YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Kendi dinini ve tarihini öğrenmemenin ideolojik arkaplanı

Geçen hafta Hürriyet yazarı Serdar Turgut, Resmi Türkiye- Gerçek Türkiye karşıtlığıyla ilgili gözlemlerini ele aldığı yazılarında toplumsal gerçekliğimizin çarpıcı yönlerine ve sorunlarına bir kez daha dikkat çekti. Onun dikkat çektiği mevcut durum aslında pek çok krizin de başlıca sebebini oluşturuyor. Bu topraklar üzerinde yaşayan insanların hayret edilecek bir özelliği var; o da şu: çeşitli periyotlarla patlak veren krizlerin, sorunların temeline inmiyor sadece yüzeydeki yansımalarıyla, sonuçlarıyla meşgul oluyoruz. Derindeki sebeplerle ilgilenmediğimizden de krizleri anlamamız mümkün olmuyor. Bunları gündemden çıkaracak bir çözüm geliştiremiyoruz.

Yeni bir toplum inşa etmek arzusu var

Sadece Türkiye'ye özgü olmayan bu tavır, toplumları siyasi iktidar ve devlet erkiyle değiştirmek, modernleştirmek ve yeni bir toplum inşa etmek isteyen tüm Batı dışı toplumlarda mevcuttur. Temel çıkış noktası şu oluyor: Mevcut durum iyi değil, bunun siyasi iktidar eliyle ve zorlama ile değiştirilmesi ve Batılı parametrelerle kurgulanmış yeni bir toplum oluşturulması gerekir.

Bu durumda mevcut ilişkilerin nasıl işlediği, yapıların temelindeki değerlerin ve anlayışların ne olduğu, bunlardan hareketle rasyonel işleyen bir yapıya nasıl ulaşılacağı asla düşünülmüyor. Bir bakıma toplumun sosyolojisinden hareket edilmiyor otoriter iktidar eliyle toplum yeniden kurulmak isteniyor.

Bu durum kendisine özgü bir zihin yapısını, bir ideolojiyi, bir idare ve siyaset refleksini oluşturuyor. Neticede de otoriter, totaliter siyasi rejimler, toplumundan kopuk ve onu tanımayan bir aydınlar zümresi, halkın dışında bir burjuvazi ortaya çıkmış oluyor.

Sayın Turgut'un Türkiye'yi gözlemlemesiyle vardığı sonuçlar kısaca işte bu. Turgut şunu diyor: "Kendi dinini ve tarihini ısrarla öğrenmemeye çalışan bir toplumu bekleyen en büyük tehlike, aidiyet duygusunun yok olmasıdır..."

Turgut'un Resmi Türkiye kategorisine yerleştirdiği "laik" kesimler (bunun içerisine bürokrasiyi, siyasetçileri, gazetecileri, akademisyenleri, sanatçıları vd. dahil edebilirsiniz) içinde yaşadıkları toplumun asla ne dinini ne de tarihini öğrenmek istemektedirler. Hatta sadece dinini ve tarihini değil bizzat toplumun kendisini de tanımak ve öğrenmek niyetleri yoktur. Çünkü mevcut toplumsal gerçeklik ve bunun tevarüs edildiği tarihsel hakikat, asla bu kesimlerce bir veri ve çıkış noktası olarak kabul görmemektedir. Zaten bunun iktidar eliyle değiştirilmesi, yeni bir toplumsal ilişkilerin "inşa" edilmesi arzulanmaktadır. İlginçtir değiştirilmek istenilenin öğrenilmesi külfetine bile katlanılmamaktadır.

Toplumun iktidar eliyle değiştirilmesi hedefini gözetmek bu tavrı meşrulaştırır mı? Bana kalsa asla böyle bir sonuç vermez. Bu noktada Batıda gelişen Oryantalizm örnek verilebilir. Doğuyu sömürgeleştirmek ve değiştirmek isteyen emperyalist Batı önce bu dünyayı tanımakla ve bu iş için Oryantalizmi geliştirmekle başlamamış mıydı?

Konuya ışık tutan bir hatıra

Turgut'un yazıları ve kaygıları yıllar önce yaşadığım bir olayı hatırlamama vesile oldu. Onun tespit ve kaygılarına ışık tutacağını sanıyorum:

Seksenli yılların başlarında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde doktora öğrencisiydim. O sıralarda yayınlanmakta olan YAZKO FELSEFE dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yürüten Hasan adında bir arkadaşımız İktisat dalında doktora yapıyordu. Okuyan, tartışmalara katılan, mütecessis bir arkadaşımızdı. Bir gün kendisine şunu sordum. Dedim ki, siz nesnel olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Ama mesela hiçbir sağ veya İslami yayını takip etmiyorsunuz. Bu kesimdeki insanlarsa tam tersine nesnellik iddiasında değiller, ama sol ve hatta komünist yayınları ilgiyle takip ediyorlar. Bu bir çelişki değil mi? diye sordum.

Bana verdiği cevap gerçekten çok ilginçti. Hasan dedi ki, "yahu, arkadaş, bizim için din ve dine ilişkin değerler ölmüştür. Bu tür devri geçmiş, ölmüş ve ölmesi gereken kurumlarla, değerlerle uğraşmamız, onlarla zaman kaybetmemiz boş bir çabadır. O sebeple biz onları takip etmiyoruz!"

Bu cevap karşısında şunu söylediğimi hatırlıyorum. Dedim ki, "Hasancığım, kişisel olarak sizin için din ölmüş, dini değerler anlamını kaybetmiş olabilir. Ama siz bir sosyal bilimcisiniz. Toplumun sosyal davranışlarını anlamaya çalışıyorsunuz. Bu toplumun davranışlarında, değer ve zihin dünyasında dinin yerini nasıl görmezlikten gelirsiniz? İnanmasanız da toplumu anlamanız için öğrenmeniz gerekmez mi?"

Hasanın verdiği cevap yine ilginçti.

"İnanmadığım bir şeyi öğrenmenin bir anlamı yoktur."

Turgut'un "kendi dinini ve tarihini ısrarla öğrenmemeye çalışan toplum"un temelinde yatan işte bu ideolojik reflekstir. Eğer bu konu üzerinde düşüneceksek önce toplumun aydınlarını kendi toplumunun gerçeklerinden köşe bucak kaçırtan ideolojik refleksi sorgulamamız gerekiyor.


22 ŞUBAT 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

Davut Dursun

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...