YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Uyanık olalım, arkadaşlar

Suikasttan sonra ben de herkesin düşündüğü teorileri aklımdan geçiriyor, "Eylemi bunlar yaptı" diye takdim edilen örgütü lânetliyordum. Karpuz kabuğunu aklıma düşüren Emin Çölaşan oldu. Konuyla ilgili yazısını okurken şu çarpıcı mesajla karşılaştım: "Sevgili okuyucularım, Türkiye üzerinde oynanan oyunların asla bitmeyeceğini bilelim. Terör, bu oyunun sadece bir boyutu." (Hürriyet, 26 Ocak 2001)

Yazıyı okuyunca, "Diyarbakır'daki suikast olayında bu uyarıyı hak edecek bazı yönler olması lâzım" diye düşünmeye başladım ve önce kendi kendime, sonra etrafımdakilere "Acaba ne?" diye sormaya başladım...

Bayağı kıdemli bir meslektaş, "Tüh" dedi bana hayıflanarak; "Burnumun koku alma hassasına çok güvenirdim; bu yaşta meslek sınavında çakmak beni kahredebilir..." Kast ettiği, suikasta uğrayan Emniyet müdürüyle öldüğü gün veya kısa süre önce yapıldığı anlaşılan röportajlardı herhalde.

Sabah'tan Nuriye Akman'ın röportajını gerçekleştirmesinden yalnızca iki saat sonra öldürüldü Gaffar Okkan. Röportaj bitince "Benim araçla vilâyete götüreyim" teklifinde bulunmuş Gaffar Bey; misafiri, Sabah temsilcisinin alınabileceğini düşünerek kibarca reddetmiş bu teklifi...

Şu satırlar, suikast sonrası yayımlanan röportajdan: "Söyleşi sırasında ona kendisine yönelik suikast girişimi olabileceğini söyledim. Benimle dalga geçer gibi, 'Salla bunları, salla!' dedi." Şu da aynı röportajın son cümleleri: "Askerde şehit düşen bir yakınının cenazesindeydi Gaffar Okkan. Gözü yaşlı babayı teselli ederken, 'Oğlun şehit oldu. Buna üzülmemeli mutlu olmalısın. Ben de şehit olmak isterim' diyordu. İşte o zaman, ailesi de, yakınları da, arkadaşları da anladılar Gaffar Okkan'ın kararlılığını." (Sabah, 26 Ocak 2001)

Milliyet'ten Ahmet Tulgar da, "Ölümünden kısa bir süre önce" henüz yayımlanmamış bir röportaj yapmış Okkan'la. "30 yıllık polis olan Okkan kendisini 'Türkiye'nin canlı arşiviyim. Bunun için de önemli bir hedefim' diye tanımlamış..." (Milliyet, 25 Ocak 2001)

Sabah'tan Yavuz Donat'ı, suikasta uğramadan bir saat önce bizzat kendisi aramış Gaffar Okkan; içişleri bakanlığından röportaja izin için aracılığını rica etmiş... Hıncal Uluç ise, Diyarbakırspor konusundaki tereddütlerini gidermek üzere, suikasttan sadece 24 saat önce konuşmuş kendisiyle...

Nuriye Akman'ın, "Meslek hayatımda ilk kez başıma geliyor" dediği şey, aslında, ondan daha kıdemli Yavuz Donat ve Hıncal Uluç için de geçerli olmalı. Suikasta uğrayacak biriyle son görüşenlerin birden fazla sayıda gazeteci olması 'Guinness rekorlar kitabı'na girecek çapta bir olağanüstülük... Konuştuğum kıdemli gazetecinin hayıflandığı kadar var. O da, sadece iki ay önce, TOBB ile gittiği Diyarbakır'da görüşmüş Gaffar Okkan ile; ancak ne şu sıralarda arasa iyi olacağını kimseler kulağına fısıldamış, ne de o kendiliğinde öyle bir ihtiyaç duymuş...

Oysa, bundan bir hafta önce, birbirinden çok farklı iki gazetede, 'Hizbullah' dizileri yayımlandığını görünce "Ne oluyor?" diyebilmeliydi burnu koku alan bir gazeteci. Maalesef, sözgelimi ben, içimden o soruyu geçirsem bile çok geçmeden unutuverdim. Dizilerde, "Hizbullah ölmedi, yakında yeniden başını gösterir" mesajı açıkça veriliyordu halbuki... Gaffar Okkan'ın, "Hizbullah'ın daha 26 tetikçisi var, hedefleri de benim" dediğini bile öğrenmiştik o dizilerden...

Bugünden geriye doğru baktığımda, Gaffar Okkan'la görüşüp röportaj yapan, ya da telefonla sohbet eden gazeteciler kadar, durup dururken 'Hizbullah' gibi unutulmuş bir konuyu, insanı hayretler içinde bırakan bir suikasttan hemen önce, gündeme taşıyan gazetelerin de 'burnu iyi koku alanlar ödülü'ne lâyık olduklarını düşünüyorum. Eğiliminize göre, ister 'tesadüf' isterseniz 'tevafuk' deyiniz, gerçek yine de değişmiyor: "Bazılarımızın duyargaları diğerlerimizden daha faal..." Siz benim kıskançlığıma verin: Diyarbakır emniyet müdürüyle röportaj yapmasını kendisinden kimin istediğini, önsezisi sebebiyle tebrik etmek üzere, Nuriye Akman'dan öğrenmek isterdim doğrusu...

Özellikle geçen yıl bu zamanlarda yüzleştiğimiz akıl almaz şiddet manzaralarından sonra, bugüne kadar Türkiye'de terörün her çeşidinin görüldüğünü düşünmeye başlamıştım... Ne kadar safmışım! Ülkenin en fazla polis ve asker yığınağı bulunan ilinde, en iyi korunan devlet görevlisinin, "Suikasta uğrama endişesi taşımıyor musunuz?" sorusuna muhatap olmasının üzerinden henüz bir saat bile geçmemişken, 450 merminin kullanıldığı, dört el bombası atılan pusulu bir suikasta uğraması, benim hatırlayabildiğim kadarıyla, bugüne kadar karşılaşılmış bir eylem biçimi değil. Bilenler, "Eylemi, en az 15-20 kişilik bir timin gerçekleştirmiş olması gerek" diyorlar... Bu kadar çok sayıda teröristin eylem sonrasında yer yarılıp içine girmeleri ise, dünyanın başka bir köşesinde bile kolay kolay rastlanmayacak bir durum değil mi sizce de?

Emin Çölaşan, biz okurlarını, "Türkiye oyunlarla karşı karşıya" diye iyi ki uyarmış... Aksi halde, ben, bu kadar tesadüf karşısında bile, "Sıradan bir terör eylemi işte" diyebilecektim. Oysa, şimdi, bizde yaşananları bir başka ülkede meydana gelenlerle karşılaştırma imkânım doğdu.

Yok, İtalya değil, bir başka ülke. Yarını bekleyeceksiniz...


28 OCAK 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

Taha KIVANÇ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...