![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Ecevit hükümeti: Yolsuzluklar paratoneriÖncelikle şunu kafamıza yerleştirmemiz gerekiyor: Bu ülkenin bir numaralı meselesi, "temizlenmesi"dir. Bu kadar "kirli" ve "leş gibi kokan" bir ülke, "banyo"ya girip temizlenmeden hiçbir yere kabul edilmez. Bu "koku" ile Avrupa Birliği'ne girmesi de hayaldir. Ekonomideki "pislik", siyaseti de kirletmiştir; bürokrasi üzerinden devleti de. İş dünyası (mafya-medya diye de okuyabilirsiniz) - bürokrat - siyasetçiden oluşan "üçlü sacayağı"… Ülkenin tüm dokularını "kanserli bir hücre" gibi sarmış olan yolsuzluklar, "kirlenme"nin semptomları. Ve bu yolsuzluklar, saydam olmayan bir siyasi sistemin ürünü. Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, "Eğer devlet saydam olmazsa yolsuzluklar sürer gider" diyor. "Yolsuzlukların terörden daha öncelikli tehdit" olduğu Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu tarafından bir hafta önce dile getirilmişti. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de, "kirli siyasetin, siyasetçinin sırtında kambur" oluşturduğunu söyleyerek, yolsuzlukların üzerine sonuna kadar, nereye kadar varıyorsa, oraya kadar gidilmesi gerektiğini söylemişti. Yolsuzlukların en feci sonuçlarından biri, toplumda gelir dağılımında akıl almaz bir adaletsizliğe yol açması, toplumsal dokuyu tahrip etmesi ve "şiddet"e, bir başka deyimle "terör"e zemin hazırlamasıdır. Ayrıca, toplumdaki adalet duygusunu sarsarak, devlete güveni de sıfırlamakta; devlet-toplum arasında kapanmaz rahnelere yol açmaktadır. Yolsuzlukların failleri kadar, bu yolsuzluklara kol-kanat germek de, Türkiye'ye şu dönemde yapılacak en büyük kötülüktür ve bunu yapanlar hem "demokrasinin temelleri"ne büyük darbe vurmakta ve hem de "askeri vesayet"e meşruiyet kazandırmaktadırlar. Kim bunlar? Başta hükümet ortakları. Başta Başbakan ve yardımcıları. Bir hükümet düşünün ki, yolsuzlukları ve yapanları marke etmek için ne yapacağını şaşırmış olsun. En çarpıcı örnek, Etibank'ın içinin boşaltılmasının ardından gelen ayak oyunları. Pasaportu ve kredi kartı bile elinden alınan Etibank (ve Sabah gazetesi) patronu, "ceketini alıp" gidiyor; üç hafta sonra bir "baskın"la geri geliyor ve gazete kapatıyor, şirket birleşmelerini gerçekleştiriyor, 1200 kişiyi işten atıyor. Egebank'ın, Sümerbank'ın, Yurtbank'ın içinin boşaltılmasından sorumlu tutularak demir parmaklıkların ardında tutulan yöneticilerinin, anlaşılan, tek günahı medya sahibi olmamaları. Oysa, Etibank'ın içinin boşaltılmasının sorumluları, şu sırada bir medya grubunun başında, hem de Cumhurbaşkanı Sezer'e karşı belden aşağı vurma dahil, bir kampanya yürütüyorlar. Kamuoyu oluşturuyorlar. Haber manipülasyonu yapıyorlar. Bülent Ecevit, Sabah grubunda çalışan 3500 kişinin korunacağını söylemişti. Bu sayının neredeyse yarısını biçtiler. Emeğiyle çalışmaktan başka bir kusuru olmayan 1200 kişi, kış ortasında sokağa atıldı. Bu kararı kim verdi? Tüm mal varlıklarına ihtiyati tedbir kararı konulmuş olan Sabah yöneticileri. Kendi malları üzerinde tasarruf hakkı bulunmayan, mal varlıkları devlet kontrolüne girmiş olanlar; yüzlerce ailenin hayatı üzerinde tasarrufta bulunabiliyorlar. Devlet Başkanı'na karşı sinsi bir kampanyayı elleri kolları serbest sürdürebiliyorlar. Böyle saçma ve böyle ahlaksızca bir şey nasıl olabilir? Ancak, hükümet himayesiyle olabilir. Başbakan Ecevit'in ve yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın sayesinde olabilir. Dürüstlüğü hakkında methiyeler düzülen Zekeriya Temizel'in, -belki de üzerindeki baskılar nedeniyle- duruma "göz yumması"ndan ötürü olabilir. Etibank-Sabah grubunun sorunlu yöneticilerini kucağına oturtan ve enerji alanında da faal bir başka banka-medya patronu, Sabah grubunu un gibi ufalarken bir yandan da "basında tekelcilik" gibi bir başka büyük tehdit, "hükümet himayesi"nde gerçekleşiyor. Basında tekelcilik, "toplumdaki yolsuzluklar"ın üzerinin örtülmesini beraberinde getirir. Hukuk devletine, demokrasiye, açık topluma, saydam devlete en ciddi tehlikelerin başında gelir. Bu duruma kim izin veriyor? Hükümetten başka kim verebilir? Bir Başbakan Yardımcısı, enerji yolsuzluğu soruşturmasının aslında kendisini hedef aldığını ilan ediyor. Bir diğeri, bu soruşturmayla ilgili raporları "hasıraltı" etmiş olma suçlaması altında. Bir üçüncüsü ise, yargının hükmünü bekleme bahanesi altında, aslında "yolsuzluklar paratoneri" işlevini görüyor. Her hukuka aykırı adımı Çankaya'dan geri dönen, üstüne üstlük bir de "Anayasa Mahkemesi muhtırası" yemiş, "hukuk özürlüsü" bu hükümetin elinde her gün Avrupa Birliği hedefinden uzaklaşmak kaçınılmazdır. Böyle bir hükümet devam ettikçe, "askeri vesayet" meşru hale gelir. Sahi, Türkiye'de bir hükümet var mı?
ccandar@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|