![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Şaron, ABD, TürkiyeLübnan kasabı olarak bilinen (İsrailliler buldozer diyor) Ariel Şaron'un, hükümeti kuracağı garanti olmasa da seçimi kazanmış olması, zaten bitmiş gözüyle bakılan barış süreci sonrası için yeterince karamsar havanın yayılmasına yetiyor. Karamsarlığa neden olan tek başına Şaron'un seçimi kazanmış olması değil elbette. Ortadoğuda en önemli aktör olan ABD'nin başında da yeni bir başkanın olması parametrelerin değişebileceğini gösteriyor. İsrail açısından, sorunları çözmede diplomatik yolları denemekten çok "güç" kullanmaktan çekinmeyen Şaron'un barış sürecini yeniden başlatması konusunda taraflar iyice karamsar. İsrail solunun bile barış sürecinden umudunu kestiği bir ortamda Şaron'un isminin yaptığı çağrışımlar hiç de iç açıcı değil. Seçimlerin hemen ardından Washington Post, yaptığı yorumda İsrail'in en militarist kişiliği olarak gösterdiği Şaron'un bilinen politikalarında bir değişiklik olmadığı takdirde varılacak noktayı şöyle özetliyor: "Aylar belki de bir yıl sonra çıkması muhtemel kanlı çatışmayı bilmek"ten başka bir sonuç doğurmayacak. Ancak Şaron'un, bundan 20 yıl önce Lübnan işgalinde uyguladığı türden istediği gibi rahat davranamayacağı da başka bir gerçek. Askeri güç açısından her ne kadar kıyas kabul etmeyecek bir üstünlüğe sahip olsa da bu gücü topyekun savaş anlamında kullanması da kolay görünmüyor. İsrail'in izole edilmişlikten kurtulma eğilimi, yani barış karşılığı bölgesel ve global diplomatik entegrasyon sürecine girme stratejisi Şaron'u frenleyen temel açmazlardan biri. Lübnan'ı işgal eden, Filistin topraklarına ilk Yahudi yerleşim birimlerini kuran Şaron'un hareket alanı aslında hayli dar. Hem yaşı hem uluslararası konjöktür eski günlerin çok geride kaldığını gösteriyor. Hatta bazı İsrail'li gözlemciler altı ay içinde genel bir seçimin kaçınılmaz olduğunu ileri sürüyorlar. Bu durumda Şaron'un en büyük rakip olarak eski başbakan Netanyahu'nun öne çıkması büyük ihtimal. Bu durumda Şaron'un kamuoyu desteğini alacak populist politikalar uygulaması beklenir. Ayrıca Amerika Birleşik Devletlerinde iş başına gelen Bush yönetiminin Clinton döneminde olduğu kadar Ortadoğu sorununa dahil olmak istemediğinin sinyalleri gelmeye başladı bile. Bush'un en azından Clinton kadar ayrıntılarla ilgilenmeyeceği resmen açıklandı. Ancak çatışmaların en azından bu hızla devam etmesi bile ABD yönetiminin ilgisini bölgeye çekmek için zorlayacak gibi görünüyor. Filistin tarafında Şaron'un gelmesiyle tedirginliğinin artması beklenen bir durumdu. Arafat'ın bir yanda İsrail'e karşı yükselen intifada öfkesini yatıştırmak diğer tarafta "makul bir barış" gerçekleştirme arasında hassas dengelerde siyaset yürütebilme imkanı gittikçe zorlaşıyor. Hele hele Şaron'un Kudüs ve mülteciler konusunda peşin olarak uzlaşmaz tutum takınması Arafat'ın işini daha da zorlaştırıyor. Sonuç olarak Şaron ne kadar sertlik yanlısı olursa olsun hem uluslar arası konjöktür hem de bölgenin içinde bulunduğu durum ve dengeler açısından Filistinlileri askeri güç kullanarak yatıştırmasının mümkün olmadığını gösteriyor. Şaron'un elinde sınırsız ve risksiz bir askeri güç kullanım şansı da yok. Belki durumu olduğu gibi dondurup Suriye ve Lübnan'la yeni bir görüşme aşamasına girerek hem hakkında oluşan barış karşıtı imajdan kurtulmak, hem de Filistin sorunun kısa vadeli olarak gündemden düşmesini sağlamak isteyebilir. Türkiye'nin durumu
Türkiye'nin durumuna gelince; iki tarafı da idare etme politikasını daha fazla sürdürmesinin gittikce zorlaşacağı bir tercih yapmak zorunda kalacağı ortada. Türkiye, Ortadoğu'da gerilim tırmandıkça önemi artan bir ülke durumunda. Gerilim arttıkça Türkiye'ye ihtiyaç duyulmakta, bölgeye ait olduğu hatırlanmaktadır. Tansiyon düştüğü takdirde ise, Türkiye iki taraftan birini tercih etmek zorunda kalmadan geleneksel ikili tavrını devam ettirebilmektedir. Ancak bu sefer de Türkiye'nin taraflar nezdinde, uluslararası dengelerde herhangi bir faktör olarak ağırlığı söz konusu edilmemektedir. Bölgede belirleyici bir ağırlık merkezi olduğu, hatta bölge ülkesi olduğu bile hatıra getirilmemektedir. Ağırlığını konjöktürel şartlardan alan bir Ortadoğu politikasından çok tüm şartlarda bölgenin vazgeçilmez gücü olduğunu gösterecek, en azından bölge ülkesi olduğunu hatırlatacak stratejik adımlar atılmalı. Stratejik konumunu ispatlamanın en iyi yolu da bölgenin Türkiye'ye en fazla ihtiyacı olduğu bugünlerde göstereceği performansa bağlıdır. Bu performans da kimi "Ortadoğu uzmanı" bilinen kalemşörlerin bölgeye Şaron gözlüğüyle baktıkları gibi strateji geliştirilerek gösterilemeyeceği de bir gerçek.
aemre@kaynet.net.tr
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|