![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Gaffar Okkan dersleri...Gaffar Okkan... Herhalde, en cömert övgüler, görülmemiş bir "halk sevgisi", Cumhuriyet tarihi boyunca ondan başka hiçbir bürokrata nasip olmadı. Üstelik, o bir Emniyet Müdürü idi. Hem de Diyarbakır'da. Bu iki özellik, Gaffar Okkan'ın değerini daha da arttırıyor. Zira, Türkiye'de emniyet müdürlerinin övülmesi mümkün olabilir ama böylesine bir "sevgi halesi" ile kuşatılması görülmüş şey değildir. Hele Diyarbakır Emniyet Müdürü sıfatını taşıyanlar için, neredeyse imkansızdır. Gaffar Okkan ve beş koruma polisinin canını alan hain suikastın nasıl gerçekleştirildiği, neden yapıldığı, kimin yapmış olabileceği, bunun anlamının ne olduğuna ilişkin olarak, bugüne dek yazılmış ve söylenmiş olanlara bakıldığında işin içinden çıkmak pek zor. Aradan geçen günler, bu soruların cevaplarını kolaylaştırmak bir yana, kafaları daha da karıştıracak cinsten. Şayet, bir çok parmağın işaret ettiği gibi "adres" Hizbullah ise ve "cinayetin failleri" Hizbullahçılar olarak ortaya çıksa ve hatta "kameralar önünde" suçlarını "itiraf" etseler bile, kafa karışıklığının dağılması kolay olmayacak. Çünkü, kurucu lideri bir yıl önce İstanbul'daki bir operasyonda ortadan kaldırılmış ve arka arkaya operasyonlarla belinin kırıldığı ve çökertildiği ilan edilmiş bir örgütün, Diyarbakır halkının içtenlikle sevdiği Emniyet Müdürü'nü bugüne dek raslanmamış bir biçimde sahneye konulan bir suikastı başarabilecek bir erginliğe sahip olması, kendi başına "kafa karıştırıcı" bir hadisedir. Türkiye'nin yapısı ve "siyasi kültür"ü, "lider"i ve dolayısıyla "birey"i bu gibi durumlarda olağanüstü tayin edici önemde kılıyor. Nereden baksanız, yüzyıllarca yıllık birikimi olan "mutlakiyetçi" bir siyasi kültürün egemen olduğu bir ülke burası. 600 yıl "Padişah" vardı. Kimi zaman "Halife Sultan" sıfatıyla kavramsal otoritesini daha da pekiştirerek. Cumhuriyet dönemi, bu "siyasi kültür"ü değiştirmedi; tersine tahkim etti. "Ulu Önder" ve "Ebedi Şef"ten yola çıkarak "Milli Şef"le devam edildi... Turgut Özal'a bakın. Adeta tek başına, ANAP'ın kuruluşunda, iktidara gelişinde ve ANAP iktidarında Türkiye'nin kaderinde oynadığı rolü bir düşünün... Süleyman Demirel'in, yaşı ilerleyince "Baba"lığa "terfi ederek bu ülkenin siyasi hayatına 35 yıllık bir damga vurmuş olması nasıl açıklanabilir? En gözönündeki örnek Bülent Ecevit. Türk siyasi hayatındaki dayanıklılığı, ne "ideoloji" ne "örgüt" olarak aslında varolmayan DSP'yi yoktan varederek, milyonlarca oyun adresi haline getirmesi, bir anlamda "tek başına" değil midir? Küçük ölçekte bakıldığında, "siyasi aşiret liderleri"nin Mesut Yılmaz'dan Tansu Çiller'e, Devlet Bahçeli'ye; kendi iradeleri dışında değiştirilebilmelerinin ne kadar güç olduğu belli değil mi? Bu saptamayı daha da aşağılara, "illegal örgütler"e indirdiğinizde PKK örneği de öğretici. Abdullah Öcalan'ın yakalanmasıyla, PKK'nın nasıl güç kaybettiği ve "denklem dışı"na çıktığına kim itiraz edebilir? Aynı şekilde, Hüseyin Velioğlu'nun öldürülmesinden sonra, Hizbullah'ın böylesine palazlanabilmesi akla uygun gözükmüyor. Bunu, İran'la falan da açıklayamazsınız. Kendi içinde kıyasıya bir iktidar mücadelesi yaşayan İran'ın Hizbullah'ı "diriltecek" ve böylesine etkili işler başaracak bir yetenek ve enerjiye sahip olduğu iddiası, çürük bir tez olur. İnandırıcı olamaz. Gaffar Okkan suikastı, bu bakımdan, gerçekten çok "kafa karıştırıcı". Ancak, Gaffar Okkan, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde kafaları "aydınlatıcı" bir gerçeği ortaya çıkarttı ve en son büyük hizmetini yaptı: Devletin Güneydoğu insanına insan gibi davranmasının, Türkiye'nin birliğini sağlamakta yeterli olduğu ve olacağı... Türkiye'nin "bölünebileceği"ne dair kaygıların, iddiaların, ithamların -ne dersek diyelim "merkezi adresi" Diyarbakır şehridir. Diyarbakır, dünyanın bir numaralı ya da en önemli "entellektüel Kürt merkezi"dir. Ayrıca, 1995'ten başlayarak, yerleşim merkezlerinden sökülerek ve sürülerek Güneydoğu'nun her yanından gelen onbinlerce insanın sefalet ve öfkesinin biriktiği bir "toplumsal cephanelik"tir. Böyle bir şehirde, Gaffar Okkan isimli bir insan, hem de Emniyet Müdürü sıfatıyla, böylesine ateşli bir sevginin muhatabı olabilmişse, orada durup düşünmek gerekir. Güneydoğu insanına insan gibi davranan bir devlet görüntüsüyle, Diyarbakır'ın ve bölgenin, Türkiye'nin "birlik güvencesi" olabileceği ortaya çıkmıştır. Bir Gaffar Okkan, 12 Eylül'de ölüm ve işkencenin kol gezdiği hapishanesinin verdiği "mezunlar"la PKK'yı üreten "devletin Diyarbakır'ı"nı, onbinlerin kendisi için sevgi ve gözyaşıyla sokaklarını ve meydanlarını doldurduğu "Türkiye'nin Diyarbakır'ı"na dönüştürebilen bir "devlet"i temsil ediyor. Hep söylemiyor muyuz: asıl sorun Diyarbakır'da değil, Ankara'da...
ccandar@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|