YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Anayasa Mahkemesi "muhtırası"

Pazartesi günü, çok tuhaf gelişmeler ortaya çıktı. Önce Milli Güvenlik Kurulu toplandı. Ecevit, Anayasa değişikliği konusunda kaygılarını ifade ederken, Meclis Danışma Kurulu'nda, iktidar temsilcileri, değişikliğin çarşamba günü Genel Kurul'a gelmemesi gerektiğini söylüyorlardı.

Ardından Anayasa Mahkemesi, bir basın duyurusu yayınlayarak, Anayasa değişikliği teklifini iki yönden eleştirdi:

1) Değişiklik, parti kapatılmasını imkânsız hale getirecek ve demokratik cumhuriyeti korumasız bırakacaktır.

2) FP davası görüşülürken, 69'uncu maddede tadile gidilmesi, Anayasa ile teminat altına alınan kuvvetler ayrılığı ilkesini zedelemektedir.

Ve hükûmet Anayasa değişiklik teklifini geri çekti.

İlk adım

Geçtiğimiz cuma Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin'in Ecevit'i ziyareti ilk işareti vermişti. Bumin, üçte iki nisabıyla parti kapatılmasını eleştiriyordu.

Hükûmet, acaba Anayasa Mahkemesi'ne mi boyun eğdi? Yoksa arkada başka güçler ve baskılar mı var? Meselâ MGK'da bu konuya hiç temas edildi mi?

Geçen yıl bir partinin odaktan kapatılabilmesi için, "üyelerinin yasa dışı eylemlerin faili olduğu hususu, mahkeme kararlarıyla tesbit edilsin; bu kişiler hüküm giymiş olsun" teklifi yapılmıştı. Derneklerin yasa dışı olayların kaynağı sayılması için hüküm giyen çok sayıda üyeye sahip olması gerekiyor. Dernekler, odak gerekçesiyle, ancak, kesinleşen mahkeme kararlarına dayanılarak kapatılabiliyor. "Siyasi partilere de, dernekler kadar teminat verilsin" talebi, "rejimi yeterince koruyamayız" düşüncesiyle red'edilmişti.

Nisan 2000 tarihinde büyük çoğunlukla kabul edilen metinde, Anayasa Mahkemesi'nin, kesinleşen mahkeme hükmüne dayanması gereği şöyle vurgulanıyordu:

"Bir siyasi partinin Anayasa'nın 68'inci maddesinin 4'üncü fıkrasına aykırı eylemlerinden ötürü kapatılmasına, ancak o partinin kanunla belirlenen ölçütlere göre, bu nitelikteki fiilleri işlediğinin yetkili mahkemelerce kesin hükme bağlandığı ve bu kesin hükmün odak oluşturmaya yeterli olduğu hususunun Anayasa Mahkemesince tesbit edilmesi halinde, karar verilir."

Bu metnin nihai oylamasından vazgeçildi. Şimdi de üçte iki ekseriyet ile karar alma mecburiyeti yüzünden, cumhuriyetin korunamayacağı ileri sürülüyor.

6-5 ve 8-3

Oysa 6-5 ile parti kapatmak, 8-3 ile parti kapatmaktan daha fazla tartışılması gereken bir konu olmalı. Milyonların gönül bağladığı bir partinin kaderini, tek bir kişinin oyunun belirleyebilmesi, akla da vicdana da sığmaz.

Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi kararlarını salt çoğunlukla alır.

11'in yarısı 5,5, elbette 6'ya tamamlanmalıdır. Bir fazlası, 7'dir.

Demek Anayasa Mahkemesi -salt çoğunluk uygulamasına göre- 4'e karşı 7 ile karar vermelidir. (Ticaret Kanunu, şirketler açısından salt çoğunluk için, bu şekildeki uygulamayı kabul etmiştir.)

Kaldı ki, bütün medeni ülkeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, şiddete başvurmayan veyahut şiddeti savunup teşvik etmeyen düşünceyi de, örgütlenmeyi de serbest bırakıyor.

Yasak getirilebilmesi veya ceza uygulanabilmesi için kıstaslar var:

1) Meşru amaç (Milli Güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu düzeni vs...)

2) Ceza ile meşru amaç arasında orantı. (Başka bir yoldan aynı amaca varılabilirse, o yol denenmelidir.)

3) Acil bir sosyal ihtiyaca cevap verme... Demokratik toplum gereklerine uygunluk. Mevcut ve açık bir tehlikenin varlığı. (Sözgelimi, Erbakan'ı, 6 yıl önce Bingöl'de sarfettiği ve hiçbir olaya sebebiyet vermeyen sözlerinden dolayı mahkûm edemezsiniz. Keza, şiddeti teşvik etmeyen veyahut şiddeti savunmayan siyasi partileri kapatmak da, Avrupa İnsan Hakları'nda kabul görmemektedir.)

Laikliğin tarifi

Fazilet'in kapatılabilmesi için, Vural Savaş iddianamesinde, sadece bazı milletvekillerinin başörtüsünü savunmasını gerekçe gösteriyor.

Oysa laiklik, dinî kurallara dayalı zorunlu düzenlemeler yapılmasına engeldir, ama özgürlükleri genişletici düzenlemeler, dinî kaynaklı dahi olsa, laiklik ilkesine ters düşmez. Çünkü laiklik, şahısların din ve vicdan hürriyetini kısıtlayıcı bir baskı unsuru haline dönüştürülemez.

