YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Gündelik hayatın sesi...

Topluma kabul edilme (inclusion), sadece kâğıt üzerinde bir takım vatandaşlık haklarının, ekonomik faaliyette bulunma imkânlarının veya belirlenmiş birtakım etkinliklerde bulunmanın elde edilmiş olmasıyla tanımlanabilecek kadar sınırlı bir kavram değildir. Topluma kabul edilmenin kâğıt üzerindeki ölçüleridir bunlar. İnsanların kendilerini toplumun üyeleri saymaları daha içsel etkilere bağlıdır. Hegel bir yerde 'tarih kabul görme isteğinin tarihidir', der. Gerçekten toplumun her üyesi, toplum tarafından kabul görmek isterken, bu kabul görmenin 'iç ve öz ölçüsü' olarak da, o toplumun tarihi yaratma sürecine neresinden ve ne kadar katılabildiğini gözetir.

Tabii tek tek bireylerin, o toplumun tarihi yaratma veya tarihsel süreçlere katılma faaliyetlerine dahil olmaları sözkonusu değildir. Bireyler tarihi yaratmaya, sahip oldukları değerlerin kamusal alanda etkinleşmesinden veya siyasette kendilerini temsil eden partilerin varlık göstermelerinden dolayı katılırlar. 'Gündelik hayat'ın tarihi yaratmaya katılması bu yolla olur. Tarihi yaratmanın dışında kaldığını hisseden toplulukların bir toplum içinde çoğalmaya başlaması ise, o toplumun 'çözülmeye' başladığını ve bütünüyle o toplumun tarihe katılma sürecinde zaafa uğradığını gösterir.

Son birkaç yıllık süreçte, bu toplumun ne kadarının önce kendi özel tarihinin, sonra da dünyanın gidişatına dair yukarılarda verilen kararlar yüzünden dünya tarihinden dışlandığını düşünürseniz, gündelik hayatın bu toplumda ısrarla tarih dışı bir kategori haline getirilmeye çalışıldığını görürsünüz.. Bunun da tek bir anlamı vardır; Türkiye'nin tarihsel bir kategori olarak kendi gücünü bile isteye zayıflatması.

Hemen her toplum kesimi bir şekilde yara aldı son birkaç yıllık zaman diliminde. Kimi gündelik hayatta sahiplendiği değer sistemlerinin, bu değer sistemlerini şeklen kullanarak terör yapanların yaptıklarının bir parçası gibi gösterilmesi neticesinde 'kenar'a itildi, kiminin ise sesi 'küreselleşmenin gerekleri adına' (?) özellikle duymazdan gelindi. Şimdi benzer birşey yine oluyor, terör örgütlerinin cemevlerinden cenaze kaldırmasıyla belli bir vatandaş topluluğunun değer sistemi ucundan kıyısından hırpalanıyor, bunun yanı sıra özelleştirme konusundaki ya da kimi yolsuzluklar konusundaki farklı sesler küreselleşmenin gerekleri adına örtbas ediliyor.

Oysa çok iyi bilinmesi gereken birşey vardır; 'gündelik hayatın susması' demek, bir toplumun tarih yaratma gücünün bertaraf olması demektir. Sokaktaki seslerin kısılması, sadece salon katındaki kuru gürültünün bir halkın hayatına hakim olması, tarihe katılmanın ve tarihi yaratma gücünün 'sıfırlanmasından' başka birşey değildir.

Türkiye'de önemli bir kesim, üstelik karar mekanizmalarında bulunan ağırlıklı bir kesim, 'gündelik hayatın suskunlaştırılması' için harcıyor bütün enerjisini. Medyanın yaptığı ise zaten belli; gündelik hayatı 'tefeci' bir mantıkla bir kabuktan ibaret kılmanın peşinde medya. Oysa gündelik hayatın gücü ile diplomasinin gücü arasında bile ne kadar ciddi bağlar olduğunu son birkaç yıldır çarpıcı örneklerle görüyoruz. Her konuda sesi kısılan gündelik hayat, devletin dış olaylar karşısında ihtiyaç duyduğu iç desteği sağlamakta mecalsiz/isteksiz kalıyor.

Daha önce de belirttik. Türkiye'deki tartışmanın görünen yüzü asker-sivil çekişmesidir. Ama bu, çekişmenin gerçek dip dalgalarını tanımlamaktan uzaktır. Dip dalgalarında ise devlet ile büyük sermaye arasında ciddi koz paylaşımına dayanan bir çekişme olduğu görülüyor. Devlet ile büyük sermaye arasındaki çekişmede zemin yapılmak istenen ama her aşamada biraz daha etkisizleşen ise gündelik hayattır. O adı koyulmayan, bir ülkenin hamuru olan ve bir toplum olarak yaşamanın olmazsa olmaz koşulu olan taleplerini dillendirme kabiliyeti felçleştirilen gündelik hayat ise malum çekişmenin arasında sıfırlanmaktadır her geçen gün. Siyaset kurumu ise bunu sadece seyretmektedir. Siyaset devlet ile büyük sermaye arasında döngüsel olarak saf belirleme çabasından şaşkındır. Şu anda yeni bir siyasetin yapması gereken en önemli iş 'gündelik hayatın sesi'ni yükseltmektir. En yüksek siyaset budur...


24 OCAK 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

Ömer Çelik

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...