|
Bir bu eksikti!
Beni en çok Sabah'ın manşeti gülümsetti: "Yargıdan muhtıra" (!) "Hah" dedim kendi kendime, "Bir bu eksikti!" Şaka değil Türkiye sahiden hepten "postmodern" bir ülke olup çıktı... "Muhtıra" sözcüğünü "yargı"nın yanına takmak da bu ülkeye nasip oldu...
Anayasa'nın Anayasa Mahkemesi'nin "Görev ve yetkileri"ni düzenleyen 148. maddesi açıktan da öte apaçık; "Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğünün Anayasa'ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler."
Demek ki, TBMM'de üzerinde uzlaşıldığı halde "askıya alınan" Anayasa değişikliği "paketi"nin Anayasa'ya göre Anayasa Mahkemesi'ni ilgilendiren tek yönü, söz konusu değişiklik gerçekleştiği takdirde bunu "şekil bakımından" incelemesi ve denetlemesidir.
148. madde "şekil bakımından" denetlemenin nasıl olacağını da apaçık belirtmiş: "Anayasa değişiklikleri ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır."
Oysa, Anayasa Mahkemesi'nden dün yapılan açıklama, (yine apaçık olarak) henüz gerçekleşmemiş bir Anayasa değişikliğini "incelemek ve denetlemek" gibi bir "ilk"i uygulamaya koymaktadır. Şaşırmamak elde değildir, çünkü Anayasa'ya Anayasa Mahkemesi de aykırı davrandıktan sonra kime sözümüz olabilir?
Anayasa Mahkemesi'nden yapılan açıklamanın ilk paragrafı "Anayasa Mahkemesi'ne, Anayasa ve kuruluş yasası ile verilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın koruma görevini..." diye başlamakla ve 69. Maddede yapılacak değişikliğin "Anayasal sistemin ve Türk demokrasinin bugünü ve geleceği yönünden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır" şeklinde son bulmaktadır. Bu paragrafta dile gelen düşünce de Anayasa'nın Anayasa Mahkemesi için öngördüğü "Görev ve yetkiler"in dışındadır. Nedeni basit: Anayasa, Anayasa Mahkemesi'ne "Türk demokrasinin bugünü ve geleceği yönünde" değerlendirme yapma "Görev ve yetkisi" vermemiştir ki... Verilen "Görev ve yetkiler", kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Anayasa değişikliklerinin "şekil ve esas" ve "sadece şekil" bakımından bugünkü Anayasa'ya uygunluğunu incelemek ve denetlemekle sınırlıdır. "Demokrasisinin geleceği"ni kollamak tabii ki değil Türkiye'de, bünyesinde Anayasa Mahkemesi barındıran hiçbir hukuk devletinde anayasa mahkemelerine düşmemektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin açıklamasında özellikle vurgulanan bir diğer husus da, Yüksek Mahkeme'nin "Parti kapatamayacak olunduktan sonra ben ne yapayım diğer görev ve yetkileri!" şeklinde özetlenebilecek sitemidir. Açıklamanın bu bölümünde "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne ve demokratik temel düzenin ortadan kaldırılması"na alet olabilecek siyasi partiler söz konusudur. Bu paragraf şu sözlerle son bulmaktadır: "(...) ortadan kaldırılması veya önemli ölçüde tehlikeye düşürülmesine yönelik faaliyetlerde bulunma özgürlüğü vermez." Ben bu ifadeyi de çok yadırgadım. Bir Anayasa Mahkemesi'nin "özgürlük" kavramını sırasında sınırlandırılacak bir "şey" olarak değerlendirmesi doğrusu çok yadırgatıcı. "Özgürlük" kavramının, kendisinden her zaman olumlu olarak söz edilmesi gereken bir şey olduğunu Anayasa Mahkemesi de bilmezse, kim bilir?
Değişiklik "paketi"nde bundan böyle siyasi partilerin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'nin 11 olan üye tam sayısının üçte ikisinin (8) oyunun aranması da yer alıyordu ve Mahkeme bu değişikliğe de karşıdır. "Ayrıca bu oylama biçimi 4 oyun 7 oya egemen olması gibi demokratik olmayan bir sonuç" da doğurur deniliyor. Bu son itiraz da problemli: Çünkü o zaman, karar için oylamada "oy birliği"nin arandığı başka zeminlerde de "0 oyun X oya egemen olması" gibi tuhaf bir durumdan söz edilmesi gerekir! Ancak, son olarak, "paket"te yer alan bu değişikliğe hiç sıcak bakmadığımı da söylemeliyim. Siz (siyasi partilere söylüyorum) ülkede gerçek anlamda bir Anayasa hukukunu geçerli kılmadıktan sonra bu ve benzeri "oylama teknikleri" ile nereye varılabileceğini düşünüyorsunuz? Bugün 6 yetmedi 8 lazım! Peki ya yarın? 8 yetmedi 11 mi?
24 OCAK 2001
|