YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Adam namuslu, ama çevresi ahlaksız!..

Bu "namus" kavramını da, "ahlak" olgusunu da, sonunda iyice benzettik..

Mesela çok kullandığımız bir cümle var.. Her türlü ahlaksızlığa ve kokuşmuşluğa uygun ortamı yaratan önemli kişiler için, bu cümleyi hep seslendiririz..

-O, çok namuslu bir adamdır.. Ama çevresi ahlaksızlarla dolu!..

Ya ihaleye fesat karıştırırken suçüstü yakalanan önemli kişinin çıkışlarına ne demeli?..

-Bizim için en önemli şey ahlaklı olmaktır. Kokuşmuşluk soruşturmaları nereye giderse gitsin, sonuna kadar kovalayacağız..

Bazıları da sevdikleri ve kendilerine yakın buldukları üç-kağıtçıları şöyle över..

-Hırsız, mırsız.. Ama çok iyi bir adam.. Hiç olmazsa çaldığı paraları sadece kendisine saklamıyor. Fakire fukaraya yardım ediyor.. Arkadaşlarını hiç ihmal etmiyor.

Bu çarpık anlayışlar yüzünden, "devletçilik" sisteminin kokuşmuşluklarını görmezden geliriz.. Buna karşı liberal ekonominin mütemmim cüzü olan özel girişimciliği de, "köşe dönmecilik" şeklinde görürüz..

Oysa biliyoruz ki, bütün sistemler, kokuşmuşluğa, ahlaksızlığa, rüşvete açıktır..

"Ahlaklı Düzen"in teminatı, "şeffaflık"tır, "hukuk"tur, "denetim"dir, "serbest rekabet ortamı"dır.

"Serbest piyasa ekonomisi"ne 1980'lerden beri geçmeye çalışan Türkiye, "ahlaklı düzen" konusunda, kendisinden önce bu ekonomi modelini benimsemiş ülkelerin yaşadığı deneylerden yararlanmalıdır.

Örneğin 20'nci yüzyılın başında "banka boşaltılmaları"ndan, "cep-to-cep krediler"den ve finans piyasalarındaki yolsuzluklardan çok çekmiş olan Amerika Birleşik Devletleri, bu yolda, Türkiye'ye örnek olacak sayısız adımlar atmıştır.

Bu şekilde, "şeffaflık", "kartel ve monopollerle mücadele", "haksız rekabetin önlenmesi" gibi alanlarda, mükemmele yakın ortamlar sağlanmıştır..

Kamu fonlarını veya tasarruf sahibinin mevduatın kötüye kullananlar için, Amerika bir cehennemdir.. Borsa'da "içeriden ticaret" veya "manipülasyon" gibi fiiller, 100 yıla yakın hapis cezalarını getirir faillere..

Halka açık şirketleri ele geçirip bunları hem boşaltan, hem de bunların hisse senetlerini manipüle ederek haksız kazanç sağlayan "corporate raiders"lerin son örneği, 99 yıl hapse mahkûm edilen, ünlü iş adamı Milliken değil midir?

1910'lu yıllardaki "Pujo Komitesi", 1930'lardaki "Pecora Komitesi" araştırmaları, sonunda, bugüne uzanan pekçok şeffaflık ve denetim kanununun çıkmasına sebep olmuştur.. Clayton Kanunu, Glass-Steagall Kanunu, Bank-Holding Kanunu, Patman Kanunu, bunlara örnektir..

Amerikan eğitimli bankacılarımız da, dünyaya açık politikacılarımız ve bürokratlarımız da, bunları çok iyi biliyor.

Ama en "ahlaklı" bilinenlere bile, galiba "biraz namuslu olmak" yetiyor..

Özelleştirme, hem yönetimin rasyonelleşmesi, hem devletin küçülmesi, hem yabancı sermayenin gelmesi, hem de sınai mülkiyetin topluma dağılıp, borsanın derinleşmesi için şart..

Bizde ise, "özelleştirme", eşe-dosta devlet malını dağıtmak anlamına gelen bir "ahbap-çavuş kapitalizmi"nin aracı haline sokuldu..

Tasarruf sahibinin mevduatını babasının parası gibi harcayıp, kendi işlerine ve ceplerine aktaranlardan bazıları cezaevinde, bazıları ise işlerinin başında..

Kimlerin hangi tarihte, hangi şirketlerin hisse senetlerini yükseltip sattıkları, sonra düşürüp geri aldıkları da, Borsa bilgisayarlarında..

Ama yasalar bazan işliyor, bazan işlemiyor..

Sanki bazıları, yasaların üzerinde..

Şimdi "hukuk"u ve "temizlik"i temsil eden Cumhurbaşkanı Sezer, İçişleri Bakanı Tantan, Adalet Bakanı Türk ve bankacılığın başındaki Temizel için, ciddi bir sınav dönemi başlıyor.

Artık o cümle, herkesi bıktırdı..

-O namuslu bir adamdır.. Ama çevresi ahlaksızlarla dolu!..

ŞAKA

Acaba mı desem?

Bütün kararların "merkez"de alındığı, bu kararlara herkesin uymasının zorunlu olduğu ve kararları tartışanların da "rejim düşmanı" ilan edildiği sisteme, komünistler, "Demokratik Merkeziyetçilik" derdi..

Bizde komünist sistem hiç olmadı..

Bizde sadece "Demokratik Merkeziyetçilik" var..

Bir de "Devletçilik" olsaydı, adeta komünizme benzeyecekti rejimimiz..

Yoksa "devletçilik" de, bizde var mı acaba?

SİYASET

Herkes hem "liberal", hem "demokrat"

Politikacıların işi, eskisine göre daha kolay.. 1950-90 arasındaki "sağ-sol" kavgasını hatırlayın.. Hangi sistemin daha iyi olduğuna kimse karar veremezdi.. "Sovyet modeli"ni savunanlar bile, toplumdaki genişçe kesimler tarafından haklı bulunurdu..

Ama şimdi tercihlerin tümü, "bir tane."

-Kim, "serbest piyasa ekonomisi"ni daha iyi uygulayacak?

-Kim, devleti daha hızlı küçültecek?

-Kim yabancı sermayeye daha fazla güven verecek?

Bütün partiler yelpazesinden beklenenler bunlar..

"Siyaset"e ilişkin sorular da belli..

-Kim, kokuşmuşlukla mücadele edecek?

-Kim, sivil demokrasiyi rayına oturtacak?

-Kim, halkla devlet arasındaki kaynaşmayı sağlayacak.

Herhalde kimse "ben rüşvetten yanayım" veya "ben askeri yönetim istiyorum" diyemez..

Yani, bütün partiler için temel hedefler aynı..

Adını ne koyarsanız koyun, önümüzdeki dönem, bütün partilerin "liberal görüş"e yakın olacakları bir dönem olacak.

Şu anda bu görüşü en saf ve en yüksek sesle "Liberal Demokrat Parti" ve Genel Başkanları Besim Tibuk duyuruyor..

Ama Liberal Demokrat Parti'nin işi de zor..

Önümüzdeki dönemde, bütün partiler hem liberal, hem demokrat olmak durumunda..

Yani farklılığını belirleyebilen, ipi önce göğüsleyecek..


28 OCAK 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

Mehmet BARLAS

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...