![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
En meşakkatli iş: Ankara'da gazetecilik
Geçen haftanın son günü Hürriyet'ten Sedat Ergin, Köşk'teki son yemeği çok güzel aktardı. Çankaya'da neler oluyor, mönülerden hareketle Demirel döneminin "geleneksel çizgisi" ve Sezer'in başlattığı "modern arayışlar"ı nasıl yorumlamak gerekir? Yemeklerin "Amerikan protokolü"ne (tabakların servis öncesinden hazır tutulması) göre mi servisi daha uygundur, "Fransız protokolü"ne (yemeklerin bir tepsi içinde masaya getirilmesi ve davetlilerin servisi kendilerinin yapması) göre mi? Yani sizin anlayacağınız, yemeklerin az biraz soğumasına hoşgörüyle mi bakılmalıdır, yoksa yemek dediğin sıcağı sıcağına mı yenmelidir? Ergin, bu ve buna benzer konu ve sorunları pek güzel anlatıyordu. "Hayatta düşünecek başka dert mi kalmadı?" dediğinizi duyar gibiyim... Eğer öyleyse çok yanılıyorsunuz! Sedat Ergin'in bu bir tam sayfalık "Yemekten notlar" olarak nitelenebilecek yazısında dikkatimizi çeken başka bir bölüm daha vardı. Ankara'da gazeteciliğin nasıl yapıldığını, başta gazetelerin Ankara temsilcileri olmak üzere başkent muhabirlerinin ne numaralar çekerek haber topladığını da bu bölümde yer alan yorumlardan öğreniyorduk. Mesela, Köşk'teki son yemek sırasında gazeteciler Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun ağzından iki çift söz almak için nelere başvuruyorlar. Ergin, yazısında bununla ilgili şu bilgileri veriyor: "Orgeneral Kıvrıkoğlu, önceki akşam Çankaya Köşkü'ndeki yemekten önce gazetecilerin Fenerbahçe-Galatasaray maçıyla ilgili sorularına da muhatap oldu." Yine Ergin'den öğrendiğimize göre, Kıvrıkoğlu, (koyu bir Fenerbahçeli olmasına rağmen) maçtan ümitli değil. Galatasaray'ın "iyi bir takım oyunu ortaya koyduğunu" hatırlatıp, "çok ümitli değilim" diyor. Tekrar Ergin'i dinleyelim: "Yemek saat 9.30 sularında sona erdiğinde, maçın ikinci devresi başlamak üzereydi ve ilk yarının Fenerbahçe'nin 3-1 üstünlüğüyle biten sonucu Kıvrıkoğlu'nun tahminini boşa çıkartacak nitelikteydi. Kıvrıkoğlu'nun Köşk'ten eve dönünce maçın ikinci yarısını izleyip izlemediği bilinmiyor. Ancak Fenerbahçe'nin penaltı atışlarıyla 7-6 kazandığı maçın sonucu kendisinin karamsarlığını dağıtmış olmalı."(!) Ergin'in (eğer laf olsun diye yazılmamışsa) insanın kafasını karıştıran bu satırları acaba gerçekte başka bir şeyler mi ima etmek istiyor? Eğer bu satırların bâtıni bir anlamı yoksa, bütün bu lafları etmenin ne gibi bir anlamı olabilir? Kıvrıkoğlu'nun "maçın ikinci yarısını izleyip izlemediği bilinmiyor" gibi epeyce esrarengiz bir cümlenin burada ne işi var? Bunun "bilinmeyecek" ne yanı olabilir; pek tabii ki koyu bir Fenerbahçeli olan Kıvrıkoğlu da "eve dönünce" her futbol sever gibi maçın ikinci yarısını izlemiştir... Köşk'teki son yemek aynı gün Radikal'den İsmet Berkan'ın yazısının da konusuydu. Berkan'ın içinde yemeğe kadar geçen "devlet günü"nün de özetlendiği bu yazısında "Ankara gazeteciliği" hakkında çok daha fazla bilgi vardı. Berkan, yazısına, sabah saatlerinde Ecevit ile yaptığı görüşme hakkında bilgi vererek başlamış. Yarım saatlik