|
Halkçı Ecevit halkı yine yaktı
Başbakan Ecevit'in MGK toplantısını terkederek başlattığı krizin faturası ağır oldu. Hem de çok ağır. Hükümete endeksli gazeteler bir gün önce kaçan dövizi "Merkez Bankası'nın taktiği gereği" bankaların yine "geri satma zorunda kaldıklarını" yazıyor.
Doğrudur. Bankalar tarafındoan talep edilen döviz, Merkez Bankası'nın ABD'deki bankalarda bulunan hesaplarından karşılanıyor. Kriz günü ABD bankaları kapalı olduğu için Merkez Bankası dövizi bir gün sonra teslim etmek şartıyla verdi. Ertesi gün bankalara döviz alacak Türk Lirası satmayan Merkez Bankası bu yolla 4.3 milyar doların Merkez Bankası'na geri satılmasını sağladı. Bu başarı mı, yoksa "ince" bir taktik mi? Başarı olsa ne olur, taktik olsa ne olur?
Bir kapris uğruna ekonomiyi rayından çıkarıp ortalığı altüst edenlerin "ağır faturası" bu kez de kendisine "Halkçı Ecevit" dedirten Ecevit tarafından geniş halk yığınlarına kesildi.
Aynen Ecevit'in 1978 yılında "beceriksiz ekonomi yönetimine sahip olduğu" günlerde olduğu gibi bu son krizden de zararlı olarak halkımız çıktı.
1978'de "ağır devletçi ekonomi politikası" yüzünden ülke yoklukların ve kuyrukların kol gezdiği bir ülke olmuştu.
Üretilen her ürünün iki fiyatı vardı. Biri etiket fiyatı ki bu fiyata mal bulmak mümkün değildi. İkincisi de "tezgahaltı" fiyatı idi. O günlerde çok parası olanlar, mal stoğu yapanlar büyük vurgun vurdular ve hanlar hamamlar sahibi oldular. O günlerde de "Halkçı Ecevit"in ekonomiyi iyi götürememesinin faturasını fakir halk çekmişti.
Bugün de aynı şey oluyor.
Ecevit'in "Denetimin denetimi mi olur?" diye başlattığı ve MGK toplantısında "doruğa" çıkardığı kriz yüzünden, Hazine ancak yüzde 144.2 gibi bir faizle borçlanabildi ve bir gecelik faiz yüzde 3000'e fırladı.
Dün, bu yazı yazılırken borsadaki çöküş devam ediyordu. Borsa 1000 puanın üzerinde değer kaybederek 8.000 sınırının da altına inmiş, ikinci seansın ilk yarısını 7.204 puanda geçmişti.
"Ekonominin faturası ağır oldu" diyoruz da bu faturayı kimin ödeyeceğini bir türlü açıklayamıyoruz. Bu faturayı her zaman olduğu gibi gene "ağzı var dili yok" halkımız, vatandaşımız ödeyecek. Kimi zaman bu fatura "artan KDV'ler" olarak karşısına gelecek, kimi zaman "olağanüstü durum vergisi" olarak. Ama her halükârda bu faturayı halk ödeyecek ve halkın ödediği bu paralar, ülkede kriz çıkartıp, gecelik faizlerin zaman zaman yüzde 5000'lere kadar fırlamasına neden olanların "kıyakçılığı" sayesinde, "bol paralarıyla yüksek faiz geliri kazanan zenginlerin" kasasına gidecek.
Ülkede "gelir dağılımı" daha da bozulacak. Gelirler arasındaki "uçurum" daha da açılacak ve ülke her an bir "sosyal patlamaya gebe" halde bir başka krizlere doğru yol alacak.
Bütün bu olumsuzluklara neden olan Başbakan Ecevit de hâlâ Cumhurbaşkanı Sezer'i suçlamaya devam edecek.
22 ŞUBAT 2001
|