|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hürriyet gazetesinin bugünlerde televizyon ekranında karşılaştığımız yeni bir reklam filmi var. Birtakım bulanık görüntülerden filan sonra ekranda şu özdeyiş beliriyor: "Bilmek Hürriyet'tir" fena bir laf değil ama bence eksik. "Hürriyet" için, daha doğrusu "hür" olabilmek için "bilmek" tabii ki zorunlu, ama yeterli değil. Gerçekten "hürriyet" için bildiğini ifade etmek, edebilmek de gerekiyor. "Biliyorum ama ifade edemiyorum!" diyen birisine "O halde sen hürsün!" denebilir mi? "Bilmek-ifade edebilmek" kavram çiftinin "hürriyet"le ilişkisinde söz konusu olan özne eğer bir gazete ise, o zaman oturup bir kez daha düşünmek icabeder. "Bilen" ama "ifade etmeyen/edemeyen" bir gazetenin "Hürriyet"le ciddi bir ilişkisi olduğu söylenebilir mi? 10 Nisan tarihli Radikal gazetesinin birinci sayfasında "F Tipi'nde bir ölüm daha" başlıklı bir haber var. Kardeşi F tipi cezaevinde olan ve ölüm orucu eylemini "dışardan" destekleyen Gülsuman Ada Sönmez de artık hayatta değil... Radikal, Mersin'den Uğur Türkmen ve İzmir'den Ali Kanmaz başta olmak üzere yeni ölümlerin yaklaştığını da bildiriyor. Gülsüman Ada Sönmez'in ölüm orucu eylemine "dışardan" katılmış olması ülkedeki "F Tipi Rezalet" üzerine ayrıca düşünülmesini de gerektiriyor. Ama siz gelin de bunu "Bilmek Hürriyet'tir" özdeyişini kendisine bayrak etmeye çalışan Hürriyet'e anlatın, anlatabilirseniz... Radikal'in "bildiğini" Hürriyet'in bilmemesi mümkün mü? Ama inanın, 10 Nisan tarihli Hürriyet'te, önceki iki ölüm gibi Gülsüman Ada Korkmaz'ın ölümüne ilişkin tek bir satır haber bile yok... "Bilmek Hürriyet'tir"miş... "Söyleyemedikten" sonra bir gazete için "bilmek" tek başına niçin bir erdem olsun ki? Geçenlerde Hürriyet'ten Muharrem Sarıkaya yazdı. Cumhurbaşkanı Sezer, son yurtdışı seyahatinde Lahey'de yaptığı bir açıklamayla "Kürtçe konusu"na nasıl baktığını "net bir şekilde" ifade etmiş. Cumhurbaşkanı'nın Sarıkaya'nın köşesinden öğrendiğimiz açıklaması şöyle: "Anayasa'ya göre, dil, ırk, cins ayrımı gözetilmeden her Türk vatandaşı eşittir. 1980'den sonra çıkan bir yasayla, Türkçe'den başka dil kullanılamadı. Ancak, bu yasa da daha sonra kalktı. Dil konusunda şu an Türkiye'de hiçbir yasak söz konusu değildir..." İşte böyle... Cumhurbaşkanı'nın "Kürtçe konusu" hakkındaki "net görüşü" de böyle... Ne diyorduk biraz önce? "Bilmek Hürriyet'tir" formülünün yetersizliğinden söz etmiyor muyduk? "Sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısını destekleyici açıklamalarda bulunduğu gerekçesiyle hakkında Diyarbakır DGM'de dava açılan Süryani Papaz Yusuf Akbulut" beraat etmiş. Bu haber hemen bütün gazetelerimizce "ülkeyi rahatlatan" bir haber olarak verildi. Ancak, bu haberde birçok gazetenin atlamayı tercih ettiği bir "ayrıntı" gizliydi. Bizler, eksik olmasın Yeni Şafak vasıtasıyla bu "ayrıntı"yı da öğrenmiş şanslı okurlardanız. Yusuf Akbulut'un duruşmasında, Savcı'nın mütalaasında şöyle satırlar yer alıyormuş: "Sanığın, bu eyleminin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gibi; (...) (sanığın) şahsi kanaatinin ülkemizde ve bölgemizde yaşayan Ermeni ve Süryani azınlık nüfusu da gözönüne alındığında; TCK'nın 312. Maddesinin aradığı somut ve yakın bir tehlike oluşturmayacağı anlaşılarak, sanığın beraatine karar verilmesini talep ediyorum." Görüyorsunuz... Açıklanan ve herkesi memnun eden beraat kararının istenmesinin nedeni, "ülkemizde ve bölgemizde" artık "somut ve yakın bir tehlike" oluşturamayacak kadar Ermeni ve Süryani kalmadığı içindir... Yani bir bakıma, "Artık olmayan insanların ne tehlikesi olur ki!" hakikatinin doğal bir sonucu olarak... Yani Süryani Papaz Yusuf Akbulut'un sözleri sözü edilen azınlık nüfusun bol olduğu yerlerde suç teşkil etmeyi hâlâ sürdürüyor! Ne diyorduk? "Bilmek Hürriyet'tir" yetersiz bir formüldür... Gerçekten "Hür" olabilmek için tabii...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |