YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Dedenizi tanıyor musunuz?

11 Şubat 2001 Pazar günü Hürriyet gazetesinin baş sayfasinda Kanuni Sultan Süleyman portresinin altinda bir bomba patlatilmişti: "Hanedan'ın Süleymaniye Dilekçesi". Murat Bardakçı'nın imzasını taşıyan bomba haberin başlığı: "Dedemizi çekeriz." idi. Altında da şu cümle: "Esad Coşan'in Süleymaniye'ye defni gündeme gelince, Kanuni'nin torunları ayağa kalktı. Hanedan adına Ecevit'e "Coşan oraya gömülürse, Kanuni'yi çekeriz" şeklinde dilekçe yazıldı."

Haberin ayrıntılarının verildiği 23. sayfadan Ecevit'e yazıldığı iddia edilen bu dilekçenin gönderilmediğini, çünkü Cumhurbaşkanı Sezer'in vetosu sayesinde buna ihtiyaç kalmadığını öğreniyoruz. Dilekçe gönderilmemiş ama "Osmanoğlu ailesi adına Neslişah Osmanoğlu"nun kaleme aldığı "İstanbul, 10 Şubat 2001" tarihli bir "teşekkür mektubu" Cumhurbaşkani Ahmet Necdet Sezer'e yollanmış. Hızlı gazeteci Murat Bardakçı da, hemen ertesi günü, mektubu gazetesinde yayımlamış. Kendisi böylece, kutlanmaya değer bir gazetecilik başarısına imza atmış bulunuyor. Elbette, Ecevit'e yazılıp da gönderilmeyen mektupta yer alan "... büyüklerimizin mezarlarını bir başka mekâna nakledebilmemiz için gerekli izinlerin verilmesini istirham ediyoruz." cümlesini "Dedemizi çekeriz", "Dedemizi çekerdik" gibi Hürriyet okuyucusunun kolay anlayabileceği bir kılığa sokmayı da ihmal etmiyor.

Haber-yazısını "Ben... hiçbir yoruma girmiyor ve mektubun metnini yayımlamakla yetiniyorum. Okuyun ve halifelerle sultanların soyundan gelenlerin bugün neleri ne şekilde değerlendirdiklerinin yorumunu siz yapın." diye "nesnellik" taslayan cümlelerle bitiren Bardakçı, son halife Abdülmecid Efendi'nin ve ailesinin 1920'lerin sonunda Nice'te çektirdikleri bir fotoğrafın altını "Halifeden şeyhlere giyim kuşam dersi" diye "doldurmak"tan kendini alamıyor. Biz derssiz yaşamayız!

Şimdi 80 yaşında olduğu anlaşılan ve bebeklik unvanının "Devletlû İsmetlû Neslişah Sultan Aliyyetü'ş-şan Hazretleri" olduğu belirtilen muhterem hanımefendinin başbakan Bülent Ecevit'e böyle bir tehdit mektubu yazıp yazmaması bir tarafa, tehdidin gerçekleşme olasılığının güçlüğü, gülünçlüğü, başlı başına bir tuhaflık değil mi? Hele, tehdidin gerekçelerinden biri olan "büyüklerimizin... hatıralarını daha fazla muazzeb etmemek" ifadesini bir hanım sultana hiç yakıştıramadım. Belli ki, "ruhlar" ile "hatıralar" birbirine karıştırılmış. Hatıralar muazzeb olamaz, kirletilebilir.

Cumhurbaşkani'na yollandığı bildirilen teşekkür mektubunda da çeşitli tuhaflıklar var. "46 senelik iktidarı boyunca devleti sadece akıl, mantık ve bilim çizgisinde idare etmiş olan ceddimiz Kanuni Sultan Süleyman"dan söz ediliyor. Aman Allah'ım! Bütün bunlara ne gerek var? Tarihe bakmayı bilen herkes, Osmanlı sultanlarının akıllarının da, mantıklarının da, bilimlerinin de şu veya bu biçimde İslâm ile kayıtlanmış olduğunu bilir. Nitekim, Kanuni Sultan Süleyman, gazel biçiminde bir na'tında Peygamber Efendimiz'e hitaben şöyle demektedir:

Etmesen nûr-ı şerîatle münevver âlemi

Tutar idi bu cihânı ser-te-ser zulm-i dalâl

(İslâm şeriatinin nûruyla âlemi aydınlatmasaydın; sapıklığın zulmü / karanlığı, dünyayı kaplardı.)

Süleymaniye haziresinin bir "tarikat mezarlığı" hâline getirilmesinden de yakınılıyor mektupta. Öyle anlaşılıyor ki, "akıl, mantık ve bilim" ile "tarikat"in bağdaşmayacağı ihsas ediliyor. (Eyüb'e defnedilen iki merhum "profesör" unvanını nerede, nasıl aldılar; unutuluyor, nedense.) Ceddimiz Kanuni Sultan Süleyman'ın, meselâ, Halvetî şeyhi Sofyalı Bâlî Efendi'ye nasıl saygı gösterdiğini biliyoruz. Ayrıca padişahımızın cenazesinin, Belgrad'da namazı kılındıktan sonra İstanbul'a gönderilişinde görevlendirilen dört yüz kişinin içinde, aynı zamanda Bâlî Efendi'nin talebelerinden olan ve dervişleriyle birlikte orduda yer alan Şeyh Nureddin Efendizâde Muslihiddin Mustafa'nın bulunduğunu da biliyoruz.

Bu gönderilmeyen tehdit mektubunun da, gönderildiği söylenen teşekkür mektubunun da tümüyle, büyük ölçüde, hattâ bir ölçüde Murat Bardakçı marifeti olduğunu varsayarak avunabilir miyim acaba? Yoksa, dedelerini tanımama hastalığı, Osmanoğlu ailesine de mi bulaştı?

Not: Kişisel kanaatim, cenazelerin vefat ettikleri yere gömülmeleri idi.


13 ŞUBAT 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...