YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Bayraklı tabut

Güzelim ülkemiz Türkiye ne kadar değişik bir ülke; "Benim hiçbir dahlim yok" diye bas bas bağıran birini cinayete azmettirmekten mahkum edip içeride tutuyor, öldüğündeyse tabutunun üzerine bayrak sarıp öyle defnediyor... Adam 'bayrağa sarılacak' biriyse neden âdi suçtan içeride yattı, âdi suçluysa nasıl oluyor da Türk bayraklı tabutla gömülüyor?

Yıllarca devlete hizmet eden nice insan vardır; görevinin gizliliği sebebiyle, çoğunun devletle irtibatı ancak öldükten sonra bilinir. Birileri ortaya çıkar ve tabutun üzerine bayrak örter... O andan itibaren, herkes, o adamın devlete hizmet eden biri olduğunu anlar... Bu ABD'de de, Fransa'da da, Türkiye'de de böyledir.

Önceki gün, İbrahim Cici adında biri, yıllardır yatmakta olduğu cezaevinde hayatını kaybetti. Bir söylentiye göre, ayağı kaymıştı Cici'nin ve o ayak kaymasının ölüme yol açan zincirleme bir etkisi olmuştu... Ölüm sebebi olarak 'kalp krizi geçirdiği'ni söyleyenler de oldu. Yakın zamanda mektup gönderdiği gazeteciler, kendilerine iletilen iddialara bakıp, "Acaba kim vurduya mı gitti?" kuşkusunu dillendirdiler.

Cici'nin neden öldüğünü bilmesek bile, üzerine örtülen bayrağa bakıp 'vatanı uğruna' mücadele verenlerden biri olduğuna emin olabiliyoruz. Abdullah Çatlı'nın cenazesinin kaldırıldığı gün, "Bu vatan uğruna kurşun atan da, kurşun yiyen de şereflidir" cümlesini sarf eden siyasetçi ne dediğini biliyordu elbette.

Adı ilk kez Bekir Kutmangil'in öldürülmesi olayında geçmişti İbrahim Cici'nin. Kendisiyle irtibatlı olduğu bilinen iki kişi güpegündüz vurdular Bekir Kutmangil'i. Bilenler, olaydan kısa süre önce yaşanan bir başka Mafya usulü cezalandırma olayı ile irtibatlandırdı Kutmangil cinayetini; 'azmettirici' olarak tutuklanan İbrahim Cici, Kutmangil tarafından düzenlendiğini iddia ettiği bir olayda vurulmuştu. O günlerin gazetelerini okuyanlar, ölenin de öldürenlerin ve azmettirenin de 'karanlık' insanlar olduğunu düşündüren ayrıntılarla karşılaşacaklardır. Baskıyla el değiştiren şirketler, uyuşturucu ve silâh kaçakçılığı dünyasında ölüm doğal bir sonuç...

Peki de, o karanlık dünya ile üzerine bayrak örtülen tabut arasında nasıl bir bağ olabilir? Adı uyuşturucu ve silâh kaçakçılığı dosyalarında geçen, cinayete azmettirme suçundan hapiste yatan, ölüm tarzı kuşku uyandıran biri, nasıl oluyor da, üzerine bayrak örtülü bir tabutla toprağa veriliyor?

Mahir Kaynak'ın anılarını merakla okuduğunuzu biliyorum. Açıkça yazdıkları kadar, satır aralarında verdiği mesajlar da önemli. Dün karşınıza çıkan, 'şöhretli bir solcu film artisti' ile MİT ilişkisi herhalde çoğunuzu şaşırtmıştır. Şaşırmayın. O artistle birlikte iktisat fakültesi asistanını da MİT adına yönlendiren kişinin başına geleni de herhalde fark ettiniz. Kaynak, ad vermeyip 'eleman' diye andığı görevlinin sonunu, serinkanlı iki cümleyle şöyle özetlemiş: "Bir süre sonra otuzbeş yaşlarındaki bu genç banyosunda ölü bulundu. Kalp krizi geçirdiği söylendi." Tıpkı, İbrahim Cici'nin, "Ayağı kayıp düştü, ölü bulundu" tarzında özetlenen sonu gibi... Ya da, İbrahim Cici dâvâsında adı geçen Hüseyin Uzun için, "Polis tarafından sorgulandığı hücrede ölü bulundu" dendiği gibi...

Bekir Kutmangil, ölümünden kısa süre önce Günaydın gazetesini satın almıştı. Günaydın'ı kendisinden satın aldığı kişi, "Altın Mercedesli adam" diye bilinen Mehmet Saruhan'dı; Saruhan'ın 'mafya' mensubu olduğu söyleniyordu. Bekir Kutmangil ise kömürcüydü. Kutmangil ile birlikte Günaydın'ın yayın politikası da ilginç bir hal alıverdi. O dönemin Günaydın koleksiyonları muhteşem 'yönlendirme' örnekleriyle doludur. Bu arada, Kutmangil, bazı vakıfların hazırladığı 'devletçi' yayınlara da sponsorluk ediyordu.

Önemli bir görev için 'kazanıldığı' belliydi Günaydın'ın, ancak, Kutmangil'in öldürülmesinin ortaya koyduğu gibi, o görevi 'sakıncalı' bulan tipler tarafından engellendiği de... Karanlık bir alanda hesaplaşanlar, her iki taraf da, üzerlerine 'bayrak' örtülecek görevlilerdi. Cici, gazetecilere gönderdiği son mektupta, 'Şaban Hoca' adlı bir tipten söz ediyor; "Günaydın gazetesini o yönlendiriyordu" diyor Şaban Hoca için... Bilgi doğru, isim ise yanlış; Kutmangil'in Günaydın'ı eline teslim ettiği bir 'Hoca' gerçekten vardı, o kişi devletin belli politikalarının oluşmasında bugün de faal... 'Hoca' denilebilecek bir unvanı da var o kişinin. Ancak Cici'nin o sıfattan hareketle kurduğu 'tarikatçılık' ilişkisi yanlış; o 'Hoca' için en son söylenecek şey 'tarikatçılık'. Kutmangil'in gazetesini eline teslim ettiği 'Hoca', eğer bir eğilimden söz edilecekse, 'devlet hocası'...

Kimseyi tedirgin etmek istemem, ama karanlık veya anlaşılmaz gelen her olağandışılıkta 'devlet gölgesi' aramakta yarar görürüm. Sabancı cinayeti sanığı Mustafa Duyar cezaevinde nasıl öldürülebilir? Öldüren kim? Kâtilin bağlı olduğu çete bakan tehdit edecek derecede yüzü kimlerden bulur? İbrahim Cici, tıpkı Mustafa Duyar gibi, "Gelecek duruşmada önemli açıklamalarım olacak" dedikten sonra yapılan ilk duruşmaya neden götürülmez ve bir sonraki duruşma öncesinde ayağı kayıp nasıl hayatını kaybeder? İşte size cevabını pek az kişinin bildiği bir dizi soru.

Bulmaca meraklılarına bir ipucu vereceğim: Bütün soruların cevabı tabutun üzerine sarılan bayrakta!


24 OCAK 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

Taha KIVANÇ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...