![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Geleneği yenilemek IITimaş Yayınları ilginç bir dizi başlattı: Dünden yarına - Aşk klasikleri. Bu dizide şimdiye kadar beş kitap neşredildi; Leyla ile Mecnun / İskender Pala, Yusuf ile Züleyha / Nazan Bekiroğlu, Arzu İle Kamber / Necdet Ekici, Tahir ile Zühre / Münire Daniş ve Ferhat ile Şirin / Fatma Şengil Süzer. Bu sütunda daha önce aynı başlık altında N. Bekiroğlu'nun kaleme aldığı Yusuf ile Züleyha üzerine yazmış ve şu değerlendirmeyi yapmıştım: "Gelenek yeni nesiller tarafından yeniden üretilip yenilenebilirse canlılığını muhafaza eder, yaşar; yok eğer taklit ile muhafaza edilmeye çabalanırsa çaptan düşer, kurur, yok olur. Geleneğin yenilenmesi, yeniden üretilmesi de zor bir iştir." Şimdi aynı çerçevede Fatma Şengil Süzer'in Ferhat ile Şirin-Aşk Hû çalışmasına bakalım. Halk hikayesi ve mesnevî olarak eski edebiyatımızda çokça yazılmış -anlatılmış bu metin İran'da VI.-VII. yüzyılları arasında yaşayan meşhur Sâsânî hükümdarı Hüsrev Perviz'in maceralı hayatı etrafında meydana gelen ve daha çok Hüsrev ü Şirin adıyla işlenen bir hikâyedir. Önce meşhur İran şairi Firdevsî'nin Şehnâme'sinde yer almıştır. Genceli Nizamî'nin metni büyük yaygınlık ve şöhret kazanır. Günümüze kadar elliye yakın İran ve Türk şairi tarafından kaleme alınmıştır. Bunlar arasında Ali Şir Nevaî ile Germiyanlı Şeyhî'nin eserleri en güçlü olanlarıdır. Bu metin aynı zamanda Anadolu ve Azerbaycan bölgelerinde bir "halk hikâyesi" olarak da anlatılmaktadır. En çok bilineni Amasya yöresinde geçen varyanttır. Fatma Şengil Süzer işte bu çizgi üzerinde hikâyeyi yeniden üretmektedir. Kendisi esasen şair olduğu için yazdığı metin nesirden ziyade şiire yakın; ve bazı bölümleri düpedüz şiir olarak vücut bulmuştur. Hemen bütün mesnevîlerde yer alan aşk hikâyeleri gibi bu metnin de temelinde tasavvuf düşüncesi bulunur. Fatma Şengil geleneğe bağlı kalarak bu özelliği sürdürüyor ve esere "Aşk Hû" diye ikinci bir ad veriyor. Ancak anonimleşerek geniş kitlelere hitap eden hikâye onun kaleminde bu özelliğinden uzaklaşıp hayli hususî bir mahiyete bürünüyor. Gücünü şiirsel olandan almak kastı taşıdığı için olaylar olabildiğince kısa ifade ediliyor, hikâye dozu azalıyor, bu sebeple belki muğlaklaşıyor, ve sembolik ifadeler şiire uygun bir zemin teşkil ediyor. Yeniden üretim için en önemli husus yeni bir "dil"in bulunup-bulunmadığıdır. Fatma Şengil bu bağlamda şiirle nesir arasında kararsız kalmaktadır. Karara vardığı yerler de var. Mesela "Gecenin Kandilleri Sönmüş" başlıklı bölümün başlangıç cümleleri: "Tellallar çıkartıldı şehre, haberler salındı. Bir derviş, bir dua okudu Ferhat için, bir tomurcuk çiçek aceleyle açıldı. Bir demirci körüğünü bıraktı, dağa baktı ilk kez görüyor gibi. Yaşlı bir kadın, elindeki ibriği bir çıkrığa çarptı. İşaret parmağına iğne battı gergefiyle oyalanan bir kızın, bir adam merakla sokağa çıktı." Her hâl ü kârda Timaş Yayınları'nın başlattığı bu yayın hamlesi ilgiye değer. Yüzyılların içinden süzülüp gelen mesnevîler modern zamanlarda kaleme alındığında nasıl bir şekle bürünüyor ve klasik metinleri okumamış (okusa da anlamaları hayli zor) okurlara nasıl etki ediyor. Geleneğin yaşatılmasında bu kabil atılımların her zaman bir anlam taşıdığına inanıyoruz. Fatma Şengil Süzer'i de kutluyor, yeni eserlerini bekliyoruz.
mkutlu@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|