|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ekonomi mevsimlere benzer. Hiçbir zaman sürekli bahar olmaz. Aynı şekilde, sürekli kış da olmaz. Nasıl insanlar mevsimlerdeki değişikliklere hazırlanırlarsa, kurum ve kuruluşlar da ekonomideki iniş ve çıkışlara hazırlanmak zorundadırlar. Türkiye'de "ekonomik" olmaktan daha çok "siyasi" bir kriz yaşanıyor. Ecevit, Yılmaz ve Bahçeli üçlüsü "28 Şubatçı"ların sesine kulak verdikleri için, Türkiye krizden krize sürükleniyor. Kriz ister kamu, ister özel, isterse de gönüllü olsun bütün kurum ve kuruluşların nakit akışıyla birlikte üretim planlarını da altüst etti. Bugünlerde en çok tartışılan konuların başında "kriz yönetimi" geliyor. Yöneticilerin ana sorunu ayakta kalmak. Kriz dönemlerinde tehditlerle fırsatlar içiçedir. Her güçlükte bir kolaylık, her kolaylıkta bir güçlük vardır. Yönetimde ana ilkeler değişmez. Ancak "iç" ve "dış" dinamiklerin değişmesi yöntemleri de değiştirir. Dayatmacılığı "Demokrasi" sanan yönetimlerin çığırından çıkardığı enflasyon bir deprem gibi, toplumun bütün kesimlerini sarsıyor. Türkiye savaştan yeni çıkmış bir ülkeye benziyor. Enflasyon bütün kurum ve kuruluşların bilançolarıyla birlikte gelir tablolarında büyük sapmalara yol açtı. İşletmeler nereye gittiklerini göremiyor. Yüzde yüzlere varan enflasyon, toplumun kalbine konulmuş bir dinamit gibi, ekonomik, sosyal ve kültürel hayatı baştan sona tahrip ediyor. Hükümet'in gerçeklerden uzak basiretsiz para politikaları yüzünden, TL yürürlükten kalktı. En büyük kağıt para, batılıların bozuk parası değerine düştü. Dizginlenemeyen devlet harcamaları, enflasyonla bütün bir topluma ödettiriliyor. Enflasyon herkesten alınan gizli bir vergi olarak, bütün ülkeyi yoksullaştırıyor. Kriz dönemlerinde maliyetle verimlilik ve işletme sermayesinin durumu, "kâr" etmekten çok daha önemlidir. Çalkantılı günlerde "kâr" edip etmemek değil, likidite sıkıntısına düşmeden, işletmeyi ayakta tutmak önemlidir. Kriz sırasında geminin hızından daha çok yüzüp yüzmemesine bakılır. İşletme sermayesi tek başına sorunu çözmez. Ancak likidite sıkıntısı kriz dönemlerinde işletmenin ölüm sebebi olur. Türk ekonomisi başta KOBİ olmak üzere bütün kesimleriyle bir ölüm kalım savaşı veriyor. Verimliliği artırmadan bu savaştan başarıyla çıkmak mümkün değildir. Verimliliği dinamitleyen ise "devlet"tir. Verimlikte düşüş, krizin habercisidir. Krizden kurtulmanın yolu, verimliği artırmaktan geçer. Bu yüzden, verimlilik kurum ve kuruluşların ayakta kalmasının "olmazsa olmaz" şartıdır. Verimliğin artırılmasında "para" gibi, "zaman" da önemlidir. Bunun için Anadolu'da "vakit nakittir" denilir. Zamanını değerlendiremeyenler, paralarını hiç değerlendiremezler. Kriz dönemlerinde verimliğe odaklanmadan, "para" ve "zaman" sağlıklı olarak değerlendirilemez. Ekonomideki verimlilik ise, siyasi yapının sağlıklı olarak çalışmasına bağlıdır. Çürük siyasi yapıdan sağlam ekonomik yapı çıkmaz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |