YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den

  Arşivden Arama

 

 

Demirel medyaya nasıl bakıyor?

Arada bir başka vesileyle görüşmesek bile, son beş yıldır hep aynı zamanda tekrarlanan 'Sedat Simavi gazetecilik ödülleri jürisi' görevi gereği bir yarım gün geçirirdim Nezih Demirkent'le. Toplantıya vaktinde gelir, başkanlık koltuğuna teklif edildikten sonra oturur, bazen ortaya çıkan kilitlenmeleri ustaca savuştururdu. Ağzından düşürmediği sigarası ve iç çekmeye benzer nefes daralması alâmet-i fârikasıydı. Son toplantıda, "İyi gidiyorsunuz" demiş ve kâğıtla baskı kalitesine dikkat etmemiz tavsiyesinde bulunmuştu.

Bir kalp krizi, 71 yaşında, sevenlerinden ayırdı Nezih Demirkent'i. Muhabirlikten gazete patronluğuna yükselmiş bir meslek soylusuydu. Son yıllarda, 'Salı yazıları' başlığı altında medyada karşılaştığı yanlışlıklara işaret ediyordu.

Nezih Bey, bu hafta kaleme alacağı 'Salı yazıları' için Cüneyt Arcayürek'in 'Etekli demokrasi' kitabına (Bilgi Yayınları) bir göz atmış mıdır acaba? Atmışsa, eminim, bazılarının tartıştığı gibi konunun sadece "Bir gazeteci özel görüşmelerini teybe alıp kitaplaştırmalı mı?" sorusuyla yetinmez, "Siyasiler, gizli kalacaklarını sandıkları özel görüşmelerde, medya ve gazeteciler hakkında neler demişler?" sorusuna da mutlaka değinirdi.

Dört yıl Çankaya'da başdanışmanlığını yapmış olan Cüneyt Arcayürek, kitabından anlaşıldığına göre, çok sık görüşmüş Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'le; yine anlaşıldığına göre, telefonla yaptığı görüşmeleri teybe kaydetmiş. Kitabın yarıdan fazlası, 'diyalog' başlığı altında verilen telefon konuşmalarından oluşuyor. Bunlardan bir bölümü medya mensupları hakkında...

Süleyman Bey'in dikkati çok satan gazeteler üzerinde yoğunlaşırdı. Kitapta, Zafer Mutlu'nun, Ertuğrul Özkök'ün, Aydın Doğan'ın, Sedat Ergin'in, Fatih Çekirge'nin isimlerine rastlanıyor...

Tansu Çiller'in genel başkan seçildiği kongreye gelen delegelerin bazısı, Süleyman Demirel'e, "Hayırlı olsun" demişler, o da bayramlarını kutlamış. Ertesi gün, çok satan bir gazetede, bir yazar, "Delegelerle ne konuştunuz?" diye sormuş kınayarak... O yazının çıktığı akşam, Demirel, danışmanına, "Ben ne bileyim bunların delege olduğunu yahu" diye yakınmış... Aynı yazarı, "Öyle tahrik edici şeyler buluyor ha! Cuma namazına gitmişim de Denktaş'ı kabul etmemişim. Kardeşim Cuma namazına gitmeden önce Denktaş telefon etti, 'Ben gidiyorum' dedi, veda etti" diye danışmanına şikâyet etmiş Süleyman Bey (s. 108). Aynı yazar için, bir başka vesileyle (s. 114) "Bu çocuk da bir acayip yani; bu kadar mikropluk olur" cümlesini kullanıyor Süleyman Bey...

Oysa, Demirel, kendisinden "Mikrop" diye söz ettiği o yazarla çok yakın bilinirdi; Radikal yönetmeni İsmet Berkan, daha geçen gün, "İçimizde Demirel'e en yakın odur" diye yazdı... Gece sohbetinde "Mikrop" diye anıldığını öğrenmek o meslektaş üzerinde herhalde şok etkisi yapmıştır...

'Etekli demokrasi' kitabının sayfalarında dolaşırken gözlerimin faltaşı gibi açılmasına sebep olan başka satırlarla da karşılaşıyorum.

Bir büyük gazetenin yönetmeni olan olan yazar o gün aleyhinde bir yazı yazmış Demirel'in. Akşam danışmanının telefon teybi şu sözlerini kaydetmiş: "Ben onunla 5-6 gündür konuşmuyorum. Konuşmuyorum dediğim küslük filan değil. Ararmış mı, aramamış mı sormadım. Erişemediğinden şikâyet etmiş. (..) Ben hergün onunla konuşma durumunda değilim ki canım." (s. 192)

Aynı yönetmenle nihayet konuşmuş; neler söylediğini danışmanına şöyle anlatıyor: "Yarınki manşetiniz budur dedim. (..) Hık mık hiçbir şey demiyor. Yani 'ayıp denilen bir şey var' dedim. 'Ben sizin ne yaptığınıza, ne ettiğinize karışmam. Ama koyduğunuz manşet bir ayıp yahu. Başka bir şey değil' dedim." (s. 116) Acaba cumhurbaşkanının ağzından bu sözleri işiten yönetmen, "Vay be, ben neymişim yahu!" düşüncesini aklından geçirmiş midir?

Bir gazetede aleyhinde çıkan haber ve yazılar üzerine ülkemizin en önemli medya patronunu aramış ve cumhurbaşkanına "Yok" denmiş... O gece, "Ben de yayın yönetmenini aramak istemedim" diyor Demirel; belli ki onu sevmiyor... Kızının düğününde nihayet yakalamış medya patronunu ve yayın organlarının Azerbaycan-Ermenistan ihtilâfında savaş çığırtkanlığı yapmasını eleştirmiş. "Ne kadar câhil şeyler. Düğünde, dün gece ona dedim ki: 'Siz savaş istiyorsunuz. Yapacağım. Ama ilk önce seni askere alacağım. (..) Savaş istiyor adamlar..." (s. 340).

Bir yerde de bir başyazarın kendisine hak verdiğini işitince, "Yani bana hak mı veriyor?" diye sormuş hayretle Demirel. (s. 265). Meğer başyazarın yazısının girişini okuyup "Yine aynı şey" diye düşünerek kendisine hak verilen satırları atlamış.

Metin Toker'in, "IPI başkanı Peter Galnier ülkemize gelecek" diyerek örtülü ödenekten istediği 100 milyon liranın ödendiğini (s. 368) de kitaptan öğreniyoruz. Örtülü ödenekten karşılanan uluslararası basın enstitüsü başkanı gezisi! Medyanın ahvâli için en ilginç anekdot bu.

Nezih Demirkent, eğer yazsaydı, kitaptan şu notu da aktarırdı sanırım: "Medya-başbakan ilişkilerine ışık tutan, ama yalanlanmayan bir haber: Basına 500 günde 2.6 trilyon liralık (1993) teşvik dağıtıldı. Teşviklerde aslan payı 700 milyar ile Sabah gazetesinin. Hürriyet 425 milyar liralık, Milliyet 335 milyar liralık, Türkiye gazetesi 230 milyar liralık teşvik kullandı." (s. 332).

Gece konuşmaları Demirel'in kamuoyu önünde söylediklerinden daha ilginç. (BİTTİ)


13 ŞUBAT 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

Taha KIVANÇ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...