YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Spor'dan

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

İslam Çupi...

1959 yılında Son Posta Gazetesi'nde çalışıyordum, çoktan gözden kaybolan yaşıyor mu, yaşamıyor mu, bu konuda bilgi sahibi olamadığım Kemal Göztok adlı meslekdaşımla Beyazıt'ta yürürken, hamleleri ve adım atış stili aynen John Wayne'ye benzeyen, tıpkı onun gibi gülümseyen biriyle karşılaştık. Kemal Göztok, birkaç dakika onunla konuştuktan sonra vedalaşıp bana döndü: "İşte meşhur İslam Çupi budur" dedi.

Görünüşünü hafızama kazıdım. İslam Çupi, 1958 yılında Günlük Spor adını taşıyan bir gazetede yazarlığa başlamıştı ve benden bir yıl kıdemliydi. Bu kıdemi hep gözönünde bulundurarak O'na saygılı oldum. Öyle bir döneme geldi ki, Orhan Menemencioğlu, İslam Çupi ve benim adım birlikte anılır oldu, çünki, hiç, ama hiç ayrılmazdık. Prof. Abdülbaki Gölpınarlı, asistanı İsmet Sungurbey, Gazeteciler Cemiyeti kurucularından Sait Kesler, polis muhabirlerinin en hızlısı Ali Karakurt, sonraları Vedat Zeydanlı, Ünal Sakman, Hüseyin Tunç ve felsefe üstadı Selahaddin Hilav, bu meclisin ayrılmaz parçaları oldular. İslam Çupi'nin alkole olan düşkünlüğü arşa çıkmıştı, bu yüzden Muvakkar Ekrem Talu, O'na "Hristiyan Çöpçü" derdi. Sohbetlere katılanlar arasında genç bir karikatürcü de vardı: Refik Öztürk adındaki bu delikanlı, masadaki turfanda kiraza uzandığında Menemencioğlu eline vurur: "Lan oğlum, içki içmezsin o halde bizim mezemizi neden yemek istersin" diye söylenirdi. Refik, binbir mahrumiyet içinde Hukuk Fakültesi'ni bitirdi, bir gün Bilecik'teydim, meğer Bilecik'in o dönemdeki valisi de (1995) Refik'miş. Aile terbiyesinden edindiği gelenekle bana sonsuz saygı göstermişti, şimdi kimbilir, hangi vilayette yine halkın hizmetinde!

İslam Çupi'nin rahatsızlandığını Eskişehir'de duydum, Türkiye Güreş Şampiyonası'ndaydım. Kardeşim kadar sevdiğim Ercan Güven'i arayıp sağlık durumunu sordum. Babıali'nin gelmiş geçmiş en espritüel ilk üç kişisi arasında yer alan Yaşar Kemal de eşini kaybetmişti. Merhume Tilda Kemal'in pişirdiği yemeği yemiş, kahve içmiş bir kişi olarak çok üzüldüm ama hayat devam ediyordu ve Eskişehir'den kalkıp da İstanbul'a gelmem imkansızdı. İnsanların elinden bütün hakları alınabilir, sadece ölme hakkı alınamaz. Eninde sonunda hepimizin gideceği yer belli. Yaşar ağabeye sabır, Tilda Yaşar'a Yaradan'dan rahmet dileyip yine İslam Çupi'ye döneyim:

Orhan Menemencioğlu, Lise Edebiyat öğretmeni, Fenerbahçe'de futbol oynamış, Akşam Gazetesi'nde yazarlık yapan aristokrat bir aileye mensup büyüklerimizdendi. Bir gün dahi kalbimi kırdığını hatırlamam. İslam ve O'nunla birlikte olduğumuzda "Lan oğlum" derdi ortaya sonra devam ederdi: "Birkaç günlüğüne ölsek de sonra ortaya çıkıp hakkımızda ne yazıldığını öğrensek."

İslam Çupi için komada falan filan diyenler olduğunda bunu hatırladım: Bence Çupi, çok yakında sağlığına kavuşacak. O şu anda Orhan Ağabeyimizin tavsiyesini yerine getiriyor. Olayı böyle düşünmek istiyor ve John Wayne tarzı yürüyüş ve gülmesiyle, aynı zamanda kendi tarzı yazılarıyla tanınan, sevilen Çupi'ye acil şifalar diliyorum.

Ve bir gerçek

Türkiye Serbest ve Grekoromen Güreş Şampiyonaları'nı tahsisat yokluğundan Federasyon Başkanı Osman Şansal finanse etti. Toplam 30 milyar lira harcadı ve Eskişehir'de mutemed "58 milyon liralık" harcırah tahakkuk ettirerek Osman Şansal'a getirdi.

Güreş dünyamızın gelmiş geçmiş en pırlanta kişilerinden biri olan Şansal, mutemedin uzattığı harcırah bordrosunu geri çevirdikten sonra şunları söyledi: Benim paramı bana vermeğe çalışıyorlar. Bir yöneticinin, bir başkanın harcırah peşinde olması kadar bence büyük ayıp yoktur. Harcırah peşinde koşanlar Federasyon Başkanlıklarına talip olmamalıdırlar."

Bir fıkra

Günümüzün Emniyet Amiri Yesugay Aksakal, ilk kez mayo giyip minderlere çıkmıştı (1983 Afyon Sandıklı). Maçın ikinci dakikasında Minder Amiri'nin yanına giderek "Hakem amca bu müsabaka ne zaman bitecek?" diye sordu. Osman Şansal'la Yesugay Aksakal, olaydan 18 yıl sonra Afyon'a gittiklerinde güreşseverler toplu olarak Yesugay'a seslendiler: "Hakem amca, bu müsabaka ne zaman bitecek?" Halbuki Yesugay olayın çoktan unutulduğunu sanıyordu.

Kendin pişir kendin ye

Türk Basını "kendin pişir kendin ye" alışkanlığında. Sözde Ermeni Soykırımı hakkında ilmi araştırma ve kitap yayınlayan yok, bir öfke, bir muhabbettir gidiyor. Bu arada Halil Berkay adlı bir üniversite öğretim görevlisi de "Soykırım vardır" safsatasını işleyip bundan herhalde mutluluk duyuyor. Türkiyemizdeki bütün olaylara "Ecnebi gazeteci" gözüyle bakmak marifet sanılıyor ya.

Koca Ahmet Vardar'ı Sabah yönetimi bir kalemde harcadı. Suçu da, yanına gelip yana-yakıla "Ağabey 3 aydan beri maaş alamıyoruz" diyenlerin haklarını korumağa kalkışması. Ahmet Vardar bu, elbette muhasebe servisine gidip "Ulan bankaları biz mi hortumladık" diye bağıracaktır. Neden bu davranışını hoş görmediler ki.


24 OCAK 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

Ali GÜMÜŞ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...