![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Mandelson, Ersümer, suikast ve sorular...İngiltere'de Başbakan Tony Blair'in sağ kolu ve yakın arkadaşı Peter Mandelson hükümetten istifa etmek zorunda kaldı. Yok, Mandelson Enerji Bakanı değildi. Kuzey İrlanda işlerinden sorumlu bakandı ve öyle ihalelerle falan da bir ilgisi yoktu. Hintli bir iş adamının, İşçi Partisi'nin en büyük fiyaskolarından biri olan Millenyum Kubbesi (Millenyum Dom) projesi için bir milyon sterlin bağış karşılığında, İngiliz pasaportu almasına yardım ettiği söyleniyor. Şimdi hep birden, "Ne var bunda?" diyeceğinizi biliyorum. Hakikaten ne var bunda? Parayı Mandelson almamış, bir projeye bağış yapılmış. Sonra pasaport için İçişleri Bakan Yardımcısı'na, sadece telefonda rica edilmiş. Kararı da, pasaportu da onlar vermiş... Verdikleri adam ne kiralık katil ne uyuşturucu patronu ne de mafya babası... Mümtaz bir işadamı. Ama kıyamet kopuyor İngiltere'de günlerdir. Çünkü bu Peter Mandelson, her ne kadar parlak bir politikacı ve Blair'in yakın arkadaşı da olsa, pek sağlam bir ayakkabı değil... Daha önce de vukuatları var. Üç yıl önce, yine aynı hükümette yer alan zengin bir bakan arkadaşından aldığı borç parayı parlamento kayıtlarına geçirmediği için topa tutulmuştu. Aslında bazı çevrelerin tepkisini çekmesinde galiba biraz da eşcinssel olması yatıyordu. Fakat bu, onun politik kariyerinde bir soruna neden olmuş da değildi. Bir eşcinselin bakan olmasının normal karşılandığı bir ülkede, normal karşılanmayan ve bağışlanmayan şey, gerçekleri gizlemek, kamuoyunu aldatmak ve yalan söylemekti... Mandelson aldığı borcu parlamento kayıtlarına geçirmediği gibi, (Bu vesile ile İngiltere'de milletvekillerinin bu türden para ilşkilerinin kayıt altına alındığını da belirtmiş oluyoruz Türkiye için ne faydası olacaksa?) kredi aldığı bir bankayı da kandırdığı ortaya çıkınca görevinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Aradan üç yıl geçtikten sonra Blair, arkadaşını, Kuzey İrlanda'daki barış süreci devam ederken, Kuzey Irlanda Bakanlığına getirmişti. Mandelson'u şimdi yeniden istifaya mecbur eden şey, kuşkusuz Hintli işadamına pasaport için aracılık etmesi değildi. Bu ilşkiyi kamuoyundan gizlemeye çalışması ve yalan söylemesiydi. Nitekim Mandelson, günlerce İçişleri Bakanlığı'na pasaport için telefon etmediğini iddia etti. Fakat burada Başbakan olarak Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı ve parti lideri olarak da Mesut Yılmaz gibi dirayetli ve devletin menfaati ne gerektiriyorsa o yönde açıklamalar yapan liderler bulunmadığı için, yalan söylediği bizzat Başbakanlık tarafından açıklanıp, İçişleri Bakanlığı'na telefon ettiği ortaya çıkınca oyun bitti... Ersümer, pardon Mandelson -hep karıştırıyorum sanki bir ilgisi varmış gibi- bu durumda istifa etmek zorunda kaldı. Hem de istifasını en yakın arkadaşı Blair istedi... Mesele hala enine boyuna gazetelerde, televizyonlarda tartışılıyor. Bu arada, parlak politikacı Peter Mandelson'un siyasi hayatının bittiği üzerinde herkes ittifak ediyor. Şimdi, tabii İngiltere ile Türkiye'nin şartları aynı değil ama, politik ahlak, etik açısından bu olaydan bazı mesajlar alabilir, Türkiye'deki ' Beyaz Enerji yolsuzluğu' çerçevesinde Enerji Bakanı Ersümer'in konumunu değerlendirebilirsiniz. Tabii siyasi şantaj yaparak, bu meselenin Meclis'te tartışılmasını ve denetlenmesini engelleyen Başbakan ve iki ortağının sorumluluğunu da gözardı etmeden. Onlarınki ile Blair'in meseleye yaklaşımını karşılaştırarak. Mektuba burada son verip, Diyarbakır Emniyet Müdürü'nün hain bir suikast sonucu öldürülmesi üzerine bir iki şey söylemek istiyorum. Medyamız yine olaydan birkaç saat sonra failleri kesin olarak ilan etti. Eşgaller tesbit edildi, robot resimler bile çizildi!.. Kendinden menkul Hizbullah uzmanlarıyla kesin kanaatlerini doğrulatmak üzere ropörtajlar yapıldı. Daha önceki olaylarda mahcup olmalar, rezil olmalar, hatta madara olmaların yetmediği anlaşılıyor. Eğer yine, 'n'apalım devlet bizi bir kere daha aldattı' diyecekseniz, buna artık kimse inanmaz. Biraz durun ve bazı sorular sorun. Özellikle de CNN Türk'ün haber programları bir alemdi olayın başından beri. Programın adı 5N 1K, yani haber yazmanın temel kurallarının formüle edilmiş hali. Ama zahmet edip bu kurala dahi uymamalarını içim yanarak izledim. İzleyenleri bu kadar salak, geri zekalı yerine koyan bir yayıncılık anlayışı acaba dünyanın neresinde kaldı? Gönderdikleri muhabirler Diyarbakır'ı bilmiyor. Diyarbakır nasıl bir şehir? Diyarbakır'da kaç polis, kaç asker görev yapıyor? Kaç tane istibarat örgütü var? 20'nin üzerinde silahlı adamın böyle bir hazırlığı nasıl haber alınamaz? Diyarbakır'da mesela, HADEP'in ve PKK'nın her faaliyetini gizli servisler bilir mi, bilmez mi? Ne diyor bu işlerin uzmanı Korkut Eken: "Bu iş şimdiye kadar şehir içlerinde gerçekleştirilen en büyük en organize suikast. Profesyonellerin işi ve kovan sayısına bakılırsa da 20'nin üzerine silah kullanılmış." Eğer Hizbullah bu kadar büyük ve profesyonel bir organizasyonu yapabilmişse bu ayrı bir haber. O zaman Diyarbakır'daki onca güvenlik ve istihbarat birimine rağmen, Gaffar Okkan'ın uzmanlığına rağmen bu iş nasıl yapılabilir, sorusu sorulmak zorunda. Kuşkusuz sorulacak daha birçok soru var. Türkiye'de sorular insanı bir yere götürmez ama en azından yalanlara karşı insanların gözünü açabilir. Kaldı ki soru sormak da gazeteciliğin en temel görevlerinden biridir... Soru sormaya yarın da devam edeceğiz...
kduzgoren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|