Başörtüsüne saygı, din ve vicdan hürriyetinin bir sonucudur. Bir kişi başörtülü diye, eğitim veyahut çalışma hakkı elinden alınamaz.

Anayasa'nın 10'uncu maddesi "Herkes, dil.... siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeblerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir" der.

24'üncü maddeye göre "Herkes dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kimse dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz, suçlanamaz."

Eski başsavcı Vural Savaş'ın, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Kılıç'ın eşi hakkındaki açıklamaları, (Başsavcılık görevine seçildikten sonra, yüksek mahkemelerde görev yapan üyelerin hanımları, kutlamak için eşimi ziyarete gelmişler. Ben eve geldiğimde, salona girer girmez bir kadın kendisini yerden yere attığını, başını halı ile örtmeğe çalıştığını gördüm. Sara nöbeti geçiriyor sandım. Ambulans çağırayım mı diye sordum. Eşim "Yok yok. Ben sana sonra anlatırım" dedi. Meğerse o kişi, Haşim Kılıç'ın eşiymiş ve başının açık olduğu bir sırada eve erkek girdi diye öyle davranmış) dine ve dindara saygısızlığın bir belirtisidir. Savaş'ın sözleri, onun, tesettüre, küçümseyerek ve alay ederek baktığını da ortaya koymaktadır.

Refah davası

Refah davasının duruşmasında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki hâkimlerin sualleri, dünyadaki yaklaşımı da anlamamıza yardım etti.

Hâkim, devleti savunan Prof. Ergun Özbudun'a soruyor:

- Refah Partisi'nin tüzük ve programı Anayasa'ya aykırı mı?

- Hayır, parti bu yüzden kapatılmadı. Kanunsuz fiillerin odağı olduğu gerekçesiyle kapatıldı.

- Suç işleyip, mahkemelerin mahkûm ettiği parti üyeleri var mı?

- Yok. Parti tedbir olsun diye kapatılıyor.

Özbudun'un yukarıdaki cümlelerinin hâkimleri pek tatmin etmediğini düşünüyoruz

Özbudun, Erbakan'ın şiddeti savunduğunu, o meşhur "Biz iktidara geleceğiz, kanlı mı, kansız mı?" cümlesiyle açıklamaya çalışınca, Refah'ın Fransız avukatı, bu sözlerin sarfedildiği ortamı izah etmiş Mahkeme heyetine: "Gökçek, Ankara Belediye Başkanı seçilince, bazı örgütler 'kanımız pahasına ona karşı çıkarız' diyor; Refah lideri, Meclis Grubu'ndaki görüşlerini, bu tepkilere cevaben dile getirmiştir."

Fransız avukat Erbakan'ın başbakanlık konutundaki iftar yemeği ile, Chirac'ın rahiplere vereceği bir yemeği mukayese etmiş ve "size göre Fransız Cumhurbaşkanı böyle bir yemek düzenlese, laiklik tehlikeye düşer mi" diye sormuş.

Venedik kriterleri

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye'yi mahkûm edecektir. Çünkü Refah Partisi, hukuk değil, 28 Şubat konjonktürü gereği kapatılmıştır.

Türkiye dünyada yalnız yaşamıyor. Parti kapatmada artık geçerli olan Venedik kriterleridir:

1- Herkes siyasi partilerin çatısı altında, serbestçe örgütlenme hakkına sahiptir. Bu hak, siyasi düşünce hürriyetini de kapsar.

2- Bir partinin yasaklanması veyahut feshi, sadece bu parti, şiddet kullanarak veyahut şiddet kullanmayı savunarak, demokratik düzeni yıkmayı ve anayasa ile teminat altına alınan özgürlükleri ortadan kaldırmayı amaçladığı takdirde, mümkündür. Bir parti, barışçıl yoldan anayasa değişikliğini talep ediyorsa, bu talep, o partinin feshi için yeterli sayılmaz.

3- Bir siyasi parti, temsil görevi bulunmayan üyelerinin ferdi davranışları dolayısıyla sorumlu tutulamaz.

4- Partilerin kapatılması, sınırlı bir uygulamaya konu olabilir. Feshi talep edilmeden önce, söz konusu partinin kişi hakları ve demokratik düzen açısından gerçek bir tehlike oluşturup oluşturmadığı iyice incelenmeli ve daha az radikal tedbirlerle bu tehdidin bertaraf edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır.

5- Partilerin kapatılması, sıradışı bir uygulama olarak kabul edilmeli ve güdülen amaç ile alınan tedbir arasındaki orantıya özen gösterilmelidir. Sadece üyelerin değil, partinin tüzel kişiliğinin anayasa dışı bir eylem süreci içinde olup olmadığı hususu, iyice araştırılmalıdır.

Anayasa Mahkemesi, "Üçte iki ile karar verirsek, demokratik cumhuriyeti koruyamayız" diyor.

İşin doğrusu, Anayasa'nın 69'uncu maddesine, Venedik kriterlerini koymaktır.

Ayrıca, salt çoğunluğun tarifi doğru olarak yapılmalı, partilerin kaderi bir kişinin oyuna bağlanmamalı.


24 OCAK 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

Nazlı ILICAK

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...