YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den

  Arşivden Arama

 

 

Vahim gerçekler

Susurluk kazası üzerinden dolu dolu beş yıl geçti; o kaza sonrasında ortalığa saçılan pisliğin kokuları burun direklerini kırdığı halde, konunun hukuki yönü bir türlü tatmin edici bir sona ulaştırılamadı. Kamuoyu, "Ulaşmaz da" kanaatına varmışken, İstanbul 6 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), sürpriz bir karar verdi dün: Biri Emniyet diğeri MİT görevlisi iki sanık altışar yıl, çoğu polis memuru 12 sanık ise dörder yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Bütün sanıklar, aynı kararla, kamu hizmetlerinden de men edildiler.

İlk dikkat çeken, Susurluk'un gözlere soktuğu 'Emniyetçi-mafya-siyasetçi' sacayağının iki unsurunu teşkil eden emniyetçi ve mafyanın bu karardan etkilendiğidir. Kaza geçiren otoda hayatını kaybeden emniyet müdürü Hüseyin Kocadağ ile yakın mesai arkadaşları ve özel timciler ceza aldılar; bu arada uluslararası kayıtlara 'uyuşturucu kaçakçısı' veya 'kumarhane mafyası' sıfatlarıyla geçen bazı tipler de cezaya çarptırıldılar. Cezaların ağır oluşu, 'cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak' fiili içine sokulduğu için... "Susurluk çetesi" denilenler 'çetecilikten' mahkum oldular.

Emniyetçiler ve mafya ile ilişkili tipler ceza alırken, üçlünün en önemli ayağı sayılması gereken siyasilerle ilgili herhangi bir işlem yapılmadı. Kaza geçiren otoda bulunan milletvekili o çetenin bir üyesi miydi? O günlerde adı sıkça işitilen, yasadışı tiplere yeşil pasaport, silâh ve öldürme izni verdiği bilinen şimdinin milletvekili eski emniyet görevlisi, dokunulmazlık zırhını üzerinden attığı halde, doğru dürüst yargılanmadı. Bu arada, fâili meçhul cinayetler ile sorumlu mevkideki siyasiler arasında varlığı gözlenen ilişkiler de yargı konusu olmadı. Bu önemli bir eksiklik.

Daha da önemli olan, kamuoyuna yansıyan çok sayıda resmi rapora, bir kamyon dolusu ek belgeye ve DGM'nin verdiği mahkumiyet kararlarına rağmen, Susurluk Skandalı'nın, bütün boyutlarıyla açığa çıkartılmamış olmasıdır. Meclis komisyonu akıl almaz ilişkilere ışık tuttu, başbakanlık denetleme kurulunun raporu 'devlet adına işlenmiş cinayetler' olgusunu doğruladı. Bu ilişkilerin orta yerinde bulunan hemen herkes gerçek yüzleriyle biliniyor; ancak yine de son 50 yılın tarihinin yeniden yazılmasını gerektirecek önemdeki gerçeklere rağmen, işin künhüne vâkıf olmaktan epey uzağız.

'Çeteleşme' denilen gerçeğin, 1950'li yıllarda, NATO çerçevesinde başladığı biliniyor. Sovyetler Birliği ile komşu Türkiye'de, iktidara istenmeyen unsurların geçmesi durumunda kendiliğinden harekete geçmesi beklenen sivil unsurlar sağa-sola saklanan silâhlarla desteklendiler. Bu unsurların 1954-1980 arasında hangi eylemleri gerçekleştirdikleri ayrıntılarıyla bilinmiyor; ancak, pek çok fâili meçhulden 'gayr-ı milli' komuta zincirine bağlı bu çetelerin sorumlu olduklarını tahmin etmek zor değil.

Çetelerin, 1980 sonrasının askeri yönetimi tarafından, önce ASALA karşıtı mücadelede, sonra da PKK'ya karşı kullanıldıkları da belli. Dönemin yönetimi, 'gayr-ı milli' ellerin güdümündeki çeteleri 'millileştirdi'. Susurluk kazası sonrası müthiş ünlenen bazı tetikçilerin yurtiçi ve dışında belli hedefleri imhâ etmek amacıyla kullanıldıkları anlaşılıyor. Bazı araştırmacılar, çetelerin yalnız hedef ortadan kaldırmada değil, eylemler için gerekli olan bütçe dışı mâlî kaynakların bulunması amacıyla yasadışı alanlarda da kullanıldıkları kanaatındalar. O dönemde neler olduğu bütün açıklığıyla bilinmiyor.

DGM'nin çeşitli cezalara çarptırdığı kişilerin 'çete' oluşumu yakın tarihlere ait. 1950-1980 arası 'gayr-ı milli' iken 1980 sonrasında 'millileştirilen' çeteler, 1990'dan itibaren kendi özel çıkarları için de ilişkilerini kullanmışa benziyorlar. Daha önce 'devlet' adına gerçekleştirdikleri eylemlerini, yasadışı işleri, son dönemde kendi ceplerini doldurmak amacıyla tekrarladıkları anlaşılıyor. DGM, yıllar süren yargılama sonucu, bu 'kişisel' ilişkileri cezalandırmış oldu.

Sanıkların mahkeme sonrasında dile getirdikleri "Devletin kendilerini yalnız başlarına bıraktığı" şikâyetini dikkate almak gerekiyor. Sadece son dönemle ve 'özelleşen çeteler' ile hesaplaşma, fotoğrafın bütününü gözlerden gizler. Mahkum edilen kişilerin, mahkumiyetlerine sebep olan dönemden önce yerine getirdikleri 'görevler' de mercek altına alınmalı ve devlet ile çeteler arasındaki ilişkiler bütün boyutlarıyla ortaya çıkartılmalıdır.

Susurluk ile öğrenilen gerçekler vahimdir; unutmayalım.


13 ŞUBAT 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

Fehmi Koru

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...