|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye, bir haftadır bir tür "esnaf intifadası"na tanık oldu. Esnaftan kasıt, dükkan sahipleri ve küçük ticaret erbabı. Yani, "aracı" niteliğindeki bir ekonomi sektörü. Bir başka "ayaklanma", ekonominin "üretici sektörü"nde. Bu, sokakta değil, salonda cereyan ettiği için belki önemi gözden kaçtı. "Üretici sektör ayaklanması"nın cereyan ettiği yer, dünkü TOBB toplantısı idi. Oradan çıkan "hükümet istifa" bildirisi bu bakımdan çok ama çok önemlidir. Çok önemlidir, çünkü toplantıdan bir gün önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ile konuşan ve tüm dikkatleri üzerinde toplayan TOBB Başkanı Fuat Miras'ın, "hükümet istifa" şeklindeki "TOBB Manifestosu"nun dilini tüm yumuşatma çabaları sonuç vermedi. Miras ve birkaç arkadaşı, kendi kuruluşlarındaki "isyan"ı görmezden gelemediler. Dolayısıyla, TOBB bildirisinin kendisi kadar, belki daha önemli olan, bildiriye hayat veren ruh halidir. Hükümetin ömrünün, TOBB bildirisinden sonra, daha da kısalmış olduğunu kestirebilmek için kahin olmak gerekmiyor. Ankara'daki "siyasi otorite" her kim ise, ona karşı "ihtiyatlı destek virüsü"nü vücudundan söküp atamayarak ve İstanbul'u Ankara endeksli bir hale sokarak, Türkiye'nin bugüne dek aldığı hasarda görünmez bir pay sahibi olan TÜSİAD'ın işi daha da zorlaştı. TOBB'un "hükümet istifa" bildirisinden sonra, yarın Yüksek İstişare Kurulu'nu Ankara'da olağanüstü toplayacak olan TÜSİAD'da "hükümete destek" ifade edebilecek bir babayiğitin çıkabileceğini göremiyoruz. Esnafı karşı, tüccarı karşı, Anadolu'yu kaplayan her boydan üreticisi galeyan halinde karşı. Memuru, emeklisi, işçisi sırt çevirmiş. Bu hükümeti ayakta tutacak olan ne kaldı? TÜSİAD arkalamıyor. "Asker", 28 Şubat'ta desteğini seferber edebildiği "silahsız kuvvetler"le ters düşecek biçimde, "yolsuzluklar mağarası" olarak gördüğü ve bazı bakanlarına yönelik operasyonları bizzat üstlendiği bu hükümete destek ilan edemez. Amerika? "Uluslararası hiyerarşı piramidi"nin tepesinde oturan tek süperdevlet, Türk para piyasalarının sakinleşmek için ihtiyacı bulunan dolarlara hükmeden Türkiye'nin en yakın müttefiki, bu hükümete "yeşil ışık" yakmadıkça, hükümetin ömrü asla uzayamaz. Peki, yakmıyor mu? Hayır, yakmıyor. Bunu, Washington'dan Amerikan kaynaklarının Türkiye'ye bakışını en iyi yansıtan Türk gazetecisi Yasemin Çongar, önceki günkü yazısını "Washington'da krediyi tüketmek" başlığıyla yayınlayarak yeterince açıklıkla ortaya koymuştu. Yasemin Çongar, "Bugün Washington'da Ankara'yı bilen ve izleyenler ise, Demokrat olsunlar, Cumhuriyetçi olsunlar, sadece iktisaden değil, siyaseten de çökmüş bir başkent, dünyanın gerisinde kalan bir demokrasi kültürü, globalleşmeyle gelen şeffaflaşmaya ayak uyduramamış bir sistem görüyorlar... Washington da nihayet, Ankara'ya bakışında, 'liderlere endeksli, kısa vadeli idarecilikle artık mesafe alınamayacağını, sistemik değişimin şart olduğunu kavrama' noktasına gelmiştir" diye yazıyordu. Bu "gerçeği" iki hafta önce biz de Washington'da bizzat gözledik. ATC'nin açılış konuşmasında konuşmacılardan biri Kemal Derviş, diğeri Paul Wolfowitz'di. Herkes Kemal Derviş'in konuşmasına takıldı kaldı. Oysa, Amerika'nın Türkiye politikalarında en etkili kurum olan Pentagon'un iki numarası ve üstelik yeni Amerikan yönetimi içinde Türkiye'yi belki de en yakın tanıyan isim olan Wolfowitz'in konuşması, "ince mesajlar"la doluydu. Kemal Derviş'e "destek" ifade ettikten hemen sonra şunları söylemişti: "Ama ne kadar parlak olursa olsun, hiçbir kişi tek başına Türk ekonomisinin sorunlarını çözemez. Gerekli değişiklikleri yapmak için muazzam bir siyasi irade gereklidir. Ve siyasi irade, gerek Türkiye'de gerekse dünyanın bir başka yerinde, koalisyonların normal bir karakteri değildir... Türkiye'nin bu krizden daha da güçlü çıkmak için, şayet gerekli reformları yaparsa, önünde bir fırsat vardır. Ve bunlar sadece ekonomi politikasındaki reformlar değil, Türk ekonomisinin 21.yüzyıla girebilmesi için hayati önem taşıyan temel kurumlarda yapılacak reformlardır." Konuşmasının başka bir yerinde ise "reformlar"dan söz ederken, bunları: "hukuk devletini güçlendirme yönündeki reform; daha geniş çapta siyasi şeffaflık ve hesap verebilme konusundaki reform; ahlaki davranışların önemini vurgulayacak reform (yolsuzluk yapılmayan devlet yönetimi diye tercüme edebilirsiniz); herkesi, özellikle Türkiye'nin geleceği olan genç insanları demokratik yönetim sürecine daha geniş katılıma davet edecek reform" diye sıralamıştı. Kemal Derviş, Amerikan Hazine Bakanı Paul O'Neill'e "para istemeye" gitti; o ise, "Türkiye'de Siyasi Partiler ve Seçim yasaları değişikliğinin elzem olduğu"ndan söz etti. Türkiye'nin şu sıra Washington'daki bir numaralı dostu, Baba Bush'un Ulusal Güvenlik Başdanışmanı General Brent Scowcroft, "Bush yönetimi,.. siyasette ahlaki çöküntü yaşayan, yolsuzlukları aşamayan, sistemini şeffaflaştırmayan Türkiye'ye yardımda tereddütlü" dedi. Unutmayın, Türkiye'nin Enerji Bakanı, bu yüzden Amerikalı meslektaşından randevu alamıyor. Amerika'nın, Ecevit hükümetinin "ipini çekmeye" hazır olduğunu görmüyor musunuz?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |