![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Yolsuzlukların takibinde gevşek mi davranılıyor?Sanki yolsuzlukların üzerine ciddiyetle gidilmiyor... Kamuoyunda bir tereddüt oluşmaya başladı."Acaba işi savsaklıyorlar mı?" sorusuna bugünlerde sıkça muhatap oluyoruz. Hukuki durum
Bakın, İhlâs Finans'ın da, tıpkı Etibank ve Bank Kapital gibi faaliyetine son verildi. Bu işin henüz başlangıcı. Bankalar Kanunu'nun 14'üncü maddesi çok açık: 3'üncü fıkraya göre, yükümlülüklerini yerine getirmeyen, faaliyetlerine devamı mevduat sahiplerinin hakları ve malî sistemin istikrarı bakımından tehlike arzeden banka, Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu tarafından, Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu'na devrediliyor. 4'üncü fıkra ise, bir bankanın yönetimi ve denetimini elinde bulunduranlar, banka kaynaklarını kendi lehlerinde kullanırsa veya bankayı bu surette zarara sokarsa, Kurul'un bankanın Fon'a devredilmesi kararını vereceğini öngörüyor. 14'üncü madde, Türk Ceza Kanunu'nda mevcut olan zimmet suçunun bir benzerini tarif ediyor. Müeyyidesi de, gene Bankalar Kanunu'nun 22'inci maddesinde yer alıyor. 22'inci madde, suç ağırlıklarına göre çeşitli cezalar tesbit ediyor: "...Banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları, görevleri dolayısıyla kendilerine tevdi olunan ve muhafazaları, denetim ve sorumlulukları altında bankaya ait para veya sair varlıkları zimmetlerine geçirirlerse, altı yıldan oniki yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılacakları gibi, bankanın uğradığı zararı da tazmine mahkûm edilirler. Bu fıkrada gösterilen suç, bankayı aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmişse, faile 12 yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın üç katı ağır para cezası verilir. Zararın, kovuşturma yapılmadan önce tamamının ödenmiş olması halinde, cezaların yarısı; ödeme, hükümden önce gerçekleştirilmiş ise, üçte biri indirilir." Tezvirat
Bu durumda, borç ödense dahi cezadan kurtulmanın kabil olmadığı çok açık. Banka veyahut finans kuruluşunun kaynaklarını kendi firmaları lehine kullanan kişi, emniyeti suiistimal ve zimmet suçunu işlemiş oluyor. Ama nedense, İstanbul'da tezvirat almış yürümüş. Etibank hakkındaki murakıp raporlarının kasten geciktirildiği anlatılıyor. Biz de, dilimizin döndüğü kadar izah etmeğe gayret ediyoruz. Bankalar Kanunu'nun 22'nci maddesi çerçevesinde, "Borç ödense dahi kurtuluş yok" diyoruz. Bu defa, "ya murakıp raporları, konunun üzerini örtecek biçimde tanzim edilirse!" sorusuyla karşılaşıyoruz. Peki, eski murakıp raporları ne olacak? Bir süre önce çarşaf çarşaf Yeni Şafak'ta yayınladık. Back to back kredileri açıkladık. Bir kişi veyahut bankaya para aktarıp, sonra aynı miktardaki meblağın Etibank bünyesindeki şirketlere kullandırıldığını söyledik. Hatta Sabah ve ATV'de çalışanlara bile, sözüm ona kredi verilmiş, ama aslında belirli bir oranda komisyon ödemek suretiyle, para gene Dinç Bilgin'in şirketlerine dönmüş. Mevcut murakıp raporları hile ve hurdayı bütün açıklığı ile ortaya koyarken, pisliğin üzerini örtmek mümkün mü? Sonra bu işin takipçisi olanlar var. O bakımdan müsterihim. Özkan'ın durumu
"Hüsamettin Özkan kolluyor. Aydın Doğan kolluyor. Dolayısıyla Dinç Bilgin'e kimse dokunamaz" diyenler yanılıyor. Hüsamettin Özkan'la çok yakın olduklarını ileri sürenler, büyük ihtimalle zaten doğru konuşmuyor. Sözüm ona Özkan ve Zafer Mutlu, Ankara'dan İstanbul'a aynı otomobilde gelmişler!!! Babıâli bu iddia ile çalkalanıyor. Özkan'ın böyle bir tedbirsizlik ve hata yapacağını hiç tahmin etmiyoruz. Süngüyü dik tutmak için onun ismini kullananlar var. Enerji operasyonu
Beyaz Enerji Operasyonu'nda da ilerleme, pek hızlı gerçekleşmiyor. Aslında, bir an önce Mavi Operasyon'a sıra gelmeli. Bir süre önce, Yeni Şafak, Botaş Yönetim Kurulu toplantılarının zabıtlarını yayınlayarak, dikkatleri bu noktaya çekmek istedi. Botaş'ın Yönetim Kurulu toplantısında, Öztaş, Haznedaroğlu Stroytrangaz (OHS) konsorsiyumunun, Samsun Ankara boru hattı için vermiş olduğu fiyatın, Doğu Anadolu doğalgaz boru hatlarına göre, çok yüksek olduğu belirtiliyor. Sheraton Oteli'nde, Botaş Yönetim Kurulu üyeleri Kutluhan Çınbay ve Nadir Bıyıkoğlu ile Tumaş Genel Müdürü Çetin Atuk arasında bir konuşma cereyan ediyor. Bu konuşma da, Botaş Yönetim Kurulu zabıtlarında yer alıyor. İddiaya göre, Tumaş Genel Müdürü Çetin Atuk, "Biz 394 milyon dolar hedef tesbit etmiştik. Botaş'tan talep gelince, % 25 arttırdık" diyor. Pahalı fiyatın kendi kusurları olmadığını izah ediyor. Neden Çetin Atuk'tan, açıklayıcı bilgi alınmıyor? Bir başka usulsüzlük de şu: Botaş ile Gazprom arasındaki Doğalgaz Alım Satım Anlaşması'nın 18.1, 18.2 ve 18.3'üncü maddelerinde, Ankara Samsun hattını yapan müteahhide avansın, ancak Karadeniz altından geçişin gerçekleşmesiyle verilmesinin mümkün olduğu ifade ediliyordu. Gazprom, Karadeniz geçişi ile ilgili taahhütlerini 9 aya yakın bir süredir yerine getirmemişti. Mukaveleye göre, bu durumda, Ankara-Samsun Hattı'nı inşa eden konsorsiyumla avans ödenemezdi. (11 Haziran 1999 tarihli Botaş Yönetim Kurulu kararı.) Botaş'ın 16 Haziran 1999 tarihli Yönetim Kurulu'nda ise, bu avansın, alınacak teminat mektubu karşılığında ödenmesi kararlaştırılıyor. 52 milyon dolar, -gizli tutulan ve şartları kamuoyundan saklanan- mukavelenin 18'inci maddesine aykırı olarak, Öztaş-Haznedaroğlu şirketine ödeniyor. Benim merak ettiğim bir husus mevcut: Botaş Yönetim Kurulu'nun 11 Haziran 1999 tarihli kararında, Karadeniz altından geçişin 9 ay geciktiği kaydediliyordu. Daha sonra, 16 Haziran 1999'da 52 milyon dolarlık avansın verilmesi kararlaştırılırken, mukavelenin 18'inci maddesinde belirtilen hususların en geç üç ay içinde yerine getirilmesi, (Karadeniz altından geçişin finansmanının temini, ve inşaatının başlaması) isteniyordu. Acaba şu anda, Karadeniz altında boru hattı inşaatına başlandı mı? Başlanmadıysa alınan teminat mektubu nakde çevrildi mi? Orman Bakanlığı
Orman Bakanı Nami Çağan, bana bir yazı göndererek, Mavramoloz Ormanı'nda 10 bin ağacın kesildiğini belgelerle ispat eden Başmüfettiş İbrahim Ekren'i suçluyor. "Ekren, gizli belgeleri size sızdırmış" diyor. Oysa, İbrahim Ekren'i tanımam. Ama Orman Bakanlığı izin verdiği takdirde, bu kişinin konuşması ve gerçeklerin aydınlığa çıkması mümkündür. Eğer, bakan Nami Çağan, Doğal Sit Alanında ağaç kesilmediğinden eminse, suskun kalma mecburiyeti bulunan İbrahim Ekren'e hücum etmek yerine, onun açıklama yapmasına imkân tanısın. Evet Başmüfettiş Ekren'in raporundaki bilgiler elime ulaştı; ama bir başka kanaldan. Bu raporda, yeminli bilirkişiler, Doğal Sit alanında ağaçların kesildiğini beyan ediyorlar. Ayrıca Sarıyer Orman İşletme Şefi ve Muhafaza memuru, kesimler ile sökme işlemlerinin tarihlerini belgeleriyle açıklıyor. Eğer bilirkişiler dinlenir ve Başmüfettiş Ekren'e konuşma izni verilirse, ağaçların 15.11.1995 tarihindeki Doğal Sit kararından sonra kesildiği, İstanbul III No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na ise, "Doğal Sit kararından önce ağaçlandırılması öngörülmeyen açıklık alan" diye arazi hakkında yanlış ve yanıltıcı bilgi verildiği anlaşılacaktır. Vakıf Üniversitelerine -kamu yararı gerekçesiyle- orman arazisi tahsis edebilmek için, civarda üniversite inşa etmeğe elverişli başka bir saha bulunmamalı. Bu husus, açıkça, hem Yönetmelik ve Uygulama Talimatı'nda, kamu yararı kriterleri arasında belirtiliyor, hem de müfettiş raporunda haksız tahsisin gerekçelerinden birini oluşturuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Avcılar ve Kurtköy'ü, İstanbul'da, vakıf üniversitelerinin kurulabileceği sahalar olarak tesbit ettiğine göre, kamu yararı gerekçesi ortadan kalkmış olmuyor mu? Nami Çağan, Yönetmelik ve Uygulama Talimatı'nda yer alan kamu yararı kriterlerini acaba okumadı mı? Çağan, kamu kurum ve kuruluşlarına verilen iznin, devrinin, bakan onayı ile, sadece kamu kurum ve kuruluşlarına yapılabileceğini; dolayısıyla, önce araziyi Milli Eğitim Bakanlığı'na tahsis etmenin, sonra da Millî Eğitim Bakanlığı tarafından vakıf üniversitesine devrini sağlamanın yönetmelik hükümleriyle çeliştiğinin farkında değil mi? Suç duyurusu
Bu tahsisler Nami Çağan tarafından yapılmadı. Ama nedense Çağan, meselenin üzerine gitmek yerine, Danıştay kararının beklendiğini ileri sürüyor. Oysa Danıştay, meselenin, tahsis ile ilgili hukuki yönünü ele alıyor. Orman Bakanlığı'ndaki Başmüfettiş raporu ise, orman tahribi ve 10 bin ağacın kesilmesi iddiası ile ilgili. Çağan bana cevap vereceğine, bilirkişileri ve Başmüfettiş Ekren'i dinlesin; Orman Kanunu'nun 79'uncu ve 84'üncü maddesi, ormanlara kanun dışı yollardan müdahalenin önlenmesi yönetmeliği ve mevzuatı gereği, hemen Cumhuriyet Savcılığı'na müracaatını yapsın. Türkiye'de bir yandan yolsuzlukların üzerine gidiliyor, bir yandan da sanki işler sürüncemede bırakılıyor. 1) Sıra ne zaman Dinç Bilgin ve Zafer Mutlu'ya gelecek? 2) Mavi Akım bütün boyutlarıyla ne zaman ele alınacak? 3) Orman Bakanlığı ağaçların kesilmesi hakkında ne zaman Cumhuriyet Savcılığı'na şikâyette bulunacak?
nilicak@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|