![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Muhtıra vermeyen bir onlar kalmıştı!.Muhtıra vermeyen, bir "Anayasa Mahkemesi" kalmıştı.. Sonunda onlar da verdiler muhtıralarını.. - Parti kapatmanın zorlaştırılması, anayasal demokrasiye tehdit doğurur, dediler.. Amerikan Yüksek Mahkemesi'nin ünlü üyesi Charles Evans Hughes de, zamanında şöyle demiş.. - Yargıçlar ne derse, anayasa da odur!. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi öncesinde görüştüğümüz bir İngiliz politikacı da, şöyle demişti.. - Bazı ülkelere "Meclis" değil, "Kurucu Meclis" daha uygun düşer!. Şimdi Anayasa Mahkemesi, 12 Eylül askeri müdahalesi ertesinde kurulan "Kurucu Meclis"in yaptığı 1982 Anayasası'nın, "Seçilmiş Meclis" tarafından değiştirilmesine karşı çıkıyor.. Prof. Mustafa Erdoğan'ın pek güzel irdelediği "Hikmet-i Hükümet"in bir gereği olmalı bu tutum.. Berthold Brecht nasıl ifade etmiş bu kavramın içeriğini.. - Bu halk, bu demokrasiye layık değil.. Halkı feshedelim.. Nuremberg'de idama mahkûm olan Hitler'in avukatı ve işgal altındaki Polonya'nın askeri valisi Hans Frank da, "anayasa" kavramına şöyle yaklaşmıştı Naziler'in iktidar günlerinde.. - Führer'in iradesi, Alman anayasasıdır!. Peki "bağımsız yargı"nın iradesi "bağımsız yasama"nın iradesi ile çatıştığı durumlarda ne olur? Herhalde bir hakem girer araya.. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinde, "bağımsız yasama"yı temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi kapatılmış, partiler yasaklanmış, anayasa lağvedilmişti.. Buna karşı, lağvedilen anayasanın korunması için olacak, Anayasa Mahkemesi çalışır halde tutulmuştu.. Partilerin ve hatta parlamentoların yok sayıldığı, ama "demokrasi"nin ve "anayasal hukuk devleti"nin var olabildiği ortamlar, herhalde mümkün.. Sadece mahkemelerin ülkede söz sahibi olduğu dönemler de var tarihte.. Örneğin Fransız İhtilali'ni izleyen ilk 420 güne, "terör dönemi" denilir.. O dönemde, Jackobin yargıçlar, sürekli "idam kararı" vermişlerdir.. 16'ncı Louis'in ve Marie-Antoinette'nin idamları ertesinde, 4 ay sonra, Girondistler'in devrilmesi ile (31 Mayıs 1793) başlayan "Terör Dönemi", 27 Haziran 1794'te Robespierre'in devrilip, giyotinle idam edilmesine kadar sürmüştür. Terör Dönemi (veya Dehşet Dönemi), bu dönemin güçlü ismi Robespierre tarafından şöyle anlatılmıştır.. - Terör, adaletin ta kendisidir.. Hızlıdır, güvenlidir ve katıdır!. Stalin yönetiminde de, savcılar ve yargıçların ülkeye egemen olduğu bir "Terör Dönemi" vardı.. 1935-38 arasında, 10 milyon rejim muhalifinin yargılanıp, idam veya sürgün edildiği bu dönemin güçlü ismi, Nikola İvanoviç Yezhov'du. Birer gösteri haline dönüşen duruşmalar, Yezhov'un başında bulunduğu İstihbarat Örgütü (NKVD) tarafından senaryolaştırılırdı.. Neticede Yezhov da, 1938'de tutuklandı ve rejime ihanet ettiği gerekçesi ile idam edildi.. Yerine, ileride idam edilecek olan Beria geçti.. Söylemek istediğimiz şu.. Bizim Anayasa Mahkemesi ile amaçladığımız hukuk ortamı, "anayasal demokrasi"nin tüm kurum ve kavramlarının varlığına dayanır.. "Kuvvetler Ayrılığı", bu kuvvetlerden birinin, diğerlerinin iradesini sakatlaması değil, bütün kuvvetlerin ve organların, "hukukun üstünlüğü"ne dayalı olarak, hem uyumlu çalışmaları, hem de birbirlerini dengeleyip, denetlemeleridir.. Bütün "kuvvetler" var olabilir.. Ama bu, bir hukuk devleti olmayabilir de.. Aynı şekilde, mahkemelerin ve kanunların varlığı da, hukukun ve adaletin var olduğunun kanıtı değildir. Nasıl "seçimler"in varlığı, demokrasinin var olduğunu kanıtlamıyorsa.. Anayasa ve Anayasa Mahkemesi de, demokrasiye bazan yetmez.. ŞAKA
Yetim çocukları!.
Turgut Yılmaz'ın, "Milliyet"ten Serpil Yılmaz'a verdiği demeçteki sözleri, hâlâ tartışılıyor.. - Mesut Yılmaz ülkeyi temsil ediyor.. Kılığına bizim de itina göstermemiz lazım.. Yetim çocuğu gibi dolaşmamalı!. Bu sözlerden çok etkilenen Bülent Ecevit ve Devlet Bahçeli'nin, kendilerini doğru-dürüst giydirebilecek birer "verici kardeş" aradıkları konuşuluyor.. AYIP
Vural Savaş'ı anlamak çok zor!.
Eski Başsavcı Vural Savaş'ın, Anayasa Mahkemesi üyesi Haşim Kılıç'ın eşi Gönül Kılıç hakkında televizyonda söyledikleri, toplumun hemen herkesimi tarafından ayıplanıyor.. Burası Türkiye olduğu için, bazıları rejimin savcısı Vural Savaş'ı alkışlıyorlardır da.. Çünkü "rejim ve resmi ideoloji" söz konusu olduğu zaman, bazıları için, ne görgü, ne gelenek, ne özel hayat, ne konuğa saygı, ne terbiye önemlidir.. Vural Savaş'lar, her ülkede vardır.. Örneğin İran'ın teokratik rejiminin de savcıları var. Orada da, başı açık olan kadınlara, sözle ve kendi hukukları ile tecavüz etmek, bir hüner zannediliyor.. Vural Savaş'ın eşi Nermin Savaş'a, kutlamak için ziyarette bulunan Gönül Kılıç'ın başının açık veya kapalı olması, çok önemli değil.. Ama gerçekten, evine ziyarete gelen bir insanın inançlarını veya dış görünümünü, kendi durumunu kurtarmak için televizyon programına konu etmek, yakışıksız bir davranıştır.. Neden böyle yaptı acaba Vural Savaş?. Acaba, emeklilik hayatında, tele-vole programcısı olmayı mı planlıyor? Evinde, tuvaletin kapısını kilitlemeyi unutmuş bir konuğunu farklı bir görünümde yakalasaydı, onu da anlatır mıydı televizyonda? Savaş'ın durumunu anlamak çok zor!.
mehmetbarlas@attglobal.net
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|