bu görüşmenin, Başbakan'ın gazetecilere Esat Coşan'ın "Neden yurtdışındaymış, biliyor musunuz?" şeklindeki sorusuna cevap aramakla geçtiği anlaşılıyor? (Biliyorsunuz, Başbakan özellikle son günlerde -Silopi'de kaybolan HADEP'liler konusunda olduğu gibi- ülkede olup biteni gazete manşetlerinden ve gazetecilerden öğreniyor!) Berkan ve gazeteci arkadaşları sonra (burası da uzun hikaye ama aktarmaya gerek yok) Hüsamettin Özkan ve Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Sağar'la görüşüyorlar. Bu görüşme tam iki saat sürüyor. Arada Maliye Bakanı Sümer Oral da geliyor. Fakat inanır mısınız, bu uzun (iki saat) görüşmede neler konuşulduğu hakkında yazıda tek bir cümle yok! Okurlar olarak, sadece ve sadece, Berkan ve gazeteci arkadaşlarının Özkan ve arkadaşlarıyla "iki saat" görüştüğünü öğreniyoruz... Berkan ve arkadaşları bu "iki saat" süren toplantıdan CNN Türk'deki Ankara Kulisi programının çekimi için izin isteyip ayrılıyorlar. (Yani bu çekim işi olmasa Özkan ve arkadaşlarıyla görüşme daha da sürecek.) Ayrılmak zorundalar. Çünkü akşam Köşk'teki yemekte (yani Sedat Ergin'in sözünü ettiği yemekte) bulunmak istiyorlar. İsterseniz, Köşk'teki son yemeği bu kez de İsmet Berkan'dan dinleyelim: Berkan, Köşk'ün kapısından girer girmez, Devlet Bakanı Fikret Ünlü ile karşılaşıyor. O akşam herkes Esat Coşan'la ilgili hükümet kararnamesini konuştuğundan, Ünlü bir ara Berkan'a "Sen olsaydın imzalamaz mıydın?" diye soruyor. Bence bu sahne akşamın en önemli sahnelerinden birisi. Berkan, "imzalamayacağını" söylüyor. Fikret Ünlü'nün bu cevaba cevabı da şöyle: "Bakan olsan imzalardın"(!) Salonda bulunan bütün gazeteciler gibi Berkan'ın arzusu da Org. Kıvrıkoğlu'nda bir açıklama almak. Fakat ne mümkün: "Biz aramızda bunları konuşurken Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu salona girdi. Ve aramızdan 'iyi akşamlar' diyerek geçti, gitti. Bu, Kıvrıkoğlu'nun sohbet istemediğinin ilk deliliydi. Ama biz gazeteciler yılmadık, onu izledik." Gazetecilerin Kıvrıkoğlu'nu "yılmadan" izlemeleri nasıl mı oluyor? Şöyle: "Salonun öteki ucunda Orgeneral Kıvrıkoğlu ve eşi, Meclis Başkanı Ömer İzgi ve eşiyle sohbet ediyordu. Etrafta mevzilendik, öncü kuvvet olarak da Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ı gönderdik. Ama Balbay bir türlü araya girip soru soramıyor. (...) Fakat Orgeneral Kıvrıkoğlu konuşmuyor. Cevap niteliğinde ses bile çıkarmıyordu. Bu ısrar bir süre devam etti, sonunda komutan konuşmak istemediğini belli eder tarzda 'Bana sormayın, siyasilere sorun' niteliğinde tek cümlelik bir cevap verdi. Ben Orgeneral Kıvrıkoğlu'na yaklaşıp 'Maçı izleyecek misiniz?' diye sorduğumda komutan, 'Yaa, aklım orada ama ne yaparsınız' diye söze başladı ve..." (Görüldüğü gibi, Kıvrıkoğlu'nun "eve dönünce" maçın ikinci yarısını izleyip izlemediği, Sedat Ergin'in ifade ettiği gibi o derece "bilinmeyen" bir şey değil!) İşte böyle... Siz de görüyorsunuz ki, Ankara'da gazetecilik yapmak çok meşakkatli bir iş... Ya bir de Galatasaray-Fenerbahçe karşılaşması olmasaydı?
kbumin@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|