Meclis kürsüsünde bunu hatırlatarak, "kimin kimden kopya çektiğini" sordum. Çünkü Fransa'da ulusal televizyon sahipliğinin, % 35 izlenme payı ile sınırlı olduğu hususu, sadece Milliyet gazetesinde çıkmıştı. (21 Mayıs 2001: Bütün Avrupa Birliği ülkelerinde sermaye payı sınırlandırmaları kaldırılırken, izlenme payı uygulamasına geçilmiştir. Fransa'da üst sınır yüzde 35 olarak belirlenirken, Türkiye'de bu çok daha düşük tutulmuştur.) Oysa, RTÜK'ün yabancı ülkelerdeki gelişmeleri takip eden dairesinin verdiği bilgilere göre, Fransa'da, bir kişi, bir ulusal televizyonun yalnız % 49'unun ortağı olabiliyordu. Bir ulusal televizyonun % 15'ine sahip olduğu takdirde, ancak ikinci bir kanalın % 15'i nisbetinde hissesini alabiliyor. Üç ulusal kanalda ise, % 5'erlik hisselerle temsil edilebiliyor. Işın Çelebi'ye, % 35ik izlenme payı iddiasını hangi kaynağa dayandırdığını sordum ama, bugüne kadar cevap almış değilim. Çünkü kaynak, Milliyet'in gerçek dışı haberiydi. Savaş'ın mektubu
Şeffaflık iddiaları da gerçek durumu yansıtmıyor. Çünkü, bugünkü kanuna göre, RTÜK, şirketlerden, hamiline yazılı hisselerin nama yazılı hale gelmesini talep edebiliyor. Nitekim bunun çok sayıda örneği var. RTÜK'e resmen bildirilen isimlerin, paravan isim mi, yoksa gerçek hissedar mı olup olmadığını anlamak da kolay. Başbakanlık Teftiş Kurulu'nu devreye sokarsınız veyahut Maliye müfettişlerini şirketlere gönderirsiniz, hile mi yapılmış, bunu anlar ve suç duyurusunda bulunabilirsiniz. Ama maalesef bu istikametteki çabalar hasır altı edilmek suretiyle, kanunsuzluğa destek veriliyor. Radyo Televizyon Üst Kurul Başkanıyken, Kutlu Savaş'ın Başkaban'a yazdığı bir mektubu sütunlarıma alarak, düşüncemi açmak isterim: Konu: NTV televizyonu; Tarih: 21. 6. 1999 "Malumları olduğu üzere, 3984 sayılı kanun, radyo ve televizyon kuruluşlarının anonim şirket olarak tesisini, hissedarlarının toplam % 20'den fazla pay sahibi olmamalarını öngörmekte ve % 10'dan fazla pay sahibi olanların kamu ihalelerine girmelerini engellemektedir. Bu yönde ve kanunun ihlâli mahiyetindeki bazı tesbitlerin araştırılması önerisiyle, Maliye Bakanlığı'na iletmemize rağmen, bir sonuç almak mümkün olmamıştır. İnterbank'ta cereyan eden araştırma ve incelemeler, NTV logosuyla yayın yapan A Yapım Televizyon Programcılık AŞ unvanlı kuruluşun, 4 trilyon liralık sermayesinin ve hissedarlara pay dağılımının, usul ve kaide dışı yollardan oluştuğunu, bu yayın kuruluşlarının el değiştirmesi sırasındaki para hareketlerinin hissedarlar üzerinden değil, belli bazı şirketlerin muhasebe kayıtlarında cereyan ettiğini düşündürmektedir. Bu durumda vergi kaybından, usulsüz kredilerden, kanuna karşı hile yapıldığı ihtimalinden söz etmek mümkün olacaktır. Konuların, İnterbank ile ilgili holdingler nezdinde araştırılması hususunda Başbakanlık Teftiş Kurulu'na talimat buyurulması hususunu takdirlerinize arz ederim." İmza: Kutlu Savaş Daha önce, hem Savaş'ın, hem de mevcut RTÜK Başkanı Nuri Kayış'ın Maliye Bakanlığı'na yazdıkları ama cevapsız kalan yazıları ile Savaş'ın Başbakanlığa gönderdiği yukarıdaki yazısı, sorunun şeffaflık değil, korkaklık, vurdumduymazlık ve siyasi himaye olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Takke düştü
Medya patronlarının yabancı ülkelerde de, meselâ Japonya'da başka iş yaptığı konusuna gelince. Gerçekten Japonya'da patronların, medya sektörü dışında başka iş yapmalarına mâni bir hal yok. Dünyanın en çok satan gazetesi (satış günde 14 milyon) Yomiuru Shinbum. İki yan kuruluşu var. Biri senfoni orkestrası, diğeri beyzbol takımı. Ayrıca Japonya'da bir yayın istasyonu sahibi kişi ya da kuruluşun, aynı zamanda bir gazetenin hisselerinin çoğunluğuna sahip olması da mümkün değil. Amerika'daki düzenlemeler ise, izlenme payına göre değil. Kapsama alanı nüfusun % 35'ini geçmediği takdirde Amerika'da birden fazla televizyona sahip olmak mümkün. Bu ölçünün, ulusal değil, yerel televizyonlara uygulanabileceği ortada. DSP'li Erol Al'ın, medya patronu ihaleye girmezse, devletin malı ucuza gider endişesine gelince. Her yıl Türkiye'nin en büyük 500 şirketinin isimleri yayınlanıyor. Bunların içinde kaç tane medya kuruluşu var? Koç, Sabancı, Eczacıbaşı, Anadolu Endüstri Holding, İş Bankası.. hiçbiri televizyon sahibi değil. Aksine, televizyon sahibi olan sermaye kuruluşlarının çoğu bataklığa saplanmış, devletin üzerine yük bırakarak göçüp gitmişler: Cavit Çağlar, Dinç Bilgin, Korkmaz Yiğit, Erol Aksoy, Kamuran Çörtük, Enver Ören vs... Takke düştü, kel göründü. Bu yüzden milletvekilleri pek gayretli davranmadılar. Salı günü de aynı ortak aklın devam edeceğini umuyoruz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |