![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Halkın Cumhurbaşkanı, hortumcular iktidarıŞimdi sıkı durun. Bülent Ecevit konuşuyor. Yer, TBMM. Konu, Susurluk. Tarih, 15 Nisan 1997. Yani, 28 Şubat'ta yapılan MGK toplantısından bir buçuk ay sonra. İktidarda Necmettin Erbakan başkanlığındaki Refah-DYP hükümeti var. Ve, Ecevit, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e seslenerek aynen şöyle söylüyor: "İktidarda bu olayları açığa çıkartacak irade yoktur. Çünkü iktidarda dosyaları örtbas edecek irade var. Hükümet, Susurluk olayını ve karmaşık ilişkileri kapatmak istiyor. Bu durumda, Sayın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Devlet Denetleme Kurulu'nu görevlendirmelidir!" Ecevit, aynı basın toplantısında, Susurluk olayı ile kamu bankaları arasındaki irtibatlara da dikkat çekerek, Devlet Denetleme Kurulu'nun kamu bankalarını soruşturması gerektiğine değiniyor. O sırada, TBMM'de harıl harıl çalışmakta ve rapor hazırlamakta olan Susurluk Komisyonu mevcut. Şimdiki BDDK ile paralellik kurabilirsiniz. Hani, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Devlet Denetleme Kurulu'nu çalıştırmaya karar vermesi üzerine feveran eden Ecevit, "denetimin denetimi olur mu" diye haykırmıştı ya; o tarihte Demirel'e Devlet Denetleme Kurulu'nu işletmeye çağırırken, bunun bir TBMM denetim kurulu olan Susurluk Komisyonu'nun denetimi anlamına geleceğini hiç aklına getirmemişti. Oysa aklına getirdiği şeyler var. Örneğin, "iktidar"da bazı olayları açığa çıkartacak "irade" olmayabileceğini, çünkü bazı olayları "örtbas edecek" irade olabileceğini aklına getiriyor. "Hükümet"in "karmaşık ilişkileri kapatmak istiyor" olabileceğini düşünüyor. Başta Cumhurbaşkanı Sezer, koca bir kamuoyu ve halkın ezici çoğunluğu şimdi kendi hükümeti hakkında aynen böyle düşünüyor; aynı şeyleri aklına getiriyor. Enerji yolsuzluğunun adresi, kendi hükümetinin içinde. Ecevit'in kendisinde bu yolsuzluğu açığa çıkartacak "irade" olmadığı, tersine "örtbas" edecek irade bulunduğu için, enerji yolsuzluğunu "beyazdan maviye" Silahlı Kuvvetler kovalıyor. Sezer, Devlet Denetleme Kurulu'nun kamu bankalarına el atmasını isteyince, hükümeti "bam teli"nden, Ecevit'i "sağ kolu"ndan vurmuş oldu. Halk Bankası, iki ay öncesine kadar Hüsamettin Özkan'a bağlıydı. Hüsamettin Özkan, aynı zamanda Etibank hortumlanmasının üzerine kapanmış durumda. DDK soruşturması sonucunda, Halk Bankası'ndan hortumlanan Etibank'a akıtılan paralar ortaya çıkmasın sakın. Öyle ya, kamu bankalarının "görev zararı" 20 küsur milyar doları bulduğuna göre, kim bunun sorumlusu? Özel bankalar "hortumlanıyor"; kamu bankaları ise "görev zararı"na uğruyor. Aynı şey. İkincisi için "devlet terimi" kullanılıyor. Aradaki fark bu. MGK toplantısını Ecevit-Özkan ikilisinin sabote etmesi, acaba DDK'nın soruşturmasının nereye varacaklarını bildikleri için mi? Efendim, Cumhurbaşkanı niçin hükümeti ve bazı bakanları suçlayıcı bir üslupla, meseleyi MGK'ya getirmiş?! Ecevit, dün bunu soruyor ve Sezer'in "askeri darbe"ye oynadığı imasında bulunuyor. Birçok şeyi unuttuğu gibi, bir "askeri müdahale ürünü başbakan" olduğunu unutarak. Ama sorduğu sorunun cevabı çok basit: MGK toplantısının gündeminde yolsuzluk konusu da vardı. Yolsuzluk sorumluları MGK üyesi sıfatıyla orada otururlarsa, bu konu nasıl konuşulacaktı? Ya nerede konuşulacaktı? Cumhurbaşkanı, konuyu, Ecevit ve arkadaşlarının toz kondurmadığı bir "anayasal kurul"a getiriyor. Ecevit ve arkadaşları ise, buna karşılık medya manipülasyonu ile Sezer'e karşı haya dışı bir kampanya yürütmüyorlar mı? Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığına gölge düşürmek için ellerinden geleni ardlarına koymuyorlar mı? Niçin "büyük medya"nın manşetleri, Ecevit'in Sezer'e yönelik "terbiye sınırlarını aşan" sözlerine ayrıldı? Genel yayın yönetmenliğini bir süredir fiilen Hüsamettin Özkan'ın yaptığı ve adı Etibank hortumlamasıyla birlikte anılan Sabah gazetesi neden en azgın biçimde Sezer'e saldırıyor? En canalıcı soru: Niçin halkın yüzde 85-90'ı hükümetin yazılı basın ve televizyon manipülasyonuna rağmen Ahmet Necdet Sezer'den yana? "Kriz"i sözde aşma yanlısı bir kisveye büründürtülen Ecevit, dün DSP grup toplantısında bir konuştu; sonuç: İstanbul Borsası 1588 puan kaybederek 7181'e geriledi. IMF yöneticilerinin destek beyanlarına rağmen... Dolar, 667 binden 684 bine fırladı. Gecelik faizler 7500. MGK toplantısını nümayişkar biçimde terkederek, sorumsuzca "ekonomik kriz"i tetikleyen Ecevit, tam bir "tahrip kalıbı" gibi. Adeta "benden sonra tufan" anlayışıyla ekonomiyi çökertiyor. Bir de DSP grubunda gözyaşları dökmüş. Onunla birlikte içlerinde bazı bakanların da bulunduğu DSP'liler de. Ecevit'ten sonra DSP diye birşeyin ortada kalmayacağı biliniyor. Dünkü DSP grubundaki "ayin", birkaç yıl önce Guyana'da topluca intihar eden Jones adlı meczup Amerikalının tarikatını hatırlatıyor. "Ecevit ve DSP'si sorunu", giderek bir "siyasi sorun" olmaktan çıkıp "tıbbi" yani "psikiyatrik" bir konu haline geliyor. Türkiye'yi bu ortam ve hırsızların kıskacından kurtarma mücadelesi bu. Zaman alacak. Acı çekilecek. Ama, sonu "ferah" gibi. Çünkü, "devletin başı" ile halk, bu kez aynı safta...
ccandar@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|